Toplumsal Değişmede Büyük Boy Kuramlar

0
Advertisement

Toplumsal değişmeyi açıklayan büyük boy kuramlar nelerdir? Büyük boylar kuramının açıklaması, yaklaşımları, hakkında bilgi.

Toplumsal Değişmede Büyük Boy Kuramlar

Büyük boy kuramlar, toplumları bütün insanlık tarihi içinde ele alır. İnsanlığın doğuşundan günümüze kadar meydana gelen değişmeleri açıklamaya çalışır. Büyük boy kuramların amacı, insanlık tarihinin gelişme yasalarını bulmaktır. Bu kuramlardan kimi organizma, kimi evrim, kimi de diyalektik kavramı çevresinde odaklaşır.

Organizmacı modeller, uygarlık ya da kültürleri canlı organizmalar gibi doğan, büyüyen ve ölen varlıklar olarak ele alır. İnsanlık tarihi, doğan, büyüyen ve ölen toplumların tarihinden ibarettir. İbni Haldûn, uygarlık ya da kültürleri, canlı organizmalar gibi ele alan düşünürlerdendir.

İbni Haldûn (1332-1406), toplumların ilk dönemlerde göçebe yaşadıklarını, zamanla yerleşik yaşama geçtiklerini söyler. Her varlığın belirli bir ömrü olduğu gibi, devletlerin de bir ömrü vardır.

Advertisement

Bir devletin ömrü, onu kuran ailenin niteliklerine bağlıdır. İbn Haldün’a göre bir kuşağın ömrü yaklaşık 40 yıldır. Ailenin nitelikleri kuşaktan kuşağa zayıflar, yozlaşır. Bu nedenle, bir devletin ortalama ömrü üç kuşağın ömrü olan 120 yıldır. Her devlet, beş aşamadan geçer. İlk aşama, zafer ve amaçlara erişme aşamasıdır. Bu aşamada topraklar alınır, vergiler konur. Kuruluş için gerekli kaynaklar ve düzen sağlanır. İkinci aşama, egemenliğin kişiselleşmesi aşamasıdır. Bu aşamada tek kişinin nitelikleri herkes üzerinde egemen kılınır. Üçüncü aşama, özveri ve rahatlık dönemidir. Bu aşamada devlet, ekonomik açıdan güçlenir. Dördüncü aşama, barış ve huzur içinde bulunma dönemidir. Bu aşamada devlet, önceki durumunu aynen sürdürür. Bir anlamda duraklama yaşar. Fakat henüz gerileme ve çökme başlamamıştır. Beşinci aşama, israf dönemidir. Bu aşamada önceden biriktirilenler harcanır. Devlet, artık iyice ihtiyarlamıştır. Bu aşama, devletin doğal sınırıdır. Bu sınırın ötesi yoktur. Başka bir devletin ya da ailenin egemenliğine girer.

Organizmacı modeller genelde uygarlıkları ele alır. Sadece ibni Haldûn devlet üzerinde odaklaşır.

Evrimci modeller, insanlık tarihini, kendi içinden gelen birikimlerle ortaya konulan bir gelişmenin sonucu olarak görür. Bu modellere göre insanlık doğrusal bir çizgi üzerinde gelişir. Gelişme çizgisi izlenirse, insanlığın gelecekte de alacağı şekil belirlenebilir.

Herbert Spencer (1820-1903), toplumu bir organizma olarak görür. Bu organizma zamanla evrim geçirir. Toplum, bu evrim sırasında gittikçe karmaşıklaşır, yapısındaki ve parçalarının işlevlerindeki farklılaşma artar. Farklılaşma sonunda, farklılaşan parçalar arasındaki karşılıklı bağımlılık da artar. Bu gelişmeler, sanayileşmeyle birlikte gerçekleşir.

Advertisement

Spencer‘e göre evrim, yalnız gitgide artan bir çeşitlilik ve farklılaşmaya değil, aynı zamanda henüz ulaşılmamış bulunan bir mükemmelleşmeye doğru da gidiştir. Toplumlar, belirsiz düzenlerden, belirli düzenlere doğru giden bir ilerleme gösterir. Örneğin; siyasal otoritenin, statülerin belli olmadığı ilkel ve göçebe bir kavimde endüstriyel birikim ve iş bölümü yoktur. Bu toplumun nüfusu giderek artar ve toprağa yerleşme sürecine girer. Yönetenler ve yönetilenler ayrılır. Daha sonra üretim fazlasının ortaya çıkması sonucu, ticaretin gelişmesi ve düşmana karşı korunma gereksinimi duyulması gibi nedenlerle kentler ortaya çıkar. Askerler, tüccarlar, din adamları gibi farklı statüler belirginleşir. Bu farklılaşma, toplumlar geliştikçe devam eder. Toplum, tam gelişme durumuna gelince farklılaşma da en yüksek derecesine ulaşır.

Diyalektik modeller, insanlık tarihindeki her aşamanın bir sonraki aşamanın tohumlarını taşıdığını ve yeni aşamanın eskipin tam zıddı olduğunu savunur. İnsanlık tarihinin gelişmesi, her aşamanın kendi zıddını yaratacak olan nitelikleri de beraberinde getirmesine bağlıdır.

Karl Marx (1818-1883)’a göre toplumdaki değişmenin nedeni, toplumsal sınıflar arasındaki çatışmadır. Toplum, art arda gelen çeşitli aşamalardan geçerek değişir. Her aşamada çatışan taraflar değişiktir. Son aşamada çatışan güçler ortadan kalkar ve bir denge durumu ortaya çıkar.

Marx‘a göre değişme, üretim biçimine ve toplumsal sınıflar arasındaki çatışmaya dayanır. Her toplumda, çıkar ve düşünceleri birbirinden farklı olan iki sınıf vardır. Bu sınıflar arasındaki mücadele ve uyumsuzluk sosyal değişmeyi oluşturur.

Advertisement

Leave A Reply