Neşet Ertaş’ın en ünlü ve en sevilen türküsü Zahidem’in hikayesi. Neşet Ertaş Zahidem türküsü hikayesi. Arap Mustafa’nın Zahide’ye olan aşkının hikayesi.
Zahidem Türküsünün Hikayesi: Arap Mustafa ve Zahide’nin Yarım Kalan Aşkı
Türküler, Anadolu insanının yaşadığı sevinçleri, ayrılıkları, acıları ve büyük sevdaları gelecek kuşaklara taşıyan en güçlü kültürel miraslardan biridir. Bazı türküler ise yalnızca güzel ezgileriyle değil, ardında taşıdığı gerçek bir hayat hikâyesiyle hafızalara kazınır.
Zahidem de böyle bir türkü olarak kabul edilir.
Bugün eser denildiğinde çoğu kişinin aklına doğrudan Neşet Ertaş gelir. Neşet Ertaş’ın güçlü yorumu sayesinde bütün Türkiye’de tanınan ve sevilen Zahidem’in hikâyesi ise ondan çok daha eskiye, Kırşehir’in Çiçekdağı çevresinde yaşanan bir sevdaya uzanır.
Bu hikâyenin merkezinde Aşık Arap Mustafa Öztürk ile Zahide vardır.
Anlatılanlara göre yoksulluk, toplumsal şartlar ve hayatın getirdiği ayrılıklar nedeniyle birbirine kavuşamayan iki insanın hikâyesi, yıllar sonra bir türküye dönüşmüş ve Anadolu’nun ortak hafızasında yaşamaya devam etmiştir.

Zahidem Türküsünün Sözleri Kime Aittir?
Zahidem türküsünün kaynağı, Aşık Arap Mustafa Öztürk olarak gösterilir. Türkünün hikâyesi de onun Zahide’ye duyduğu sevdaya dayanır.
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde Arap Mustafa’nın 1901 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde doğduğu ve Zahide’ye duyduğu aşkı şiirlerinde işlediği belirtilmektedir. Aynı kaynak, Arap Mustafa’nın şiirlerinde “Arapoğlu” mahlasını kullandığını ve eserlerinde özellikle aşk, ayrılık, fakirlik ve çaresizlik temalarının öne çıktığını aktarır.
Bu nedenle Zahidem’i yalnızca Neşet Ertaş’ın eseri olarak değerlendirmek doğru değildir.
Neşet Ertaş, Zahidem’in Türkiye çapında tanınmasında ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında çok önemli bir role sahiptir; ancak türkünün hikâyesi ve şiir kaynağı Aşık Arap Mustafa’ya uzanmaktadır.
Arap Mustafa’ya Neden “Arap” Deniyordu?
Arap Mustafa’nın lakabının hikâyesi de oldukça ilginçtir.
Arap Mustafa’nın babasının, yörede düğünlerde ve çeşitli eğlencelerde oynanan “Koca Oyunu” adlı geleneksel oyunda “Arap” rolünü üstlendiği anlatılır. Bu nedenle babasına Arap denilmiş, daha sonra bu lakap Mustafa’ya da geçmiştir.
Dolayısıyla “Arap Mustafa” adı onun etnik kökenini ifade eden bir tanımlama değildir. Yörede kullanılan bir lakaptır ve babasının oynadığı rolle ilişkilendirilir.
Mustafa’nın hayatının ilk yılları ise oldukça zorlu geçmiştir.
Arap Mustafa’nın Çocukluk Yılları
1901 yılında Çiçekdağı çevresinde dünyaya gelen Mustafa, küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. Bir süre akrabalarının yanında büyüdü. Daha sonra çalışmak üzere Yukarı Hacı Ahmetli köyünde yaşayan Hacı Mehmet’in yanına gitti.
Henüz çocuk denebilecek yaşta hayatın sorumluluklarını üstlenmek zorunda kalan Mustafa, burada çiftçilik yaparak yaşamını sürdürmeye başladı.
Zaman içerisinde çalışkanlığı, dürüstlüğü, mertliği ve giyimine kuşamına gösterdiği özenle çevresindekilerin dikkatini çekti. Çocuk yaşta başladığı bu çalışma hayatı, onu ilerleyen yıllarda hem olgunlaştırdı hem de Zahide ile yollarının kesişmesine neden oldu.
Arap Mustafa’nın Zahide’ye Sevdası
Mustafa’nın çalıştığı evin sahibi Mehmet’in kızı Zahide, zaman içerisinde genç bir kız olarak güzelliğiyle dikkat çekmeye başladı.
Mustafa da Zahide’ye gönlünü kaptırdı.
Ancak bu sevda sıradan bir aşk hikâyesi değildi. Mustafa kimsesiz ve yoksul bir gençti. Zahide ise yanında çalıştığı kişinin kızıydı. Bu nedenle Mustafa’nın sevdiği kıza duygularını açıkça söylemesi kolay değildi.
Bazı anlatımlarda Mustafa’nın Zahide’yi istemek için ailesi aracılığıyla girişimde bulunduğu, ancak yoksulluğu nedeniyle bu isteğin kabul edilmediği aktarılır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde de Zahide’nin babasının Mustafa’nın fakirliği nedeniyle kızını ona vermeye yanaşmadığı belirtilmektedir.
Böylece Mustafa’nın içinde büyüyen sevda, dile getirilemeyen bir aşka dönüştü.
Zahide’nin de Mustafa’yı Sevdiği Anlatılıyor
Zahidem hikâyesinin en dikkat çekici ayrıntılarından biri de bu sevdanın yalnızca Mustafa’nın duygularından ibaret olmadığının anlatılmasıdır.
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde, Zahide ile Mustafa’nın aşkının karşılıklı olduğu ve Zahide’nin de Mustafa için bir türkü yaktığı belirtilmektedir. Daha sonraki araştırmalarda Zahide’nin yakın çevresinden derlenen şiirlerin de bu anlatıyı desteklediği aktarılır.
Bu ayrıntı, Zahidem’in hikâyesini daha da hüzünlü hâle getirir. Çünkü mesele birbirini sevmeyen iki insanın ayrılması değil, birbirini seven iki insanın şartlar nedeniyle kavuşamamasıdır.
Mustafa’nın Askerlik Yılları
Zaman geldiğinde Mustafa askere gitti.
Ancak bedenen köyünden uzaklaşsa da aklı ve gönlü Zahide’de kaldı. Memleketindeki arkadaşlarına mektuplar göndererek köyden ve özellikle Zahide’den haber almaya çalıştığı anlatılır.
Mustafa’nın en büyük korkusu da gerçekleşmek üzereydi.
Zahide’nin başka biriyle evlendirileceği haberini aldı.
Bazı anlatımlarda Mustafa’ya gelen haber, Zahide’nin düğününün çok yakında yapılacağı şeklindedir. Bu haber, zaten uzun süredir içinde taşıdığı aşk acısını daha da derinleştirdi.
Gurbet ellerde bulunan Mustafa için artık yapabileceği fazla bir şey yoktu.
Sevdiği kadın başka bir eve gelin gidecekti.
“Zahidem Bu Hafta Oluyor Gelin”
İşte türkünün en bilinen duygusal çekirdeği bu noktada ortaya çıkar.
Mustafa, yaşadığı çaresizliği ve Zahide’ye duyduğu özlemi şiirle dile getirdi. Türkünün anlatısında gurbet, yoksulluk, çaresizlik ve kavuşamama duyguları iç içe geçer.
Sevdiği kadının gelin olacağını uzaktan öğrenen bir insanın çaresizliği, türkünün temel duygusunu oluşturur.
Burada yalnızca bir aşkın kaybedilmesi yoktur. Aynı zamanda yoksulluğun insanın hayatındaki seçimleri nasıl etkilediği de görülür.
Mustafa’nın derdi yalnızca Zahide’ye kavuşamamaktır. Kendisini sevdiği kadına layık görmeyen toplumsal şartlarla da mücadele etmektedir.
Bu nedenle Zahidem, bir aşk türküsünün ötesinde, fakirlik, çaresizlik, gurbet ve ayrılık duygularını da taşıyan bir halk şiiri niteliğindedir.
Zahidem Türküsü Nasıl Ortaya Çıktı?
Zahidem’in ortaya çıkışı konusunda anlatılan ayrıntılar kaynaklara göre farklılık gösterebiliyor.
Yaygın anlatıya göre Arap Mustafa, askerdeyken Zahide’nin evleneceğini öğrenince yaşadığı acıyı dizelere döktü. Bu şiir daha sonra yörede söylenerek yaşamaya devam etti.
Türkünün farklı kıtalarının sonraki yıllarda çeşitli kişilerden derlendiğine ilişkin kayıtlar da bulunmaktadır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’ne göre şiirin ilk iki dörtlüğü Baki Yaşa Altınok tarafından, diğer dörtlükleri ise 1973 yılında H. Vahit Bulut tarafından Zahide’nin yakın arkadaşı Fatik’ten derlenmiştir.
Bu durum, halk türkülerinin zaman içinde nasıl değişebildiğini de gösterir. Sözlü kültürde yaşayan eserler farklı kişiler tarafından söylenebilir, bazı dizeler unutulabilir, yeni dizeler eklenebilir veya farklı varyantlar ortaya çıkabilir.
Zahidem’i Neşet Ertaş Nasıl Tanınır Hâle Getirdi?
Zahidem’in bütün Türkiye’de tanınmasını sağlayan en önemli isimlerden biri Neşet Ertaş oldu.
Ertaş’ın yorumu sayesinde Kırşehir yöresinde bilinen bu hikâyeli türkü, çok daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
Neşet Ertaş’ın Zahidem’i yorumlaması, eserin yalnızca bir köy veya yöre hikâyesi olarak kalmamasını sağladı. Onun bozlak geleneğinden gelen güçlü yorumuyla eser, Türkiye’nin dört bir yanında dinlenmeye başladı.
Bazı kaynaklarda Neşet Ertaş’ın türküyü düzenleyip bestelediği ve plağa aldığı aktarılırken, akademik nitelikteki kaynaklarda Arap Mustafa eserin kaynağı olarak gösterilmekte ve Neşet Ertaş’ın türküyü seslendiren önemli isimlerden biri olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle eserin “Neşet Ertaş tarafından yazıldığı” şeklindeki ifade yerine, “Aşık Arap Mustafa’nın şiirinden kaynaklanan, Neşet Ertaş’ın yorumuyla geniş kitlelere ulaşan türkü” demek daha isabetlidir.
Zahidem Türküsünün Hikâyesinde İzmir Ayrıntısı
Zahidem’in bazı anlatımlarında Arap Mustafa’nın daha sonra İzmir’e çalışmaya gittiği ve burada para kazanarak Zahide’ye kavuşma umudunu sürdürdüğü aktarılır.
Bu anlatıya göre Mustafa, gurbet hayatında da Zahide’yi unutmaz ve memleketten gelen kişiler aracılığıyla onun hakkında haber almaya devam eder.
Ancak beklediği haber iyi değildir.
Zahide artık evlenmiştir.
Mustafa’nın uzun süre kurduğu gelecek hayali böylece tamamen yıkılır.
Bu ayrıntı, türkünün içinde geçen “gurbet” temasının neden bu kadar güçlü olduğunu anlamak açısından da önemlidir.
Zahide’nin Hayatı ve Sonraki Yıllar
Zahide’nin daha sonra başka biriyle evlendiği ve hayatını Yukarı Hacı Ahmetli çevresinde sürdürdüğü anlatılır.
Bazı yerel derlemelerde Zahide’nin sağlık sorunları nedeniyle 1965 yılında hayatını kaybettiği, Arap Mustafa’nın ise 1966 yılında vefat ettiği aktarılır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü de Zahide’nin 1965, Arap Mustafa’nın ise 1966 yılında öldüğünü ve iki ismin Yukarı Hacı Ahmetli köyünde yan yana defnedildiğini belirtmektedir.
Böylece hayattayken kavuşamayan iki insanın hikâyesi, ölümden sonra yan yana bulunan mezarlarıyla da hafızalarda yer etmiştir.
Bu ayrıntı, Zahidem’in hikâyesini Anadolu’da anlatılan en hüzünlü aşk hikâyelerinden biri hâline getiren unsurlardan biridir.
Zahidem Türküsünde Anlatılan Asıl Duygu Nedir?
Zahidem’in bu kadar uzun süre unutulmamasının nedeni yalnızca hikâyesinin gerçek kişilerle ilişkilendirilmesi değildir.
Türküde anlatılan duygu, aslında çok daha evrenseldir:
Sevdiğine kavuşamamak.
Bir insanın sevdiğini kaybetme korkusu, gurbet, yoksulluk, çaresizlik ve kader karşısında elinden bir şey gelmemesi, türkünün temel duygusunu oluşturur.
Bu nedenle Zahidem’i dinleyen herkes kendi hayatından bir parça bulabilir.
Neşet Ertaş’ın bir röportajda söylediği aktarılan “Meğer herkesin bir Zahide’si varmış.” sözü de bu noktada anlam kazanır.
Çünkü “Zahide” burada yalnızca hikâyedeki kadının adı değildir. Kavuşulamayan bir sevgiyi, geçmişte kalan bir aşkı veya insanın içinde taşıdığı eski bir yarayı temsil eden bir sembole dönüşmüştür.
Zahidem Türküsü Gerçek Bir Hikâye mi?
Zahidem’in hikâyesi halk arasında uzun yıllardır gerçek bir aşk hikâyesi olarak anlatılmaktadır. Ayrıca farklı dönemlerde yapılan yerel derlemelerde Arap Mustafa’nın ailesinden, Zahide’nin yakınlarından ve yöre halkından bilgiler toplanmıştır. Bu nedenle hikâyenin yalnızca sonradan oluşturulmuş romantik bir anlatı olduğunu söylemek doğru olmaz.
Öte yandan hikâyenin bazı ayrıntıları farklı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır.
Örneğin Mustafa’nın Zahide’yi ne zaman ve nasıl istediği, İzmir’deki çalışma dönemi, türkünün ilk kez nasıl yazıya geçirildiği ve bazı kıtaların nasıl ortaya çıktığı konusunda çeşitli anlatımlar vardır.
Bu nedenle Zahidem’in hikâyesini anlatırken kesin olarak belgelenmiş bilgilerle yöresel anlatıları birbirinden ayırmak gerekir.
Zahidem’in Derlenmesi ve Sözlü Kültürde Yaşaması
Zahidem’in bugün bildiğimiz biçimine ulaşmasında derlemelerin de önemli bir yeri vardır.
Kaynaklarda 1968 yılında Çiçekdağı’nın Beşikli köyünde Mehmet Koç’un, Zahidem’i Arapoğlu Mustafa Öztürk’ün ağzından derlediğine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Daha sonra H. Vahit Bulut’un 1973 yılında yaptığı araştırmalarla türkü ve hikâyeye ilişkin farklı bilgiler kayıt altına alınmıştır.
Bu çalışmalar sayesinde sözlü kültürde yaşayan hikâye ve şiirlerin önemli bölümleri yazılı kaynaklara aktarılmıştır.
Böylece Arap Mustafa’nın Zahide’ye duyduğu sevda yalnızca köy halkının hafızasında kalmamış, sonraki kuşaklara da ulaşmıştır.
Zahidem Türküsü Neden Bu Kadar Sevildi?
Zahidem’in sevilmesinde birkaç unsur bir arada bulunur.
İlk olarak hikâyesi güçlüdür. Dinleyici, türkünün arkasında gerçek insanların bulunduğunu düşündüğünde sözlerin anlamı daha da derinleşir.
İkinci olarak türküde yalnızca aşk değil, gurbet, yoksulluk, ayrılık ve çaresizlik de vardır.
Üçüncü ve belki de en önemli unsur ise Neşet Ertaş’ın yorumudur. Ertaş’ın sesi, sazı ve bozlak geleneğine dayanan kendine özgü söyleyiş biçimi, Zahidem’in duygusunu geniş kitlelere taşımıştır.
Bu nedenle Zahidem, zaman içinde yalnızca Kırşehir yöresine ait bir türkü olmaktan çıkmış, Türk halk müziğinin tanınan eserlerinden biri hâline gelmiştir.
Zahidem’in Hikâyesinden Geriye Ne Kaldı?
Arap Mustafa ile Zahide’nin hikâyesinde mutlu bir kavuşma yoktur.
Biri sevdiğine kavuşamadan hayatına devam eder, diğeri başka biriyle evlenir. Ancak onların yarım kalan hikâyesi, yıllar sonra bir türkü aracılığıyla yaşamaya devam eder.
Belki de Zahidem’i özel kılan şey tam olarak budur.
İki insanın hayatında sona eren bir aşk, türkü sayesinde yüz yılı aşan bir zaman boyunca yaşamaya devam etmiştir.
Arap Mustafa’nın Zahide’ye duyduğu sevda, Neşet Ertaş’ın yorumuyla milyonlarca insanın dinlediği bir esere dönüşmüş; böylece Çiçekdağı’nın bir köyünde yaşanan yarım kalmış bir aşk, Anadolu’nun ortak hafızasının parçası hâline gelmiştir.
Kısaca Zahidem Türküsünün Hikâyesi
Zahidem, Kırşehir’in Çiçekdağı yöresinde yaşayan Aşık Arap Mustafa ile Zahide’nin kavuşamayan aşkını anlatan, kaynağı Arap Mustafa’ya dayanan bir halk türküsüdür. Küçük yaşta kimsesiz kalan Mustafa, çalıştığı ailenin kızı Zahide’ye âşık olur. Ancak yoksulluğu ve dönemin toplumsal şartları nedeniyle bu aşkın önünde büyük engeller vardır.
Mustafa askere gittikten sonra Zahide’nin başka biriyle evleneceğini öğrenir ve yaşadığı büyük acıyı şiirle dile getirir. Bu şiir zaman içerisinde yörede söylenerek yaşar, farklı kişiler tarafından derlenir ve çeşitli varyantları ortaya çıkar.
Yıllar sonra Neşet Ertaş’ın güçlü yorumuyla Zahidem çok daha geniş kitlelere ulaşır. Böylece Arap Mustafa’nın yarım kalan sevdası, Türk halk müziğinin unutulmayan eserlerinden biri hâline gelir.
Bugün Zahidem’i dinlediğimizde yalnızca bir türküyü değil, yoksulluğa, ayrılığa, gurbete ve kavuşamamaya rağmen unutulmayan bir sevdanın hikâyesini de dinleriz.
.
1 Yorum
çok güzel