Ağız İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları – İçinde Ağız Geçen Deyim

7
Advertisement

Ağızla ilgili deyimler ve anlamları, konuşmak ile ilgili deyimler nelerdir? Bu deyimlerin açıklamaları ve anlamları. Deyimler ve anlamları sözlüğü.

Ağız İle İlgili Deyimler ve Anlamları

Ağız İle İlgili Deyimler ve Anlamları

* (birine) ağzının payını (ölçüsünü) vermek
verilen karşılıkla bir kimseyi söylediğine veya yaptığına pişman etmek: “İyi oldu ağzının payını verdiğim, artık bana karşı daha dikkatli olur.” -A. Ümit.

* (birini) ağzına baktırmak
kendini zevkle dinletmek.

* (birinin) ağzına bakakalmak
sözlerine hayran olmak.

Advertisement

* (birinin) ağzına bir parmak bal çalmak
birini tatlı sözlerle veya çeşitli hediyelerle bir süre için kandırmak, oyalamak: “Hürriyet, müsavat diye herkesin ağzına bir parmak bal çaldılar.” -H. R. Gürpınar.

* (birinin) ağzına sakız olmak
dedikodusuna konu olmak.

* (birinin) ağzına tükürmek
hakaret ederek uyarmak.

* (birinin) ağzından
1) birisinden dinleyerek: Bu şiiri Âşık Veysel’in ağzından yazdım. 2) adına.

Advertisement

* (birinin) ağzından kapmak
1) birinin bildiği şeyleri, ustalıklı konuşmalarla ona sezdirmeden öğrenmek: “Bütün bu lafları harfi harfine Fatma Hanım’ın ağzından kapmış, bana kendi sözleri imiş gibi tekrar ediyor.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) birinin konuşmasını keserek kendisi söze başlamak.

* (birinin) ağzından lokmasını almak
birinin hakkı olan şeyi ondan almak.

* (birinin) ağzını bağlamak
bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak: “Ortağım burada kocama basmış büyüyü, basmış büyüyü. Dilini, ağzını bağlamış adamcağızın.” -R. N. Güntekin.

* (birinin) ağzını bıçak açmamak
üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak: “O gittiği günden beri Zeynep kadının ağzını bıçak açmıyor.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

Advertisement

* (birinin) ağzını dilini bağlamak
birini konuşamaz duruma getirmek: “O şıllık basmış büyüyü, adamcağızın ağzını dilini bağlamıştı.” -R. N. Güntekin.

* (birinin) ağzını kapamak
kendisine çıkar sağlaması için bir kimseyi susturmak.

* (birinin) ağzını kullanmak (satmak)
birinin söylediklerinin aynısını söylemek.

* (birinin) ağzını tıkamak
sözünü kesmek, susturmak.

* (birinin) ağzının içine bakmak
1) ne söyleyeceğini beklemek; 2) onun sözüne göre davranmak.

Advertisement

* (birinin) ağzının içine girmek
1) çok yanaşmak, iyice sokulmak; 2) hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.

* (birinin) ağzının kokusunu çekmek
birinin her türlü isteğine, kaprisine boyun eğmek: “Onca yıl gurbetin kahrını, gâvurun ağzının kokusunu çekmiştik.” -M. İzgü.

* (birinin, birilerinin) ağzına düşmek
dile düşmek: “Doğrusu ben ne güzelliğimin ne de ilmimin kimsenin ağzına düşmesine razı değilim.” -E. İ. Benice.

* ağzını mühürlemek
konuşmamak, susmak: “Yine o değişmeyen ızdırap ile ağzını mühürler.” -Y. Z. Ortaç.

Advertisement

* ağzını sıkı (pek) tutmak
sır vermemek.

* ağzını toplamak
söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek: “Evvela ağzını topla! Ağzını bozarsan ben de senden aşağı kalmam.” -S. F. Abasıyanık.

* ağzını tutmak
1) boşboğazlık etmemek; 2) kötü söz söylememek; 3) bir konuda arzu edilmeyen düşüncelerin açığa çıkmasını susarak önlemek.

* ağzının içi yangın yerine dönmek
ağzının tadı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek: “Ağzımın içi yangın yerine dönüp yine de ağrılar kesilmeyince çok sıkıntılı bir vaziyete düştüm.” -R. N. Güntekin.

Advertisement

* ağzının içine baktırmak
sözlerini seve seve ve dikkatle dinletmek.

* ağzının kâhyası olmak
birinin alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmak.

* ağzının mührü ile
oruçlu olarak.

* ağzının payını (ölçüsünü) almak
verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.

* ağzının perhizi yok
“ağzına geleni söyler” anlamında kullanılan bir söz.

Advertisement

* ağzının suyu akmak
çok beğenip istemek, imrenmek: “Bu ziyafete elimiz erişmiyor, uzaktan ağzımın suyu akıyor.” -R. N. Güntekin.

* ağzının tadını bilmek
1) güzel yemeklerden anlamak; 2) her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak: “Demek sen artık ağzının tadını bilmiyorsun! Demek senin hiçbir zevkin kalmamış!” -A. Ş. Hisar.

* ağzıyla içmesini bilmek
sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

* ağzıyla kuş tutsa…
“ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalık gösterse” anlamında kullanılan bir söz: “Aktör, o her günkü pırtısını giyip de sahneye çıkarsa, ağzıyla kuş tutsa seyirciye Demirhane Müdürü olduğunu yutturamaz.” -S. F. Abasıyanık.

Advertisement

* (bir söz, birilerinin) ağzında çalkalanmak
üzerinde çok konuşulmak: “Fakat bütün memleketin ağzında çalkalanan bu evlerin anha minha 5000 liradan fazlaya çıkmayacağı.” -S. F. Abasıyanık.

* (bir şey, birinin) ağzının kaşığı (kalıbı, lokması) olmamak
1) bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak; 2) bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak.

* (bir şeyi) ağzına sürmemek
herhangi bir yiyeceği veya içeceği hiç yememek veya içmemek.

* (bir şeyi) ağzında gevelemek
açıkça söylememek.

Advertisement

* (bir yiyecek) ağzında büyümek
sevmediğinden veya içi almadığından yutamamak.

* (birinden, bir şeyden) ağzı yanmak
bir şeyden veya kişiden büyük zarar görmek: “Ağzım yanmıştı bir kez şişman kadından, biz etine buduna aldanmıştık.” -M. İzgü.

* ağzından çıt çıkmamak
hiçbir şey söylememek.

* ağzından dökülmek
açıkça söylemekten çekindiği şey, konuşmasından belli olmak.

Advertisement

* ağzından düşmemek (düşürmemek)
her zaman sözünü etmek, söylemek: “Bu ne cehennemdir lafı ağzından düşmüyordu.” -N. Cumalı.

* ağzından girip burnundan çıkmak
1) türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak: “O, köylülerin ağzından girip burnundan çıkmayı mükemmel becerir.” -S. Ertem. 2) iyice dövmek: “Ulan, ağzını topla! Şimdi ağzından girer, burnundan çıkarım!” -M. Rona.

* ağzından inci saçmak
birbirinden güzel sözler söylemek.

* ağzından kaçırmak
istemediği hâlde boş bulunup söyleyivermek: “Sen onun için en fena tabirleri kullanıyorsun, asabisin, ağzından çirkin şeyler kaçırıyorsun.” -P. Safa.

* ağzından lakırtı (laf) almak (çekmek)
karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek: “Ağzımdan lakırtı almak istiyorsun ama demeyeceğim.” -B. Felek.

Advertisement

* ağzından söz (laf, lakırtı) eksik etmemek
o sözü sürekli söylemek.

* ağzından (söz, lakırtı) dirhemle çıkmak
çok az veya zorla konuşmak.

* ağzını açıp gözünü yummak
öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: “Fakat bu inat, Emine’nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik’e ağzını açmış, gözünü yummuştu.” -H. E. Adıvar.

* ağzını aramak (yoklamak)
konuşturarak düşüncesini öğrenmeye çalışmak: “Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?” -A. Kutlu.

Advertisement

* ağzını bırakıp kıçıyla (bir tarafıyla) gülmek
alay ederek karşısındakine gülmek.

* ağzını bozmak
kaba sözler söylemek, küfretmek: “Bütün yapma inceliğine karşın kabaydı karısına karşı. Dövdüğü de oluyordu, ağzını bozduğu da.” -O. Rifat.

* ağzını burnunu çarşamba pazarına (çanağına) çevirmek
aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

* ağzını burnunu dağıtmak (kırmak, parçalamak)
aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

Advertisement

* ağzını havaya (poyraza) açmak
alay umduğunu elde edememek.

* ağzını hayra aç!
kötü ihtimaller söz konusu edildiğinde “Tanrı korusun” anlamında kullanılan bir söz.

* ağzını kapamak (kilitlemek)
susmak, bir şey söylemek istememek: “Kendini tutamıyorsun, bari ağzını kapa, sus, küçülme.” -P. Safa.

* ağzını kiraya vermek
kendini de ilgilendiren bir konuda düşüncesini söylememek.

Advertisement

* ağzını koklamak
niyetini ve durumunu öğrenmek istemek.

* ağzına geleni söylemek
1) nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek; 2) gelişigüzel, saçma sapan konuşmak.

* ağzına gem vurmak
susturmak, söyletmemek.

* ağzına kadar
boş yeri kalmayacak bir biçimde: “Bir bardağı bu yeşil şerbetle ağzına kadar doldurdu.” -İ. O. Anar.

Advertisement
* ağzına kilit takmak (vurmak)
1) susmak; 2) susturmak.

* ağzına kira istemek
söylemesi beklenen şeyi söylemekte nazlı davranmak.

* ağzına sağlık
1) bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü; 2) yapılan konuşmanın beğenildiğini belirtmek için söylenen söz.

* ağzına sıçmak
1) birini çok kötü duruma sokmak; 2) bir şeyi, bir işi işe yaramaz duruma getirmek, bozmak.

* ağzına takılmak
bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek.

Advertisement

* ağzına taş almak
söze karışmayıp susmak.

* ağzına tıkmak
susturmak, konuşmasına engel olmak: “Aleyhinde kim ne söylerse hemen ağızlarına tıkarlardı.” -O. C. Kaygılı.

* ağzına verilmesini beklemek (istemek)
çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek.

* ağzına yakışmamak
söylemesi ayıp kaçmak, uygun düşmemek, yakışık almamak.

Advertisement

* ağzına yüzüne bulaştırmak
bir işi kötü yapmak, becerememek: “Yapılacak şey ehemmiyetsizce bir pansuman ama ağızlarına yüzlerine bulaştırmalarından korkuyorum.” -R. N. Güntekin.

* ağzında bakla ıslanmamak
sır saklamamak.

* ağzında yaş kalmamak
bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak.

* ağzından baklayı çıkarmak
baklayı ağzından çıkarmak.

* ağzından bal damlamak (akmak)
çok tatlı konuşmak: “Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın.” -A. İlhan.

Advertisement

* ağzından burnundan getirmek
1) huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak: “Siz buraya bizi eğlendirmeye mi geldiniz yoksa ağzımızdan burnumuzdan getirmeye mi?” -O. C. Kaygılı. 2) pişman etmek için uğraşmak.

* ağzından çıkanı (çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek)
sözlerini tartmadan söylemek.

* ağzından çıkmak
bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak: Bir kez ağzımdan çıktı, o fiyata vereceğim.

* ağzı dili (ağzı) kurumak
1) susuz kalmak; 2) konuşamaz duruma gelmek: “Ağzım dilim kurudu, kız yalvara yalvara” -Halk türküsü.

Advertisement

* ağzı dili bağlanmak
herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.

* ağzı dili tutulmak
1) konuşamamak; 2) beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak: “Kızları gördün, ağzın dilin tutuldu gayri.” -N. Cumalı.

* ağzı dolu dolu konuşmak
heyecanlı söz söylemek: “Birkaç kişiyle, garip bir lisanla ağzı dolu dolu konuşmaya başladı.” -S. F. Abasıyanık.

* ağzı kilitlenmek
konuşamaz duruma gelmek: “Fakat yalnız kaldıkları vakit ağzı kilitlendi ve tek gözü de Gülizar’ı görmez oldu.” -N. Hikmet.

Advertisement
* ağzı köpürmek
çok öfkelenmek: “Âdeta saldırdı üstüme ağzı köpürmüş, çirkin bayan.” -N. Hikmet.

* ağzı kulaklarına varmak
çok sevinmek: “Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.” -R. N. Güntekin.

* ağzı laf (lakırtı) yapmak
1) kolay konuşma yeteneği olmak; 2) inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak: “Çok şükür, ağzı laf yapandan çok, eli işe yatkın aydınlara muhtaç olduğumuzu, anlar gibiyiz.” -A. İlhan.

* ağzı olan konuşuyor
“konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var” anlamında kullanılan bir söz.

* ağzı oynamak
1) bir şeyler yemek; 2) konuşmak.

Advertisement

* ağzı sulanmak
1) imrenmek; 2) yeme, içme isteği artmak.

* ağzı süt kokmak
çok genç ve toy olmak: “Yazmaya başladığım günden bu yana ağzı süt kokan bir yazar olmaktan korkmuşumdur.” -T. Uyar.

* ağzı teneke kaplı
şaka çok sıcak veya çok acı şeyleri kolaylıkla içebilen, yiyebilen (kimse).

* ağzı var dili yok
1) “pek sessiz, kendi hâlinde” anlamında kullanılan bir söz: “Benim gibi ağzı var dili yok bir kadınla ne zevkleniyorsunuz?” -B. Felek. 2) “konuşamayan, derdini anlatamayan” anlamında kullanılan bir söz: “Hey zavallı balık, diyor, ağzın var dilin yok.” -S. F. Abasıyanık.

Advertisement

* ağzı varmamak
söylemeye, açıklamaya gönlü elvermemek.

* ağzına almak
1) yemek, içmek; 2) söylemek: “Bir daha millet kelimesini ağzına alırsan dilini koparırım, anladın mı?” -R. H. Karay.

* ağzına bir kemik atmak
birini küçük bir çıkarla susturmak.

* ağzına burnuna bulaştırmak
bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak.

Advertisement
* ağzına etmek
argo haddini bildirmek.

* ağzına geldiği gibi
önünü sonunu düşünmeden.

* ağızdan ağıza dolaşmak (geçmek)
bir söz herkes arasında söylenilmek: “Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir.” -Halikarnas Balıkçısı.

* ağızda dağılmak
genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak.

* ağızda sakız gibi çiğnemek
bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.

Advertisement

* ağza (ağızlara) düşmek
dedikodu konusu olmak.

* ağza alınmaz (alınmayacak)
söylenmesi ayıp, çirkin (söz, küfür): “Bu ağza alınmaz söz üzerine karşıdakiler birden alevlendiler.” -O. C. Kaygılı.

* ağza almamak
anmamak, sözünü etmemek: “Tövbekâr olduktan sonra eskiden işlediğimiz günahlar ağza alınmaz.” -H. E. Adıvar.

* ağza tat, boğaza feryat
“miktarı çok az olan yiyecek” anlamında kullanılan bir söz.

Advertisement

* ağzı açık kalmak
şaşırmak: “Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı.” -A. Kutlu.

* ağzı burnu yerinde
oldukça güzel, yakışıklı.

* ağzı çiriş çanağına dönmek
ağzı kuruyup acılaşmak.

* ağzının tadı bozulmak (kaçmak)
bir kimsenin kurulu düzeni, dirliği bozulmak.

* ağzının tadını kaçırmak
1) neşesini, keyfini bozmak: “Ben o kadınlardan değilim ki, evin büyüğü ben olacağım diye tutturup akılsızlıklarla ağzımın tadını kaçırayım.” -M. Ş. Esendal. 2) bir kimsenin kurulu düzenini bozmak.

Advertisement

* bayramlık ağzını açmak
kaba konuşmak, küfretmek.

* (birinin) ağzının kokusunu çekmek
bir kimsenin çekilmez davranışlarına katlanmak.

* dil ağız vermemek
ağız dil vermemek: “Çocuk, hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu.” -R. N. Güntekin.

*hep bir ağız olmak
söz birliği etmek, anlaşarak bir konuda aynı şeyleri söylemek.

Advertisement

* ağız açtırmamak
çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak: Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu.

* ağız ağıza vermek (konuşmak)
iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: “Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.” -R. N. Güntekin.

* ağız (ağzını) açmak
1) konuşmaya başlamak; 2) kesici aletleri keskin duruma getirmek; 3) ağır sözler söylemeye başlamak; 4) azarlamak, paylamak: “Aman efendim, bendenize bir ağız açtılar, donakalmışım.” -M. Ş. Esendal. 5) alık alık bakmak.

* ağız aramak (yoklamak)
öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

Advertisement
* ağız birliği etmek
bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak, söz birliği etmek.

* ağız burun birbirine karışmak
1) dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak; 2) yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek.

* ağız değiştirmek
önce söylediğini başka türlü anlatmak: “Gelgelelim Akif, Berlin’e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır.” -S. Birsel.

* ağız dil vermemek
konuşmamak, susmak.

* ağız etmek
yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak: “Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu.” -L. Tekin.

Advertisement

* ağız kalabalığına getirmek
1) birini gereksiz sözlerle şaşırtmak; 2) ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

* ağız kullanmak
duruma, ortama göre söz söylemek: Ben nasıl ağız kullanıyorsam sen de o yolda konuş.

* ağız satmak
yüksekten atarak kendini övmek.

* ağız tamburası çalmak
1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak; 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

Advertisement

* ağız yapmak
birini kandırmak, yanıltmak amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak: “Kaçacağım, tövbeler olsun, bir fırsatını bulayım diye ağız yaptı.” -M. Ş. Esendal.

* ağız yaymak
açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.


7 yorum

Leave A Reply