Alman Mimarisi Dönemleri ve Eserleri Hakkında Bilgi

0

Alman mimarisi dönemleri, eserlerli ve mimarları hakkında bilgiler

Brandenburg KapısıAachen’da bulunan Charlemagne’ın Pfalz Şapeli, Karolenj döneminden kalmadır. Daha somaki dönemlerde belirleyici özellik olan geliştirilmiş bazilika tipine en belirgin örnek olarak Sankt Gailen Manastırı verilebilir. Bu manastır kilisesinin çapraz bir sahnı ve iki koro yeri vardır. Roman üslubu kiliselerde iç mekânlar uyumlu bir biçimde düzenlenir ve bina, kuleleri de kapsayan belirgin gruplara ayrılır. Aşağı Saksonya’da Otto döneminde Gernrode Vakıf Kilisesi ve Hildesheim’da St. Michael Kilisesi (1001-1036) yapıldı. Yapımına 1025’te başlanan Speyer’deki büyük katedral IV. Heinrich’in buyruğuyla tümüyle kubbelenmiş (1100) ve geliştirilmiş eski bir düz çatılı bazilikaydı. İkinci büyük kubbeli bazilika, IV. Heinrich’in yenilediği Mainz’deki katedraldi. Kapitoldeki St. Maria Kilisesinde yonca yaprağı biçimli merkezi planlı bina ile düz çatılı bazilika kendine özgü bir biçimde birleşmiştir. Bu kilisenin yapımında temel alınan planlar, Staufen döneminde yapılan Köln kiliseleri Büyük St. Martin ve St. Apostelrtde yeniden ele alındılar. Orms, Mainz ve Bamberg’deki katedrallerin yapısında anıtsallık ve görkem bir arada 12. yüzyılın başlarında Gotik Sanat’ ta öne çıktı. Ama Staufen dönemi yapıları daha uzunca bir süre Roman üslubunda kaldılar.

Advertisement

Roman üslubu Almanya’da sona erdiğinde Fransa’da gotik üslup doruğuna erişmişti. Alman Sanatı bu yeni üslubu hemen benimseyemedi. Önce süslemeleri ve bazı konstrüksiyonları aldı. Bunlara Alman mekân anlayışı katılarak kendine özgü çekiciliği olan yapılar ortaya çıktı. Bu geçiş döneminin tipik yapılarından biri de Limburg an der Lahn’daki St. Georg Katedrali’dir (yaklaşık 1215). Marburg’daki Elisabeth Kilisesi hemen hemen bütünüyle gotik biçimlere göre yapıldı. Ama, geniş mekânlı ve yonca yaprağı biçimli bir planı olan koro bölümü gotik değildir. Trier’deki Liebfrauenkirche gotik üslupta başka bir eşine rastlanmamış merkezi planlı bir yapıdır. Fransız katedral düzenini ilk uygulayan yapı, Magdeburg Katedrali’dir ama bu Fransız düzenine ilk Burgonya’ya özgü değişiklikler 1250’de Strasburg’da yapımına başlanan katedralin, aydınlık, geniş ve olgun gotik üslupta yapılmış canlı görünümlü ortak sahnı roman üslubunun ağır ve karanlık görünümlü koro bölümüne bir karşılık oluşturur. Köln Katedrali Aminens Katedrali’ne benzetilerek yapılmıştır. Gelişmiş gotik üslubu yapıları Freiburg Katedrali, Regensburg ve Halberstat’daki Nikolai Kirche, Schwerin Katedrali ve sahınlı kilise olarak planlanmış Ulm Katedrali gibi bazilikalardır. Ama gelecekte, mimarlıkta bazilika tipi değil de yan sahınları orta şahınla aynı yükseklikte olan yapı biçimi egemen oldu. Bu yapı biçimi Westfalen’da yayıldı. Burada 13. yüzyılda Paderborn ve Minden katedralleri ve yüksek gotik üslubuna göre Soest’te bulunan Wiesenkirhche, eş sahınlı olarak yapıldı.

Alman Sanatı 15. yüzyılda en verimli zengin çağma ulaştı. Bu sırada Almanya’da oluşan geç gotik üslup bazilika yerine eş sahınlı yapıyı benimsedi. Güney Almanya’da, Schwabisch Gmünd Kenti’nde Parler ailesi tarafından yaptırılan (1315) haç biçimli kilise ve sahınlı koro bölümü, etkileyici bir örnek olmuştur. 15. yüzyılda Güney Almanya’da en tanınmış mimar H. Stethaimer idi. En önemli eseri, Landshut’taki Martinskirche’dir. Nürnberg’ deki St. Lorenz kilisesi koro bölümü (1439-1472), Dinkelsbühl’deki St. Georg, Annaberg’deki Annenkirche (1499-1520), sahınlı yapıların en iyi örnekleridirler. Bunlardan Danzig’deki Marienkirche 1502’de tamamlandı ve sahınlı yapıların en görkemlisi oldu. Gotik üslübun dinsel olmayan yapılarından yalnızca çok azı değiştirilmeden günümüze kadar gelmiştir. 15. yüzyılda taş binanın yanı sıra ahşap yapı da gelişti ve çoğunlukla kamu binalarında kullanıldı. Alman Sanatı’nda Rönesans döneminde, İtalyan üslubundan bazı alıntılar yapıldığı halde, geç gotik mimarlık geleneği sürdürüldü. Çıkmalar, çatı makaslamaları, merdiven yuvaları özgür yapı düzenlemesine hizmet ederler (Torgau’daki Hartenfels Sarayı 1533-52; Rothenburg Belediyesi, 1572 vb). Pek az Alman binası tam anlamıyla İtalyan Rönesansı’nın özüne yaklaşmışlardır (Heidelberg, Otto Heinrich Sarayı, 1556). Süslerden çok, asıl yapı biçimine önem veren mimarlık anlayışı, 16. yüzyılın sonuna doğru yeniden ortaya çıktı. Mimar E. Holl Augsburg’ da 1602’de silahhane, 1615’te Aschaffenburg Sarayı nm, 1600’de Danzig ve 1609’da Bremen belediyelerinin yapımına başlandı. Uzun süren durgunluktan sonra kilise mimarlığı yeniden canlandı. Bu kilise mimarlığının gelecekteki gelişimi için önem taşıyan yapı Münih’teki St. Michel Kilisesi’du (1538-97). Bu kilisenin salon biçimli mekânı, Roma Kilisesi E. Gesu’dan örnek alınmıştır. Salonun iki yanındaki kilisecikler içeri doğru girmiş destek sütunları arasındadır.

Barok. Almanya’da 30 Yıl Savaşları’ ndan sonra birçok İtalyan mimar çalıştı. Alman mimarlığı ancak 17.yüzyılın sonunda Avrupa düzeyine ulaştı. Viyana’da Fiscber von Erlach, dönemin en usta mimarlarındandı. Erlach, Alman-barok kilise mimarlığının ana yapılarını kurdu (Kollegienkirche, Salzburg. 1696-1797; Karlskirche, Viyana 1715). Çağdaşı L. von Hildebrant’ın en önemli eseri Viyana’daki Belvedere dir. Avusturya’da çalışan J. Parnadtauer, manastır mimarlığında ustaydı (Melk, 1702-38). A. Schlüter anıtsal bir yapı olan Berlin Sarayı’nı 1699, D. Pöppelmann Dresden’de Zwinger’i, G. Bahr Dresden’de görkemli Protestan kilisesi Frauenkirche*yi yaptı. Würzburg Sarayı’nın yapımını da yöneten J.B. Neumann, fantazi mekân biçimlemeleriyle eşsiz eserler verdi (Brühl ve Bruchsal’daki merdivenler, Vierzehnheiligen, 1743 ve Neresheim’deki kiliseler 1749. Bavyera’da rokokoya geçmekte olan geç barok üslubu kiliseleri çoğunluktaydı. Ressam, mimar ve heykelci Asam kardeşler, 1717’de Weltenburg manastır kilisesine başladılar ve Münih’teki Nepomukkirche’yi yaptılar (1733). Alman rokokosu en zengin biçimlerini, Bavyera kiliselerinin ve saraylarının iç mekânlarında verdi. Bunların yanında mimar Knobelsdorffun yaptığı binalar (Berlin’de Charlottenburg Sarayın’ın Altın Galerisi, 1740-1743, Sansoucu, 1745-1747) önem taşır.

Klasik. Almanya’da J.J. Winckelmann ‘ın (1755) bildirisi Klasiğe bir çağrıydı. Klasik üslubun ilk büyük eseri, Berlin’deki Brandenburg Kapısı’ın C. G. Langhans, Yunan mimarlığını taklit ederek yaptı (1788). Dönemin en ünlü mimarı, K. F. Schinkel, Berlin’de Antik ruh taşıyan büyük ve soylu görünümlü yapılar (Neue Wache 1816; Tiyatro, 1818; Altes Museum, 1822-28) ve aynı zamanda yeni gotik üslupta binalar gerçekleştirdi (Werder Kilisesi, 1825-1828), L. von Klenze, Münih’de Rönesans ve klasik üslubu kullanan son mimardır (Drestden Opera, 1838-1841 ve Resim Galerisi, 1847-1854; 1869’dan sonra Viyana’da Saray müzesi ve tiyatro). Eklektizm (seçmecilik) ile birlikte tarihsel biçimlerin kullanılması ve tüm üslupların taklit edilmesi yaygınlaştı.

Advertisement

Yeni Sanat. (Art nouveau) ile 20. yüzyılın başlangıcında mimarlık yenilendi. Bu çağdaş üslup, bütünüyle yeni olan süsleme sanatıyla, ama aynı zamanda amaca ve malzemeye uygun el sanatları türündeki biçimlemelerle bitmekte olan 19. yüzyılın biçim başıboşluğunu aşmaya çalıştı. O, Wagner ve öğrencileri J. Olbrich ve J. Hofmann, P. Behrens, A. Loos, H. van de Velde, F. Schumacher, F. Bonatz ve H. Tessenow, seçmecilikten kopmakta olan yeni mimarlığın öncüleriydiler. İlk kez P. Behrens ile geliştirilmiş olan katı geometrik yüzey düzeni (iskelet inşaat) daha soma W. Gropius, B. Taut ve E. May adlı mimarlar tarafından kullanıldı ve geliştirildi. L. Mies van der Rohe bu tür yapı biçimini endüstri binalarından konut binalarına aktardı. Yeni yapı malzemeleri çelik, cam, beton ve betonarme yapımıyla yapı kütlesinin özgür plastik biçimlendirilmesi kolaylaştı. E. Mendelsohn’un ve H. Scharoun’un eserlerinde bu tür biçimlendirme görülür.

Nasyonal Sosyalizmin baskısı, Almanya’da sanatın gelişmesini duraklattı. Bazı mimarların hakları ellerinden alındı. Geri kalanlar göç ettiler. Yalnızca endüstri mimarlığı seçmecilikten bağımsız kılınabildi. Savaş sonrası Al-manyası’nm en başarılı eserleri arasında tiyatrolar (H. Deilmann’ın yaptığı Münster Şehir Tiyatrosu, 1954-1956;

H. Scharoun’un Berlin Filarmoni Binası, 1963; G. Weber’in Mannheim Ulusal Tiyatrosu, 1956), okullar ve özellikle kiliseler (Kaiser Wilhelm-Gedâchtniskirche, Berlin; E. Eiermann, 1961) sayılabilir.


Leave A Reply