Animizm Nedir?

0

Animizm nedir? Latine ruh anlamına gelen anima kelimesinden üretilmiş olan animizm ya da Canlandırmacılık ile ilgili genel bilgiler.

Animizm Nedir?

Animizm (Latince anima: “ruh“), kabile ya da ilkel toplulukların çoğunda, tinsel varlıkların inşan ilişkilerinde etkili olabileceği inancı. İnsanlarda ve öbür canlılarda var olduğu kabul edilen ruhun fiziksel evrene de atfedilmesi anlamına gelen dünya ruhu ile animizm arasında bir bağlantı kurulabilir. Dünyada böyle bir tinsel ilkenin ya da zihnin varlığı düşüncesi Batı’da ilk kez Platon’un (M.S. 5. yy) ve Plotinos’un (M.S. 3. yy) yazılarında klasik ifadesini bulmuştur. Bu kavram Doğu’da Hint felsefesinin atman “ben” ya da “töz” kavramıyla da bağlantılıdır.

Animizm Nedir?

Animizm konusunda ilk yeterli araştırmayı 19. yüzyılın sonlarında Sir Edward Burnett Tylor yapmıştır. Tylor büyük yapıtı Primitive Culture’ı (1871; İlkel Kültür) dinin animizm ile başladığını kanıtlamak için yazmıştır. Onun görüşüne göre animizm, canlılara ve cansız nesnelere bir ruh ya da tinin atfedilmesidir. Tam gelişmiş animizm anlayışında cansız hiçbir şey yoktur; etken olsun ya da olmasın her şeyin canlılığını sağlayan bir tin vardır. Dahası, Tylor, bireylerin yalnız yaşam tinine sahip olmadıklarım, aynı zamanda başkalarının düşlerinde görünen bir hayalet ile de donatılmış olduklarının kabul edildiğini gözledi. Hem yaşam hem de hayalet bedenden ayrılabiliyordu; yaşam ayrıldığında bedeni duygusuz ya da ölü bırakıyor, hayalet ayrıldığında uzaktaki insanlara görünüyordu. Tylor’ın “eski vahşi filozoflar“ı bundan sonra yaşam ve hayaleti birleştirerek “herkesin iyi bildiği o görülebilen ruh, hayalet-ruh kavramına” ulaştılar. Tylor, bu usavurma zinciri daha da ileri götürüldüğünde, hayalet-ruhun hayvanların, bitkilerin ve nesnelerin (örn. silahlar, giysiler, yiyecekler) içine girdiğinin, onlara sahip olduğunun ve eylemde bulunduğunun düşünüldüğünü savundu.

Tylor’a göre din, ilk insanın, kendisininkine benzeyen bir ruhu, canlı varlığın her türüne ve çevresindeki her nesneye atfetmesinden doğmuştur. Din, insanın kendisiyle doğaya “sahip olduğuna, yayıldığına, onu doldurduğuna” inandığı ruhlar arasında kurduğu bir ilişkidir.

Tylor’ın kuramının ussal yanları antropologlar arasında etkili olmuşsa da, ölümü ve düşü açıklama kuramları geliştiren “eski vahşi filozoflar” tasarımı, fazlaca düşünsel bulunarak eleştirilmiştir. Ayrıca, ilkel insanın tüm nesneleri canlı kabul ettiği görüşünden hareket edildiğinde, olguların yanlış yorumlanabileceği izlenimi de zamanla yayılmaya başladı. Daha basit inançlarda da kutsal şeylerin dinsel korku uyandırdığım saptayan daha sonraki bilim adamları bu konudaki delilleri yorumlayarak bir “animizm öncesi evre“nin olabileceğini tartışmaya başladılar. İngiliz antropolog R.R. Marett, özellikle The Threshold of Religion (1914; Dinin Başlangıcı) adlı kitabında canlılık kavramını, ya görünüşleri ya da “davranışları” ile özel dikkat çeken nesnelerle sınırladı. Ayrıca bu tür nesnelere atfedilen gücün ya da canlılığın zorunlu olarak ruh ya da tinin karşılığı olması gerekmediğini öne sürdü. Marett kuramının kanıtını Melanez-ya’nın bir tür “aktarılabilir güç” olarak yorumlanan mana(*) kavramında buldu.

Fransız sosyolog Emile Durkheim Les formes elementaires de la vie religieuse (1912; Din Hayatının İptidai Şekilleri, 1923), adlı yapıtında dinin kaynağının totemcilik olduğunu, totemciliğin de insanın toplumdan umduğu güvenlikten doğduğunu ileri sürdü. Durkheim, totemciliği animist kültlerden biri olarak görmediği için eleştirilmiştir. Bu dönemin başka kuramcıları, özellikle Sir James G. Frazer The Golden Bough (1890-1915; Altın Dal) adlı kitabında, dinin, insanın ilkel büyüler aracılığıyla doğayı denetim altına alma girişimlerinin sonuçsuz kalmasından kaynaklandığını ileri sürdü.

Çağdaş antropolojideki biçimiyle animizm terimi, yalnızca tek bir inanç ya da öğreti anlamına gelmez; pek çoğu daha karmaşık ve hiyerarşik dinlerde varlığını sürdüren dinsel inançlar ve uygulamalarla uyumlu bir dünya görüşünü de ifade eder.




Bir Yorum Yazmak İster misiniz?