Delinin Saadeti – Hikaye

0

Delinin saadeti isimli 1960’lı yıllardan kalma güzel bir hikaye. Deli ile ilgili delilik ile ilgili hikaye.

Deli YumurtaKendisinden başka herkes onun deli olduğunu bilirdi. Onun deli olduğunu bilenler, kendilerinin ne olduklarını bilmezlerdi. Ama bu meseleyi geç…

Advertisement

Adamın deliliği, kendisini zengin zannetmesinden ibaretti. Paramparça elbisesi, tıraşlı suratı vardı. Görenlerin pek hoşuna gitmezdi. Bununla beraber, onu görmek de isterlerdi. Çünkü topladığı ufak renkli taşları millete para olarak dağıtırdı:

— Ne düşünüyorsun be; borcunu mu ödeyemedin? Ne güne duruyoruz? Efendinize müracaat edin, size istediğiniz kadar para versin. Amma, siz istemeden de o getirir verir.

— Al!

Bir avuç ufak taşı adamın eline bırakır:

Advertisement

— Yok yok; senet istemez! Borç değil, öyle verdim. Bey’ler borç vermez; şanına yakışmaz. Diyerek uzaklaşır…

Birisi ona sadaka vermeye kalksa:

— Vay vay, şuna bak! Adam olmuş da bana para veriyor…

Ayağa kalkar, hiddetlenir ve bağırır:

— Seni para ile tartarım; parayla anladın mı? An-lamadmsa daha açıkça söyleyeyim, sen üç kuruşluk adamsın!..

Sonra sandalyeye oturur ve ayak ayak üzerine atar:

Advertisement

— Hasan, bir kahve yap oğlum, ayakkabılarımı silmeyi unuttun…

Ve çıplak ayaklarına bakar.

Kahvehanede oturuyorsa kenarda ve halktan bira* uzakta oturur. Berber ve bakkal gibi dükkânların önüne oturuyorsa, köşeye oturmayı sever:

— Sadece pirinçle yemek pişmez evlâdım. Al şunu… Al yahu ne utanıyorsun? Al, al da, yağ, et, şeker… Haydi bakalım işine marş!..

Şehire yeni tayin olmuş vali, çarşıda gezip bilgi topluyordu. Hemen onun yanına gitti:

— Hoş gelmişsiniz beyefendi, dedi. İnsan kıymeti bilen çok azaldı, bakın sizi yaya gezdiriyorlar. Buyurun, şu parayı alm ve hemen bir taksi tedarik edin. Elindeki taşları valiye uzattı. Vali bakıp dururken, yanındaki polis memuru taşları aldı ve teşekkür etti. Deli, ayrılırken kendi kendine söyleniyordu :

— Hükümet para bulsa tarhana çorbası yapar, içer. Hükümet aç iken valisine araba mı alacak. Amma ben varım; bana güvenmiş…

Anasından ona kalan tek hatıra tarhana çorbası idi. Tanıdığı lokantalara gider ve sandalyeye oturur. Oturuşunda bir heybet ve asalet vardır. Garson bağırır, «Kes, milyonere bir döner.» Deli hemen mani olur :

— İstemem onu, daha iyi birşey söyle…
Durumu bilen garson bu sefer:

— Ağama bir tarhanaaa!

Deli, ayak ayağın üzerine atar; gerdan kırar:

Advertisement

— Ha, şöyle… der.

Vali, delinin durumunu öğrenince kendisini ziyarete gelen asabiye mütehassısına meseleyi açar :

— Bunu tedavi etseniz, vilâyet gereken masrafı kar-şılıyabilir…

— Masrafı mühim değil, vali bey. Fakat bu adamı tedavi etmekle ona en büyük kötülüğü yapmış oluruz.

Vali hayretler içindedir… Piposunun külünü temizler:

— Nasıl? diye sorar.

— Zengin bir adamı fakir edeceksiniz, mesut bir kimseyi bedbaht edeceksiniz.

Valinin hayreti devam etmektedir:

— Canım şu herkese taşdan para dağıtan deliden bahsediyorum…

— Evet efendim. Ben de ondan bahsediyorum.

— Bu delinin akıllanmasına taraftar değil misiniz?

Advertisement

— Affınızı dileyerek; değilim, demek zorundayım.

— Nasıl olur?

— Kabul edelim ki, bu deli akıllandı. Buna nasıl bir iş bulacağız? Nerede yatırıp kaldıracağız? Sonra: Onu hiç bir zaman şimdiki kadar mesut edemeyiz. Adam kendisini zengin görüyor. Size dahi bir taksi alacak durumdadır. Eğer biz, onu akıllandıracak olursak, elbisesini, ayakkabılarını yenileyebiliriz; sakalını tıraş ederiz. Fakat gönlündeki sarayı yıkmış oluruz. O zaman adam geçim derdine düşecek; fakirliğin acısını duyacak…

— Aman doktorcuğum, nerde ise beni bile deli olmaya ikna edeceksiniz…

Gülüştüler.

— Hakikat ortada: Akıllı olup çile çekmektense, deli olup bey gibi yaşamak daha iyidir.

— Tuhaf bir iddia peşindeyiz. Acı olmakla beraber, itiraf edeyim ki, haklısınız… maalesef…

— Deliye yardım edenler, deli kadar mesut değillerdir. Zaten, akıl insanı mesut edemez. Dahilerin hayat hikâyelerini okuduğumuzda onların mesut olmadıklarını görürüz. Mesut olmadıkları için kendilerini ihtisaslarına verirler. Çalışmakla herşeyi unuturlar. Yani onlar da bir nevi deli olurlar; bildiğimiz hayatı yaşamazlar.

— Evet, bunun pek çok misali vardır. Biyoğrafi okumasını severim..

— Herhalde delinin saadetine dokunmıyacağız, vali

bey?

Advertisement

— Peki, öyle olsun. Yani en büyük mantıksızlığa evet diyoruz.

Sadece güldüler…


Yorum yapılmamış

  1. Merhabalar bu hikayenin yazarı kimdir acaba çok güzel bir hikayeymiş belliyse yazarı diğer yazılarınada okumak isterim?

Leave A Reply