Dünya Değişiyor! ABD Sonrası Dünya Lideri Kim Olacak?

0

Dünya değişiyor. Küreselleşme dünya lideri Amerika’nın tahtını ciddi bir biçime sallıyor. Peki dünyayı ABD sonrası kimler ve hangi güçler yönetecek?

Dünya Dilsiz Haritası
Rusya ve Çin eksenli Avrasya ve Pasifik projesi ile ABD’nin ayakta tutmaya çalıştığı Atlantik projesi arasındaki rekabet giderek kızışıyor. Bu bloklar, Türkiye’yi yanına çekmek için amansız bir savaş veriyor şu an. Bir bakıma küresel dizaynın geleceği Yeni Türkiye’nin hangi blok ile ittifak kuracağına bağlı.

Gerçekten de dünya iki yüz yıl önceki dengesine geri dönüyor. Burada tabii bütün gözler ikinci büyük ekonomi konumundaki Çin’e çevrilmiş durumda. Sadece ekonomik değil Pekin öncülüğündeki Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) askeri ve siyasi bir küresel organizasyon olarak Atlantik İttifakı’nın en önemli silahı olan NATO’nun hegemonik alternatifine dönüştüğü yeni bir döneme doğru ilerliyoruz.
Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Taban Puanları

Amerikalı dilbilimci ve düşünür Noam Chomsky, geçen ay çıkan “Dünyayı Kim Yönetiyor/Who Rules the World” kitabında siyasi ve ulusal aktörlerden daha çok uluslararası finans kurumlarına, çok uluslu şirketlerle küresel ekonomiye yön veren yeni ekonomi-politik yapılara işaret ediyor.

Bu anlamda “Post-American World/ABD sonrası dünya”ya dair teori geliştirenler kervanına katılan Chomsky, 21’inci yüzyılın jeo-ekonomisiyle jeo-politikasının şimdiden Asya ve Avrasya’da mevzilenmeye başladığının altını çiziyor.

ABD sonrası dünyanın ete kemiğe büründüğü en somut alan ise şimdilik ekonomi. Özellikle Pekin’in 2015’te kurduğu Asya Yatırım Bankası’na (AIIB) üye olan ülke sayısı şimdiden 56’ya ulaştı.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’na (DB) dayalı Bretton Woods sisteminin alternatifi olan AAIB’ye son olarak ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Avustralya ve İngiltere de üye oldu.
10 dolar
Yani 1944’ten bu yana ABD Doları’na endeksli uluslararası para sistemi; diğer deyişle Anglo-saksonların çıkarlarına dayalı küresel ekonomik yapının gemisi ilk kez su almaya başladı.

Bundan sonra devlet kapitalizminin kanatları altındaki AIIB Batılı ekonomik yapının; ŞİÖ ise NATO’nun muadili şeklinde işlev görecek.

Yani reel-sosyalizmden sonra bir bakıma reel-liberal kapitalizmin de çöküşünü tecrübe ediyoruz.

Bu da Çin eksenli Avrasya ve Pasifik projesi ile ABD’nin ayakta tutmaya çalıştığı Atlantik projesi arasındaki rekabetin giderek kızışacağının işaretidir.

Bir bakıma, Doğu Çin Denizi’ndeki gerginlikten tutun da Suriye, Mısır, Yemen, Ukrayna ve Nijerya’ya kadar uzanan hatta karşımıza çıkan darbeler, terör örgütleri, iç savaşlar, sokak gösterileri ve mali operasyonlarla etnik, dini ve kültürel çatışmalar AB ve ABD’nin temsil ettiği eski dünya ile Asya’da yükselen yeni dünyanın hesaplaşmasının tezahürleridir.

Büyük güçlerin 2000’lerde Afganistan ve Irak işgalleriyle başlayan örtülü rekabeti bugün Atlantik ve Avrasya blokları arasında ölümcül bir jeo-politik savaşa dönüştü.

Tıpkı 18. yüzyıldaki emperyal aktörlerin paylaşım mücadelesi gibi.

Kim ne derse desin “frenemyler/yani yüze dost kalbe hain” ittifaklar çağındayız.

21. yüzyılın jeo-politikası bir iki farkla adeta George Orwell’ın 1984 kitabındaki gibi olacak.

Kitabında Orwell dünyanın gelecekte üçe bölüneceğini öngörüyor: Ocenia (ABD), Eurasia (AB) ve Eastasia (Çin).

Pekin Doğuasya/Eastasia dışında da ABD’yi geriletiyor.

Ocenia denilen Asya Pasifik’te nüfuz sahalarını genişleten Çin yönetimi, Afrika, Orta Asya ve hatta Washington’un arka bahçesi Latin Amerika’da bile ABD karşısında her geçen gün mevzi kazanıyor.

Eurasia yani Avrasya’da ise AB yerine Rusya ve Türkiye ilerde daha çok söz sahibi olacak gibi duruyor.

Özetle her alanda gerileyen bir ABD var karşımızda.

Bugün Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin dünya ekonomisinin yüzde 60’ına hükmediyor..

Kuşkusuz, bu çağın uluslararası jeo-politiğinin artık Washington dışında Pekin gibi yeni bir ağırlık merkezinin ortaya çıktığını artık herkes kabul ediyor.

Öyle görülüyor ki, ABD ve Çin arasındaki rekabet 21’inci yüzyılın belirleyici faktörlerinden biri olacak.

Atlantik İttifakı nüfuzunu yitirdikçe ABD ve müttefiki AB, yayılmak yerine savunma mevzilerine doğru kayıyor.

2011’den sonra ise küresel aktörlerin bu hiçbir kural tanımayan paylaşım savaşına Türkiye ve İran gibi bölgesel güçler de dâhil oldu.

Hem Asya hem Atlantik blokları Ortadoğu’daki bu iki bölgesel gücü yanına çekmek için amansız bir savaş veriyor şu an.

Bir bakıma küresel dizaynın geleceği Yeni Türkiye ve İran’ın hangi blok ile ittifak kuracağına bağlı.

Daha beş yıl önce Çin ve Rusya’ya yakın duran İran giderek Atlantik dünyasına yakınlaşırken, Batı bloku içindeki Türkiye ise son dönemlerde jet krizine rağmen Rusya ve Çin ile tarihi anlaşmalara imza attı, atmaya da hazırlanıyor.

Eski çift kutuplu sisteme göre paradoksal bir görüntü arz eden bu durum, çok kutuplu yeni küresel mimarinin en karakteristik özelliklerinden biri.

ABD, Ukrayna krizi yoluyla Rusya’ya karşı konumlanmaya zorladığı Almanya ve Fransa dayanışması ile Avrupa’yı; Suriye krizine müdahil ettiği Türkiye ve İran rekabetiyle de Ortadoğu’yu Asya güçlerine kaptırmama derdinde.

Özellikle de Türkiye, “terör örgütleri” ve jeo-enformasyon savaşının aktörü olan “medya organları” yoluyla yürütülen bu büyük hesaplaşmanın tam merkezinde yer alıyor.

Şu an yaşadıklarımızın aslında bizim değil küresel güç mücadelesinin ve ABD sonrası dünyanın bize yansıyan krizleri ve doğum sancıları olduğunu unutmayalım.

Alıntıdır…


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?