Duygu Asena Kimdir? Kadının Adına Dikkat Çeken Yazarın Hayatı Eserleri

0
Advertisement

Duygu Asena kimdir ve ne yapmıştır? Kadının Adı Yok diyen ve kadının değerine dikkat çeken yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi.

Duygu Asena (1946-2006)

Duygu Asena öyle neşeli, kıpır kıpır bir kadındı ki! Babasının Rita Hayworth’ıydı o. Hayatın her yanından bir mutluluk çıkarmasını bilen, yalnızca kendisine değil, başta kadınlar olmak üzere çevresindeki tüm insanlara enerji ve umut aşılayan bir insandı. Bir gün tatil dönüşü kendini iyi hissetmeyip depresyona girdiğini düşündüğünde, yaşadığı bunalıma şaşıracak kadar hayatı seviyordu. Beynindeki hain kitlenin varlığını öğrendiğinde ise, onunla savaşmasını bilecek kadar mücadeleci, çektiği acıları göğüsleyecek kadar da yiğitti. Ancak kötü huylu tümöre iki yıl direnebildi, ardında onlarca kadına hayat dersi niteliğinde yazılar, kitaplar, haberler, bırakarak. Kadına olan güvenini bir an olsun yitirmeden, gençlerin gelecek için umut vaat ettiğini bilerek, teknoloji, bilim ve sanatın hayatı insancıllaştıracağına inanarak bu dünyadan ayrıldı.

Duygu Asena

Hayatı

Duygu Asena kültürlü bir ailenin çocuğu olarak 1946 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Kadıköy’de geçirir. Kadıköy Özel Kız Koleji’nin ardından İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümü’ne girer. Kariyeri önce pedagog olarak şekillenen Asena, bir süre sonra metin yazarlığı yapmaya başlar. 1972 yılında ise, Hürriyet Gazetesi Kelebek ekinde yazıları yayınlanacaktır. 1973 yılında annesini, kısa bir süre sonra da çok sevdiği babasını kaybeder. Kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi o dönemin tanınan yüzlerinden 1966 yılında Türkiye güzeli seçilmiş İnci Asenadır.

Duygu Asena, bir süre Man Ajans’ta metin yazarlığı yapar, ardından kariyerinin belki de en büyük adımlarından biri olacak Kadınca Dergisi’nin haber müdürü olur. Birkaç ay kadar sonra ise, Duygu Asena derginin yeni kimliğini, imajını baştan aşağı değiştirmiş, ileri görüşlü bir üslupla, toplumsal tabu olarak kabul gören pek çok konuya el atmaya başlamıştır. Türk basınında hemen hemen hiç yer almayan ya da pek az değinilen, bekâret, cinsellik, orgazm, aile içi şiddet, kürtaj, kadının ekonomik özgürlüğü, hukuksal alanda kadının eşitsizliği gibi pek çok konu dergide yer almaya başlar.

Asena’nın büyük çabalarıyla dergide yer alan bu konular, elbette o zamana kadar derinlerde gizlenen pek çok sorunun ortalıkta konuşulmasına ve büyük ilgi görmesine neden olur. Feminizm kavramı dillerde dolaşmaya başlar. Özellikle kadın okuyucu ile dergi arasındaki iletişim, örneğine az rastlanır türde gerçekleşir. Dergi o dönem kadınlarının dert ortağı, sırdaşı, neredeyse aile danışmanı gibidir. Kentli kadından, Anadoludaki kadına kadar geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşur, tirajı 85-90 binleri bulur. Bu, Duygu Asena için büyük bir başarıdır. Kadınca’nın yanı sıra Onyedi, Ev Kadını, Bela Bayan, First gibi pek çok derginin de yöneticisi olur. Bir süre Kimya Mühendisi Gültekin Gürgenle birlikte olur, bu ilişki Duygu Asena’nın ilk ve son evliliği olacaktır.

Advertisement

Duygu Asena

Gazetecilik Hayatı

Asena, dergiciliğin yanı sıra gazetelerde köşe yazarlığı ve yöneticilik görevlerine de devam eder. Güneş, Sabah ve Söz’de çalışır. Ardından Milliyet, Cumhuriyet, Vatan gazetelerinde yazı ve röportajları yayınlanır. Kadın hakları değince Duygu Asena ilk akla gelen isimlerden birisi olmuştur. Onun Türkiye sınırlarını da aşan ünü ise, 1987 yılında “Kadının Adı Yok” adlı romanıyla gelir. Kitap, Türkiyede büyük ilgi görür, satış rekorları kırar. Aynı zamanda Almanya, Hollanda ve Yunanistanda da basımı gerçekleşir. Bir yıl sonra eseri sakıncalı bulunarak yasaklanır, ancak Asena açtığı davayı kazanır ve kitap Türkiyede en çok baskı yapan eserlerden birisi olur. 1988de Atıf Yılmaz tarafından filmi yapılır. Filmde Tarık Tarcan, Hale Soygazi ve Aytaç Arman başrolü paylaşırlar.

Kadının hukuk alanında kazandığı başarılar da bu döneme rastlar. 1983’te 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi sağlandı. 1985’te Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi imzalandı. 1989’da İstanbul Universitesi’nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. 1989da kadınların da kaymakam olabilmesinin yolu açıldı. 1990da kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanunun 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi. Aynı yıl Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nce şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere kadın sığınma ve konukevleri açıldı.

Bu ve buna benzer gelişmelerde Türk kadınının o dönemde oluşturduğu kamuoyu etkisi göz ardı edilemez niteliktedir. Dar anlamda ise, Duygu Asena kadın haklan sorunlarının duyurulmasında büyük bir role sahiptir. Toplumsal baskının dile getirilmesinden aile içi sorunlara, cinsel konulardan evlilik problemlerine kadar pek çok konu Asena’nın kaleminde masaya yatırılmış, makaleleri gündemi meşgul eden, pek çok yazar tarafından tartışılan konular haline gelmiştir. Bu hakların kazanılmasında elbette Duygu Asena tek başına değildir, o bu sorunları kaleme aldığında kadınların sağduyusuna güvenmiş, sivil toplum örgütlerinin çabalarını gururla izlemiştir. Asena, ilk kitabının ardından iki yıl sonra “Aslında Aşk da Yok” adlı devam niteliğindeki kitabını yayınlar. 1992de ise, on dört öyküden oluşan öykü kitabı “Kahramanlar Hep Erkek” yayınlanır. Aynı yıl TRT 2de “Ondan Sonra” isimli beş yıl sürecek programına başlar. 1994’te her Perşembe Radyo Klüp’te 11.20den saat 13.00e kadar süren bir program sunar. 1995 yapımı Sinan Çetinin yönettiği Bay E adlı filmde rol alır.

Duygu Asena

Kadın Hakları

Yazılarında kimi zaman çaresiz, adım atmaktan korkan kadınların kılavuzu olur. Çalışmalarını, kendilerini eğitmelerini ve erkekten korkmamalarını söyler. Gençlere daima güvenir, gelecekten umutludur çünkü. Okuyucularına şöyle seslenir: “Türkiyede kadınlar yasal ya da yasal olmayan eşlerinden dayak yiyor. İster tek tokat olsun, ister öldüresiye… Büyük bir çoğunluğu kurtulamıyor dayaktan, hatta dayak yediğini saklıyor, utandığı için.” (7 Kasım 2004 Vatan Gazetesi) başka bir gün feminizmi anlatmak ister onlara, ne kadar yanlış anlaşıldığının altını çizerek: “Feminizm kadın haklarını savunan bir düşünce akımıdır. Kesinlikle kadın üstünlüğünü savunmaz, kesinlikle erkek düşmanlığı yapmaz… Bütün duyarlı insanların savunacağı düşüncelerdir bunlar.” (1994 Kim Dergisi)

Advertisement

Duygu Asena Türk kadınının yakın tarihine damgasını vurmuş bir kimliktir. Onu ve kadın hakları için verdiği çabayı anlamak demek, Türkiyede kadın kimliğinin bu günkü durumunu tanımlamak demektir. Geçmişte günümüz kadınının önünü açan bu önder ve lider kişilikler unutulduğu takdirde, büyük uğraşılarla kazanılan pek çok zaferin üstüne bir gölge düşeceği gerçeği gözden kaçırılmamalıdır.

Duygu Asena, 2004 yılında amansız bir hastalığın pençesindedir. Beyninde biri büyük iki kitle vardır. Okuyucularına bununla da baş edebileceğinin müjdesini verir, son çalıştığı Vatan Gazetesinden. Hastalığı süresince kimi zaman güncel yazıları kimi zaman da Kim, Kadınca Dergileri ve Milliyet Gazetesindeki eski yazıları yayınlanır. İlaç ve ışın tedavilerine rağmen, 30 Temmuz 2006da hayata gözlerini yumar.


Leave A Reply