Felsefede Başka Zihinler Sorunu – Zihin Felsefesinin Zombileri Mutantları

0

Zihin felsefesinde diğer (başka) zihinler sorunu nedir? Felsefenin zombisi nasıldır? Filozofların diğer zihinler sorununa yaklaşımları.

Diğer Zihinler

Hollywood zombi filmleri saçmalıktan başka bir şey değil. Rengi gitmiş bir yüz, balık gözler, donuk bakışlar – tam bir zırvalık. Gerçekte zombileri fark etmek çok zordur. Görünüşte benden ve sizden bir farkları yoktur; bizim gibi yürür, bizim gibi konuşurlar – içeride hiçbir şey dönmediğine dair hiç bir ipucu vermezler. Bir zombinin kaval kemiğine esaslı bir tekme atın, sizin kadar ya da benim kadar korkup avaz avaz bağıracaktır. Ama sizin ya da benim hissettiğimin tersine hiçbir şey hissetmez aslında: ne acı, ne duyum, ne de herhangi bir bilinç hali. Aslında “siz ve ben” diyorum ama belki de sadece “ben” desem daha doğru olur. Çünkü sizden hiç emin değilim… düşünüyorum da, aslında hiçbirinizden emin değilim.

diğer zihinler

Ruhları olmayan zombiler “diğer zihinler sorunu” diye bilinen eski felsefe tartışmasının düzenli konukları arasındadır. Kendi zihnimin varlığını biliyorum; bilinçli deneyimlerden oluşan bir içsel yaşamım var ama sizin zihninizin içeriği size özeldir ve ben göremem. Doğrudan gözlemleyebildiğim tek şey sizin davranışlarınızda. Buna bakarak sizin de benimki gibi bir zihniniz olduğunu kesin olarak söyleyebilir miyim? Daha renkli ifade edecek olursak, yukarıda anlatılan zombiler gibi bir zombi olmadığınızı -davranış ve fizyolojik olarak benimle tıpatıp aynı ama bilinçsiz- nereden bileceğim.

Zombilerden mutantlara

Zihin felsefesi konferanslarındaki tek konuklar zombiler değildir. Mutantlarla da karşılaşırsınız. Tıpkı zombiler gibi, felsefi mutantlar da Hollywood’daki benzerleri kadar korkunç değildir. Aslına bakarsanız, iş davranışa ve fiziksel görünüşe gelince, sıradan insanlardan ayırt etmek mümkün değildir. Hatta zihinleri bile vardır! Mutantlardaki farklılık, zihninle-rindeki bağlantıların pek sizinki ya da benimki (eh, en azından benimki) gibi olmamasıdır.

Mutantların ne kadar değişik olabileceğinin sınırı yoktur – bana acı verecek bir şeyden zevk alabilir, benim mavi gördüğümü kırmızı görebilirler. Tek kural bir mutantın uyumlarının ve diğer zihinsel olaylarının benimkilerden bir şekilde farklı olmasıdır. Mutantlar diğer zihinler sorununda farklı bir soruyu irdelememizde bize yardımcı olur -diğer insanların zihinlerinin olup olmadığını değil, zihinlerinin benimkiyle aynı çalışıp çalışmadığı sorusudur bu. En basitinden, sizin acıyı benim hissettiğim gibi hissettiğinizi söyleyebilir miyim? Ya da acı duygunuzun ne kadar yoğun olduğunu? Ya da kırmızıyı algılayışınızın benimkiyle aynı olduğunu? Böyle sorularla yepyeni bir tartışma alanı açılır. Diğer zihinler sorununun başka yönlerinde olduğu gibi, verdiğimiz yanıtlar zihnin ne olduğunu aydınlatmamızda bize yardımcı olur.

felsefenin zombileri

Öbür insanların zihinlerinin olup olmadığını sorgulamak belki saçma görünebilir, fakat bu neden mantıksız olsun? Aslına bakarsanız, bilinci açıklamanın ya da fiziksel bir dünyada konumlandırmanın zorluğuna bakılırsa, bildiğim tek zihin olan kendi zihnimin çok ender, hatta eşsiz olduğunu varsaymak gayet mantıklı değil midir? Ya benim dışımdaki bilinci olmayan herkes normal, bir tek ben acayipsem?

Başka açılardan birbirimize bu kadar benzediğimize göre . . .

Diğer zihinler sorununa en yaygın yaklaşım, aralarında Bertrand Russell’ın da bulunduğu bir grup filozofun savunduğu benzeşim argümanı denen yöntem ve onun çeşitlemeleridir. Kendi adıma biliyorum ki raptiyeye bastığımda bazı tipik davranışlar sergilerim (ayy demek, geri çekilmek vs.) ve buna belirli bir duygu eşlik eder: acı duygusu. Bu sayede başka insanlar benzer uyarılara karşılık benzer biçimde davrandığında onların da acı duyduğu sonucunu çıkartabilirim. Daha genel olarak, kendimle başka insanlar arasında hem fizyolojik hem davranışsal sayısız benzerlik gözlemlerim. Bu benzerliklerden yola çıkarak başka insanların psikolojik bakımdan da bana benzediği sonucuna varırım.

Benzeşim argümanının sezgisel bir cazibesi vardır. Başkalarının da zihni olduğu inancını savunmamız gerekseydi, muhtemelen buna benzer bir savunma geliştirirdik. Argüman tümevarımadır elbette, dolayısıyla kesin kanıt sunamaz (ve sunmayı amaçlamaz), ama inanmakta kendimizi haklı hissettiğimiz başka pek çok konu için geçerlidir bu.

zihin felsefesi

Yel değirmenlerine karşı savaşmak mı?

Diğer zihinler sorunu, bizim bakmayı aklımızın ucundan geçirmediğimiz bir alanda kendi başına dert açan filozoflara özgü tipik tartışmalardan birine benziyor. Hepimiz (pratik gerekçelerden dolayı filozoflar bile) başkalarının da bizimkine çok benzeyen düşünce ve duygulardan oluşan bir iç dünyası olduğunu kanıksamışızdır. Ama buna dayanarak felsefi meseleyi reddetmek konunun özünü ıskalamak olur. Kimse kimseyi insanların aslında zombi olduğuna inandırmaya çalışmıyor. Daha ziyade, zihinler ve zihinlerin bedenlerle ilişkisi hakkındaki düşünme biçimlerimiz zombi olasılığını göz ardı etmemize izin vermiyor. Bu durumun, zihin kavrayışlarımızı ciddi biçimde gözden geçirmemize yol açması gerekir.

Descartes’çı çiftecilik zihinsel ve fiziksel olaylar arasına kocaman metafiziksel bir yarık açar. Diğer zihinlere ilişkin şüphecilik de işte bu yarıkta kök salar. İster Descartes’ta ister birçok dinsel tezahüründe olsun çiftecîliğe eleştirel gözle bakmak için iyi bir gerekçedir bu. Aksine, zihnin fizikselci açıklamalarının cazibelerinden biri, zihinsel olayların -en azından prensipte- tamamen fiziksel olaylara dayanarak açıklanabilmesidir. Ve eğer zihinsel olan fiziksel olanın içinde eriyorsa, zombiler de bir anda yok olur. Bu durum bu türden açıklamaların illa doğru olduğu anlamına gelmese de doğru yolda olduklarını gösterir. Böylece diğer zihinler sorununa odaklanarak zihin felsefesi kapsamındaki daha genel konulara ışık tutabiliriz.

Bu akıl yürütmeye en sık yöneltilen eleştiri, tek bir örnekten, yani benim kendi zihnimden çıkarsama yapmama dayanmasıydı. Söz gelimi içinde inci olan bir istiridye bulduğunuzu ve bundan yola çıkarak bütün istiridyelerin içlerinde inci olduğu sonucuna vardığınızı düşünün. Bu tür bir hataya düşme riskini azaltmak için birden fazla istiridyeyi kontrol etmeniz gerekir, ama başka zihinler söz konusu olduğunda bu yol kapalıdır. Wittgenstein’m belirttiği gibi

“Tek bir durumu bu kadar sorumsuzca nasıl genelleyebilirim?”

Tek bir örneğe dayanarak sonuçlar çıkarma sorumsuzluğu, çıkarımlarımızı yaparken ilgili arka plan bilgisine sahipsek hafifler. Örneğin istiridyelerin hayatında incinin yararlı bir amacı olmadığını, ya da incilerin ticari değerinin her istiridyenin içinde bir tane bulunmasıyla bağdaşmadığını fark ettiğimizde, elimizdeki tek örnekten yanlış bir çıkarımda bulunma riskimiz azalır.

Zihin ve bilinç, aşina olduğumuz şeylerden öylesine farklıdır ve gizemlerini öylesine korurlar ki neyin anlamlı arka plan bilgisi sayılabileceği bile tümden belirsizdir. Bu açıdan diğer zihinler sorunu, daha genel beden-zihin probleminin farklı bir belirtisi olarak görülebilir. Eğer zihin kuramı sayesinde zihinsel olgularla fiziksel olgular arasındaki ilişkinin üzerindeki sır perdesini kaldırabilirsek, diğer zihinlere ilişkin endişelerimizin azalmasını ya da toptan ortadan kalkmasını umabiliriz.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?