Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı

0

Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatına kısa bir bakış. Kısaca Atatürk’ün hayatı hakkında bilgi.

Gazi Mustafa Kemal “ATATÜRK” 1881 yılında Selanik’te doğmuştur. Annesi Zübeyde Hanım, babası gümrük memuru Ali Rıza Efendi’dir. Altı yaşında babasını yitiren küçük Mustafa, annesi tarafından önce mahalle mektebine, sonra da Selanik’te Şemsi Efendi Okulu’na gönderilmiştir. Burayı bitirdikten sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’nin sınavlarına girdi ve kazandı. Bütün okul hayatı boyunca yeteneği, düzenliliği, çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile hem öğretmenlerinin hem de arkadaşlarının sevgi ve takdirlerini kazanmasını bildi. Matematik derslerinde gösterdiği üstün başarıdan dolayı hocası, ona takdirlerini ve sevgisini göstermek amacıyla: “Oğlum senin adın da Mustafa, benim adım da. Bu böyle olmayacak. Aramızda bir fark bulunmalı. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun.” demiştir.

Mustafa Kemal, 1895 yılında Selanik Askeri Rüştiyesi’nden birincilikle mezun olduktan sonra Manastır’daki Askeri İdadi’ye girdi. Bu okulu da başarıyla bitirdikten sonra 1899 yılında İstanbul’daki Harp Okulu’na girdi. Çok zeki ve çalışkan bir subay adayı olan Mustafa Kemal, bir yandan okulunu başarıyle sürdürürken, diğer yandan okul dışı çalışmalarıyle genel kültürünü artırıyor ve toplumumuzun sorunlarıyla ilgileniyordu. Bu sırada yurdumuz çok zor ve sıkıntılı günler yaşamaktaydı. Ulusumuzun geçirdiği karanlık ve üzüntülü günler, Mustafa Kemal’in uykularını kaçırıyordu. 1902 yılında Harp Okulu’nu bitirerek kurmay sınıfına ayrılan Mustafa Kemal, aydın ve ileri görüşlü bir yurtsever olarak memleketi içinde bulunduğu bu kötü durumdan kurtarmak için çareler düşünmeye ve aramaya başladı.


1905 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademi’sini bitiren Mustafa Kemal, siyasî alandaki çalışmaları nedeniyle padişah II. Abdülhamit tarafından önce tutuklandı, sonra da Şam’daki 5. Ordu’ya, bir süre sonra da Makedonya’daki 3. Ordu’ya sürgün gönderildi. Şam’da bulunduğu sırada kurduğu “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti” amaçları bir olduğu için İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Ama daha sonra Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki’nin yöneticileriyle anlaşamadığı için bu cemiyetten ayrıldı.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra (1908), padişah ve istibdat yanlıları 31 Mart isyanını çıkardılar. Bu ayaklanmayı bastırmak amacıyla Rumeli’de kurulan Hareket Ordusu’na kurmay başkanı olarak katılan Mustafa Kemal, ayaklanmanın bastırılmasında hazır bulundu. Bu ayaklanmadan sonra kendisini bütünüyle çok sevdiği askerlik mesleğine verdi. Bu alanda gösterdiği üstün başarılar, çevresinde güçlü bir etki yapmıştı. Üstlerinin saygı, sevgi ve takdirini kazandı. Onu çekemeyenler İstanbul’a naklini çıkartmışlardı. O sırada İtalyanlar Trablusgarb’a saldırmışlardı. Bir avuç gönüllüyle Trablusgarb’da İtalyanlara karşı kahramanca çarpışarak, Türklüğün gururunu kurtardı. Bu nedenle rütbesi binbaşılığa yükseltildi. 1912 yılında Balkan Savaşı çıktı. Mustafa Kemal, Gelibolu Yarımadası’nı korumak üzere Bolayır’da kurulan kolordunun Harekât Şubesi Müdürlüğü’ne atandı.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladığı sırada Mustafa Kemal yarbay rütbesiyle Sofya Ataşemiliterliğinde bulunuyordu. Devletin bu savaşa katılmaması için yaptığı tüm uyarılara karşın, Osmanlı Devleti savaşa katılmıştı. Bunun üzerine kendisinin Tekirdağ’da kurulan bir tümene komutan olarak atanmasını sağladı. 19. fırka adını alan bu tümen Çanakkale Savaşı sırasında destanlar yarattı. Anafartalar’da gösterilen kahramanlık dillere destan oldu, Türk’ün büyüklüğü bir kez daha dünyaya yayıldı. Bundan sonra generalliğe yükseltilen Mustafa Kemal Diyarbakır’a gönderildi. Burada Rus taarruzunu önledi. Bu basanlarından sonra İkinci Ordu Komutanlığına atandı. 1918 yılında tahta geçen Vahdettin, Mustafa Kemal’e Suriye’deki 7. Ordu Komutanlığını verdi. Arapların yardımıyla İngilizler Şam’ı ellerine geçirmişlerdi. Mustafa Kemal burada da büyük bir kahramanlık göstererek düşmanı durdurdu. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atandı. Tam bu sırada çok ağır şartlar taşıyan, neredeyse Osmanlı Devletinin idam fermanı olan Mondros Mütarekesi imzalanmıştı (30 Ekim 1918). Mustafa Kemal bu anlaşmayı önlemek istediyse de İstanbul hükümetine etki edemedi. Böylece Millî Mücadele’ye zemin hazırlayacak olan şartlar kendiliğinden oluşuyordu.

Anlaşmaya muhalif olan Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’dan uzaklaştırmak amacıyla, Erzurum’da bulunan 3. Ordu Müfettişliğine tayin ettiler. Mustafa Kemal yeni görevine gitmek amacıyle 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrıldı. Onun 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyle “Milli Mücadele” fiilî olarak başlamış oldu. Amasya Genelgesiyle ulusuna çağrıda bulunup, Erzurum ve Sivas’ta yurdun ve ulusun sorularını ele. alan kongreler gerçekleştirdi. Türk ulusunun kaderini yine Türk ulusunun,belirleyeceğini söyleyerek, işgalcilere karşı halkımızın önderliğini.yaptı. İstanbul Hükümetinin zorlamasıyla askerlik mesleğinden ayrılarak 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni halkın temsilcileriyle birlikte açtı. Anadolu halkı sonsuz bir iman ve güvenle ona bağlandı, onu lider tanıdı. Yurdun kurtuluşu mücadelesine girilerek düşmanlarla çeşitli cephelerde savaşıldı. Önce doğu, güney ve güneydoğu illerimizdeki yabancı işgalcilere gereken dersler verildi. Akdeniz ve güney illerimizi işgal eden Fransız, İngiliz ve İtalyan güçleri Türk gücünün ve Türk süngüsünün önünde dayanamayacaklarını anlayarak bu illerimizi boşalttılar.

Sıra batı cephesindeki, İngiliz ve Fransızların kışkırtmasıyla yola çıkmış, onların maddî ve manevî tam desteğini alan Yunanlılara gelmişti. 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunanlılar ileri yürüyüşlerini Salihli, Alaşehir, Manisa yolu ile Eskişehir’e, oradan da Bozüyük ve Bilecik’e doğru sürdürüyorlardı.


9-10 Ocak 1921 ‘de Albay İsmet Bey komutasındaki Türk ordusu ile Yunan ordusu İnönü Ovası’nda karşılaştı. Arkasından 30 Mart-1 Nisan 1921’de İkinci İnönü Meydan Muhaberesi’nde üst üste indirilen şamarlarla düşman yönünü döndürmüş ve neye uğradığını bilememişti. Yunan kuvvetleri bu güçlü direniş karşısında Sakarya boylarına çekilmeye başlamıştı.

Bu gelişmelerden sonra Mustafa Kemâl 5 Ağustos 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Başkumandan” seçildi. Düşman saldırıya geçmiş, Sakarya’da iki ordu birbirleriyle karşılaşmıştı. Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Meydan Savaşı geceli gündüzlü 22 gün sürmüştür. Sonuçta düşman yenilmiş ve Kütahya-Afyon yönüne doğru kaçmaya başlamıştır. Bu savaşın kazanılmasında Mustafa Kemal’in çok büyük payı vardır. Bu savaş sırasındaki ünlü söylevinde: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün bir vatandır.” demiştir. Bu savaştan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemâl’e “Gazi” unvanını ve Müşir (Mareşal) rütbesini vermiştir (19 Eylül 1921). mâl, 24 Temmuz 1923’te Lozan Konferansı’nın sonuçlanmasıyla askeri zaferin, Mustafa Kemâl’e “Gazi” unvanını ve Müşir (Mareşal) rütbesini vermiştir (19 Eylül 1921).

Yunanlılara karşı başlayacak olan büyük saldırının hazırlıkları, Ağustos ayı içinde iyice hızlanmıştı. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa 6 Ağustos 1922’de taarruza hazırlık emrini gizli olarak vermişti. Bu arada Mustafa Kemâl yapılacak taarruzun tam bir baskın şeklinde olması için gereken bütün dikkati göstermekteydi.

26 Ağustos 1922 Cumartesi günü şafak sökerken Büyük Taarruz başladı. Tarihimizde “Başkomutanlık Meydan Savaşı” olarak geçen bu şiddetli savaş 30 Ağustos 1922’de son buldu.

Artık düşman yenilmiş, zafer kazanılmıştı. Başkomutan düşmanın tüm gücünü yok etmek için 1 Eylül 1922’de “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” buyruğunu vermiştir. Türk ordusu karşısında bozguna uğrayarak kaçışan Yunanlılar 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize dökülerek yurdumuz düşman çizmesinden büyük ölçüde temizlenmiştir. Anadolu idlerinden İzmir’e kadar kovalanan Yunan Ordusundan arta kalanlar canlarını kurtarmak için kendilerini kıyıda bekleyen gemilere güç atmışlardır.

Sonuç olarak tüm işgalci düşmanlar yenilmiş ve yurdumuzdan çıkartılmış, 11 Ekim 1922’de de Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalanarak barış sağlanmıştır.


Resimde Atatürk’ümüzün bir çiftçi vatandaşımızı nasıl dikkatle dinlediğini görmekteyiz. Bu yüz ifadesi bize, konuşana değer verdiğini, onun vermek istediği mesajı alma, yorumlama ve hatta kendisini onun yerine koyma(empati) çabası içinde olduğunu hissettiriyor. Sanki bize ‘işte dinleme böyle olmalı’ diye örnek vermektedir.

Lozan konferansı sırasında çıkartılan bir yasayla Türk yurdunun gerçek sahiplerinin Türkler, bunun da temsilcisinin Türkiye Devleti olduğu tüm dünyaya ilan edilerek, 1 Kasım 1922’de Osmanoğullarının saltanatına son verildi. Son Osmanlı padişahı Vahdettin de bir İngiliz gemisine sığınarak yurttan kaçtı.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, büyük asker ve devlet adamı Mustafa Kemâl, 24 Temmuz 1923 te L ozan Konferansı’nın sonuçlanmasıyla askeri zaferin, siyasi zaferle tamamlanmasını gerçekleştirip, Misak-ı Millî sınırları içinde 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu duyurmuştur.

Atatürk, uzun savaş yıllarında harap düşen yurdumuzun yeniden imarı, çağın gerisinde kalmış olan ulusumuzun “Çağdaş Uluslar Düzeyine” yükselmesi için gösterdiği çabalar ve yapmış olduğu devrimlerle 15 yıl süren Cumhurbaşkanlığında gece gündüz hiç durmadan çalışmış ve ömrünü canından pek sevdiği ulusuna adamıştır.

Onu çok seven ve bugüne kadar hiçbir taviz vermeden yolundan yürüyen Türk ulusunun temsilcileri de 24 Kasım 1934’te çıkardığı bir yasayla ona ATATÜRK soyadını verdi.

10 Kasım 1938’de aramızdan ayrılışı yalnız ülkemizi değil tüm dünyayı derinden sarstı. Türkün atası bundan böyle ilke ve devrimleriyle yol gösterecek, ulusunu düştüğü sıkıntıdan kurtarmanın yollarını ilke ve devrimleriyle öğretmiş olacaktı. Öyle de oldu… Gençlik ve tüm ulus onun gösterdiği yoldan büyük bir inançla yürümektedir.




Bir Yorum Yazmak İster misiniz?