Mesnevi’den Hikayeler / Seçmeler

0
Advertisement

Mevlana’nın büyük eseri olan ve sadece islam elemini değil insanlık alemini de derinden etkilemiş olan Mesnevi’den seçme kısa hikayeler

Ey ulular, bu cihan bir ağaca benzer; biz de bu alemdeki yarı ham, yarı olmuş meyvelar gibiyiz.

Ham meyvelar dala iyice yapışmıştır, oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köşke, saraya layık değildir ki. ‘ .

Fakat oldu da tatlılaştı, dudağı ısırır bir hale geldi mi artık dallara iyi yapışmaz, hemen düşüverir.

O baht ve ikbal yüzünden adamın ağzı tatlılaştı mı insana bütün cihan mülkü soğuk gelir.

Advertisement

Bir şeye sımsıkı yapışmak bir şeyde taassup göstermek hamlıktır. Sen ana karnında çocuk halindeyken işin gücün ancak kan içmekten ibarettir. Söylenecek bir şey daha kaldı ama, onu ben söylemeyeceğim, sana onu. Ruhülkudüs bensiz söylesin.

Hayır, hayır… Ruhülkudüs değil, sen kendin, kendi kulağına söylersin… Ortada hakikatte ne ben varım, ne de benden başkası, sen de bensin zaten, canım efendim!

Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarını silker!

Kızıp atı döven hakikatte atı dövmez, aksak yürüyüşünü döver.

Bu yürüyüşü bıraksın da iyi yürüsün, rahvanlaşsın” der. Üzüm suyunu şarap olsun diye hapis edersin ya…

Advertisement

Birisi bir yetimi dövse gören der ki: “O yetimceğizi niye dövüyorsun?… Tanrı’dan korkmuyor musun?”

Döven de: “Canım, dostum, ben onu ne vakit dövdüm ki, ben ondaki şeytanı dövüyorum” der. ‘

Annen sana: “Geber” dese bu sözüyle kötü huyunun, kötülüğünün gebermesini ister.

Ekmek sofrada durduğu müddetçe cansızdır. Fakat insan vücudunda neşeli ruh kesilir.

Sofranın ortasında duran o ekmeğin can olması imkansızdır. Fakat can selsebil suyu ile o olmayacak şeyi yapar, ekmeği ruh haline getirir.

Advertisement

Ey doğru okuyup doğru anlayan! Bu can kuvvetidir, bir düşün o Canlar Canı’nın kuvveti ne olabilir?

Su ve ekmek bizim cinsimiz değilken bizim cinsimizden oluverdi, vücudumuzu besledi, kuvvetimizi artırdı.

Su ve ekmeğin bizimle cinsiyeti yoktur ama, sonucu bakımından onu cinsimiz bil.

Birisi hileyle tuzağına bir kuş düşürdü. Kuş ona dedi ki: Ey ulu hoca,
Sen birçok öküzler, koyunlar yedin… Birçok develer kurban ettin.
Dünyada onlarla bile doymadın… Benimle de doymazsın sen!
Beni bırak da sana birkaç öğüt vereyim… Bak bakalım aptal mıyım akıllı mıyım

Birinci öğüdü elindeyken vereyim, ikincisini samanla karışık balçıktan yapılma damının üstünde. Üçüncüsünü de ağacın üstünde veririm, bu üç öğütle bahtın iyileşir.

Advertisement

Elindeyken vereceğim öğüt şu: Olmayacak söze kim söylerse söylesin inanma!
Bu ulu öğüdü elindeyken verip azad oldu, duvarın üstüne konup
Dedi ki: Geçmiş, gitmiş şeye gam yeme… Fırsatı fevtettin mi açıklanma artık!

Sonra “Şu küçük bedenimde on dirhem ağırlığında paha biçilmez bir inci var. Seni de oğullarını da devlete eriştirirdi… O inci senin hakkındı…

Fakat kısmetin değilmiş, kaçırdın… Öyle bir inci dünyada bulunmaz” dedi.
Adam, gebe kadın doğururken nasıl feryat ederse öyle feryat etmeye başladı. Kuş dedi ki: Sana geçmiş gitmiş şeye gam yeme diye nasihat etmedim mi?

Madem ki geçip gitti neden gam yersin? Ya öğüdümü anlamadın yahut da sağırsın sen!

Advertisement

Sonra bir de sana sapıklığa düşme, olmayacak söze sakın inanma demedim mi? Bu ikinci öğüdüm değil miydi?

Ben, kendim üç dirhem gelmem aslanım… İçimde on dirhemlik inci nasıl bulunur?

Adam bu son söz üzerine kendine geldi, hadi, dedi o üçüncü güzel öğüdü de ver bakalım!

Kuş dedi ki: Evet… Allah için o ikisini iyi tuttun da üçüncüsünü söyleyeceğim ha!

Advertisement

Leave A Reply