Şaşırmak, Şaşkınlık, Hayret İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları

0

Şaşırmak, şaşkınlık ile ilgili deyimler nelerdir? Bu deyimlerin açıklamaları ve anlamları. Şaşırmak hakkında deyimler ve açıklamaları.

Şaşırmak İle İlgili Deyimler ve Anlamları

Advertisement

Şaşırmak İle İlgili Deyimler

  • ***aklını şaşırmak
    yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düşünmek: Bu kadar genç bir kızla evlenmek için Şakir amca aklını şaşırdı herhâlde. -P. Safa.
  • ***beşer şaşar
    insan her zaman yanılabilir anlamında kullanılan bir söz.
  • ***bildiğinden şaşmamak (kalmamak)
    hiçbir etkiye aldırış etmeyerek doğru bildiği davranışı sürdürmek.
  • ***(birini) şaşkına çevirmek
    şaşırtmak: Bir mektupla kadınlarınız sizi şaşkına çeviriyorlar. -M. Ş. Esendal.
  • ***(birinin) tebdili şaşmak
    ne yapacağını bilememek, telaşa kapılmak: Haydar’ın kılıcını görenin tebdili şaşar. -Y. Kemal.
  • ***doğru bildiği yoldan ayrılmamak (şaşmamak)
    her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak: Bunları asla yapmayacağımı biliyorsun, su testisi su yolunda kırılır; ben doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım. -H. Topuz.
  • ***endazeyi şaşırmak
    ne yapacağına karar verememek, eli ayağı dolaşmak: Biri bu konuda damarına basınca endazeyi şaşırıyor, kendine hükmedemiyordu. -N. Araz.
  • ***feleğini şaşırmak
    argo ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek: Bir gün burada koyu ateş renginde bir hotoz görmüştür ki feleğini şaşırmıştır. -S. Birsel.
  • ***hangi peygambere kulluk edeceğini şaşırmak
    kimin sözünü yerine getireceğini bilemeyerek şaşkınlık içinde kalmak.
***lafını şaşırmak
ne diyeceğini bilememek, şaşırarak başka şeyler söylemek.
  • ***neye uğradığını bilememek (anlamamak, şaşırmak)
    ansızın üzücü, sıkıcı, neşeli, güzel veya hoş bir durumla karşılaşmak: Martı gibi, şiirli duygu dolu bir oyunla karşılaşınca neye uğradığını şaşırır. -N. Cumalı.
  • ***pusulayı şaşırmak
    1) güç bir duruma düşerek ne yapacağını bilememek: Aramızda bir profesör, bir de doçent vardı, hepimiz çoktan pusulayı şaşırmıştık. -B. R. Eyuboğlu. 2) doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.
  • ***şaşırıp kalmak
    çok şaşırmak, büyük bir şaşkınlığa düşmek: Beni ilk defa dersler dışında konuşup gülerken görüyor, şaşırıp kalıyorlardı. -A. Kutlu.
  • ***yolu (yolunu) şaşırmak
    yanlış yola sapmak: Yollar ıssızdı, el ayak çekilmişti, sokaklarda yolu şaşırdım. -Halikarnas Balıkçısı.
  • ***ağzı açık (bir karış açık) kalmak
    çok şaşırmak, şaşakalmak: Başımı kaldırıp yukarı bakınca şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor. -A. Ümit.
  • ***ağzı açık kalmak
    şaşırmak: Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı. -A. Kutlu.
  • ***aklı başından gitmek
    çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak: El âlemin çocuklarının tek evladını paraladıklarını düşündükçe aklı başından gidiyordu. -E. Şafak.
***aklı durmak
düşünemez bir duruma gelmek, şaşırmak.
  • ***aklı gitmek
    1) şaşırmak, korkmak; 2) çok beğenmek, bayılmak: Leman’ın aklı gitti bu anda sinemaya. -N. Hikmet.
  • ***aklı karışmak
    ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak.
  • ***başı dönmek
    1) insana, eşyanın dönmesi, ayağının altından yerin çekilmesi vb. bir duygu gelmek: “Cümle kapısının önüne geldiği zaman başının dönmeye başladığını hissetti.” -P. Safa. 2) sıkıntı yaratan bir durum karşısında bunalmak; 3) görkemli bir şey karşısında şaşırmak; 4) para veya makam sebebiyle şaşırıp şımarmak.
  • ***bir hoş olmak
    1) şaşırmak; 2) hüzünlenmek.
  • ***(birinin) sinirleri altüst olmak
    sinirleri bozulmak, sinirlenip ne yapacağını şaşırmak.
  • ***eli ayağı (ayağına) dolaşmak
    şaşırmak, telaşlanmak:Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır. -A. İlhan. Şaşkınlıktan eli ayağına dolaşarak pencerelere koştu ve orada gördüğü manzara karşısında donakaldı.-E. Şafak.
  • ***eşekten düşmüş karpuza (düşmüşe) dönmek
    argo 1) çok şaşırmak, donup kalmak; 2) kötü bir duruma düşmek: Bunlar ezberlerindeki mânileri söylerler, dağarcıklarında mâni kalmayınca da eşekten düşmüş karpuza dönerler. -S. Birsel.
***feleği şaşmak
argo feleğini şaşırmak.
  • ***garibine gitmek
    yadırgamak, şaşırmak: Frankfurt caddelerinde en çok garibime giden insan, dilencisi olmuştur. -A. Haşim.
  • ***gözlerine inanamamak
    hiç umulmayan, hiç beklenmeyen bir şeyin görülmesi karşısında şaşırmak.
  • ***hayrete (hayretlere) düşmek
    şaşakalmak, şaşırmak: Vaktiyle Göksel bile bu soğukkanlılığım karşısında hayrete düşmüştü. -N. Hikmet.
  • ***hayrette (hayretler içinde) kalmak
    şaşakalmak, şaşırmak: İşin evveliyatını bilmeyen ırgatlar bu tariften bir şey anlayamamış, hayrette kalmışlardı. -H. Taner.
  • ***hayretten donakalmak
    çok şaşırmak, inanamamak.
  • ***iki arada kalmak
    birbirine karşıt iki kişi arasında ne yapacağını bilemeyerek şaşırmak.
  • ***kanı donmak (çekilmek)
    donakalmak, çok şaşırmak.
  • ***küçük dilini yutmak
    şaşırmak, donakalmak: Kadıncağız beni bu hâlde görünce az kalsın küçük dilini yutacaktı. -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • ***ne olduğunu bilememek
    şaşırmak, aklı başından gitmek.
  • ***sudan çıkmış balığa dönmek
    herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak: Yaşama adım attılar mı sudan çıkmış balığa dönerler. Ya yetenekleri değerlendirilmezse bu yeni çevrede? Ya saygı görmezlerse? -T. Uyar.
  • ***zihni bulanmak (karışmak)
    1) düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek; 2) ne yapacağını şaşırmak: Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı. -İ. O. Anar.


Leave A Reply