Soğuk Savaş Dönemi’nde Türk Dış Politikası

0

Soğuk savaş döneminde Türk dış politikası nasıldı? Nato’ya, Avrupa Konseyine üyelik, Soğuk savaş dış politikamız hakkında bilgi.

Soğuk Savaş

1962’de yapılan bu karikatür, Sovyetler Birliği’nden Nikita Khrushchev (solda) ve Amerika Başkanı John F. Kennedy’yi, her ikisinin de parmağı nükleer bombada gösteriyor.

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

• Türkiye II. Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB’nin baskısı üzerine Batı Bloğu’na yakın bir politika izlemeye önem vermiştir. Bu durumun nedenlerine baktığımızda:


• II. Dünya Savaşı sona ermeden 19 Mart 1945’te Moskova Büyükelçisi Selim Sarper’i kabul eden Molotov, Sovyet hükümetinin günün şartlarına ve II. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan yeni duruma uygun olmadığı için esaslı değişiklikleri geciktirdiğine inandığı 17 Aralık 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşmasını feshettiğini bildirmiştir.

• Türkiye’nin yeni bir anlaşmanın yapılması önerisine karşı 7 Haziran 1945’te Molotov, Büyükelçi Sarper’e iki ülke arasında yeni bir antlaşma yapılabilmesi için; 1 Boğazların Türkiye ile birlikte savunulması, bunu sağlamak için de Sovyetlere Boğazlarda deniz ve kara üsleri verilmesi, Montreux Sözleşmesinin değiştirilmesi, Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliği’ne iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

• Bir yıl sonra ise 8 Ağustos 1946’da Boğazlarla ilgili görüşlerini içeren bir notayı Türkiye’ye vermiştir. Bu notada; Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı içinde meydana gelen olayların, Montreux Sözleşmesinin Karadeniz devletlerinin güvenliğini sağlamakta yetersiz kaldığını ileri sürdü. Boğazlardan geçiş rejimini düzenleme yetkisinin Türkiye ile Karadeniz devletlerine ait olmasını istemiştir. Boğazların Türkiye ile Sovyetler Birliği tarafından ortaklaşa savunulmasını istemiştir. Sovyet notası üzerine ABD ve İngiltere ile durumu görüşen Türkiye, bu istekleri reddetmiştir.

• Sovyetler Birliği 24 Eylül’de ikinci bir nota vererek aynı istekleri tekrarlamıştır.

Bu ortamda Türkiye, Sovyet tehlikesine karşı bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla, 1939 yılından itibaren ittifak içinde bulunduğu ingiltere’nin ve savaş sonunda dünyanın en güçlü devleti olarak ortaya çıkan ABD’nin desteğini aramıştır. Fakat gerek Türkiye’nin savaşta tarafsız kalmış olması, gerekse Türkiye’de büyük bir endişe uyandıran Sovyet davranışlarının batıda aynı tepkiyle karşılanmaması sebebiyle başlangıçta istediği desteği elde edememiştir.


• Bu arada Yunanistan’da iç savaş başlaması ve komünizm tehlikesinin güçlenmesi üzerine İngiltere’nin de telkinleriyle ABD, Türkiye ve Yunanistan’a Truman Doktrini çerçevesinde yardım yapmaya başlamıştır.

• 12 Temmuz 1947’de Türk-Amerikan ikili antlaşmasını, 4 Temmuz 1948’de imzalanan ekonomik işbirliği antlaşması takip etti. Anlaşmadan sonra Marshall Planı çerçevesinde 1949-1951 yılları arasında Türkiye’ye ABD ekonomik yardım yaptı. 1951 yılından sonra bu yardım “Ortak Savunma Programı”na dâhil edilecektir.

a) Türkiye’nin NATO’ya üye olması

• SSCB’nin yayılmacı bir politika izlemezi ve Cominform’u kurarak Doğu Bloku’nu oluşturması üzerine ABD SSCB’ye karşı ortak bir savunma örgütü kurulması kararını almıştı. 4 Nisan 1949’da NATO (North Atlantic Treaty Organization)’yu kurmuştu.

• Türkiye’nin bu dönemde Avrupa Konseyi’ne üyeliğinin kabul edilmişti. Buna rağmen NATO’ya üye olma girişimleri özellikle İngiltere olmak üzere bazı Avrupalı devletler tarafından siyasi, ekonomik ve kültürel gerekçelerle reddedildi.


• Bu arada Türkiye’de DP’nin iktidara gelmesiyle beraber liberal eğilimli bir politika izlemesi ABD ile ilişkileri yeni bir istikamete yönlendirmişti.

• Bu durumu fırsat bilen DP yönetimi meclis kararı olmadan 4.500 kişilik bir askeri gücü ABD’nin önderliğini üstlendiği NATO kuvvetlerine yardımcı olması için Kore’ye gönderdi.

• Kore Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin NATO’ya alınması konusunda ABD’nin tavrı değişmeye başladı. Çünkü Kore Savaşı, ikinci Dünya Savaşından sonra artık çıkması beklenmeyen bölgesel savaşların hiç de ihtimal dışı olmadığını gösterecektir. NATO ülkelerini, özellikle de ABD’yi Sovyetler Karşısında daha etkili tedbirler almaya yöneltecektir. Sonuçta Sovyetler Birliği’ne karşı set çekme ve çıkabilecek muhtemel bir savaşta askeri üslere ihtiyaç duyulması sebebiyle ABD, Türkiye’nin NATO’ya alınmasını gerekli görecektir. Bu gelişmelerden sonra NATO Bakanlar Konseyi 15-20 Eylül 1951 tarihinde Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olarak alınmasına oybirliği ile karar verdi. T.B.M.M.’de 18 Şubat 1952’de Kuzey Atlantik Antlaşmasını tasdik etmiş böylece Türkiye NATO’ya resmen üye olmuştur.

• Türkiye’nin NATO’ya alınmasında, Kore’deki askeri başarısı, uluslar arası sorunlarda Batılılarla birlikte hareket etmesi ve modern olmamakla beraber güçlü bir kara ordusuna sahip olmasının yanı sıra, Batı savunması için gerekli olan jeopolitik yerinin önemi, birinci derecede etkili olmuştur denilebilir.

• Türkiye’nin bu üyelikle Batılılara yaklaşma politikası, bir yandan ülkenin ekonomik kalkınması ve silahlı kuvvetlerinin modernizasyonu için gerekli kaynakların dış yardım yoluyla Batıdan kolay sağlanabileceğine inanılması gibi amaçlar etkili olmuştur.

b) Avrupa Konseyi’ne Üyelik

• 5 Mayıs 1949’da 10 ülke-Belçika, Danimarka, italya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç ve İngiltere- merkezi Strasburg olmak üzere Avrupa Konseyi’ni kuran antlaşmayı imzalamışlardır. Şu an Avrupa Konseyi’nde 47 üye ülke bulunmaktadır. Türkiye 8 Ağustos 1949’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin davetiyle beraber Yunanistan ve izlanda ile birlikte konseye katılmıştır.


• Türkiye’nin AVRUPA Konseyi’ne girmesinde; batı bloğuna yakın olma amacı, ABD ile ilişkileri güçlendirme isteği, Avrupalı devlet statüsünde sayılma ve Türkiye’nin Avrupa ile her türlü alanda bütünleşme sağlama amaçları etkili olmuştur.

c) Balkan İttifakına Katılma

• ABD’nin Avrupa’da SSCB kontrolü dışındaki tek komünist devlet olan Yugoslavya ile NATO’ya girmesi kesin olan Yunanistan ve Türkiye’nin bir ittifak yaparak SSCB’nin Akdeniz ve Balkanlarda de yayılmasını engellemek istemesi üzerine Balkan ittifakı kurulmuştur.

• Bunun üzerine 1951 yılı sonuna doğru üç ülke arasında başlayan yakınlaşma 1952 boyunca da devam etmiştir.  28 Şubat 1953’te Ankara’da üç ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından bir “Dostluk ve işbirliği Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre üç devlet ortak çıkarlarıyla ilgili konularda birbirlerine danışacaklardı. Üye devletlerin Dışişleri Bakanları yılda en az bir defa toplanacaktı. Dışişleri Bakanları arasında süren toplantılar sonucu yeni ilerlemeler sağlanmış, 9 Ağustos 1954’te üç ülke arasında Bled Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre taraflar, aralarından herhangi birine ya da birkaçına yönelen bir saldırıyı kendilerine de yapılmış sayacaktı. Askeri güç de dahil her türlü önlemi alacaklardı.

• Ama daha paktın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve Yugoslavya arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.  1955’ten itibaren Sovyetlerle ilişkilerini düzeltmeye başlayan bu ülkenin pakta ilgisi azalmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla da Paktın doğurduğu olumlu hava silinmeye başlamıştı. Pakt 1960 yılına kadar devam etmiş 1960 Haziranında da resmen sona erdiği açıklanmıştır.

d) Bağdat Paktı ve CENTO üyeliği

• ABD’nin Sovyet yayılmacılığına karşı Ortadoğu’da ortak bir savunma ve işbirliği kurmak istedi. Bunun üzerine kurulan Bağdat Paktı’nın kuruluşunda Türkiye oldukça önemli bir rol oynamıştır.

• Türkiye hem NATO’ya girerken İngiltere’ye verdiği Ortadoğu’nun savunulmasında aktif rol alacağı sözünü yerine getirme hem de Ortadoğu’da etkinliğini artırma amacıyla paktın kurulmasına öncülük etmiştir.

• Ancak pakt kuruluş amacına ulaşamamış, Türkiye’nin SSCB ile ilişkilerini gerginleştirmiştir. Ayrıca pakta karşı çıkan başta Mısır olmak üzere Arap ülkeleriyle (Suriye, Suudi Arabistan ve Yemen) ilişkileri de olumsuz yönde etkilemiştir.


• Irak’ta monarşinin devrilmesi sonucunda pakttan ayrılma kararı  alındı. Bunun üzerine paktın merkezi Ankara’ya taşınarak CENTO ( Merkezi Antlaşma Örgütü – Central Treaty Organization) adını almıştır.

• ABD’nin yoğun desteğine rağmen 20 yıl devam eden örgüt, 12 Mart 1979’da Pakistan’ın ve İran’ın ayrılması ile dağılma noktasına geldi.





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?