Yurtta Sulha Cihanda Sulh Dış Politası

0
Advertisement

Atatürk döneminde Türkiye’nin dış politikasına yön veren “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi doğrultusunda güdülen dış politika ve olaylar hakkında bilgiler.

Yeni Türkiye’nin dış politikası Atatürk’ün sağlam, yerinde görüşüne dayanarak gelişti. Atatürk, ileri bir Türkiye’yi kurmak için barış istiyordu. Gerçek bir barışa onun kadar inanmış dünya çapında bir önder bulmak güçtür. Atatürk, Türkiye’nin iç ve dış siyasetini «Yurtta sulh, cihanda sulh» sözü ile çizmişti.

Atatürk de, ondan sonra İnönü de, Türkiye’nin bu barışçı politikasını hiç taviz vermeden yürüttüler, birçok dış politika konuları çetin uğraşmalar sonunda bu esasa bağlı olarak halledildi. Bu arada, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya arasında Balkan Paktı kuruldu (1934), Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sâdâbat Paktı imzalandı (1937).

Rejimin içte kuvvetlenmesi, Atatürk’ün çizdiği barışçı politikanın hükümet tarafından örnek bir şekilde uygulanması, Türkiye’nin durumunu gittikçe yükseltti. Bu devre içinde Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne kabul edildiği gibi (1932), yabancı devlet liderleri tarafından sık sık ziyaret edilen, kazanılmaya çalışılan bir devlet oldu.

Türkiye’nin üzerinde tam hak iddia ettiği topraklar da Atatürk’ün yerinde davranışları ile, diplomatik görüşmeler sonunda çözümlendi. Önce, Montreux’de yapılan anlaşmayla Boğazlar üzerindeki kayıtsız şartsız Türk egemenliği (1936), sonra da, Ankara’da Fransa ile yapılan bir anlaşma ile Hatay’ın bağımsız bir Türk devleti olması kabul edildi ( 1938). Hatay, daha sonra, 1939’da anavatana katıldı.

Advertisement

İkinci Dünya Savaşında Türkiye

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türk devriminin Büyük Önder’i Atatürk yıllardan beri çektiği siroz hastalığından kurtulamayarak 10 Kasım 1938’de öldü. Yurdun üzerine kara bir bulut çökmüş gibiydi. Kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar bütün millet ağlıyordu. Türk milletinin «Ata»sını kaybetmesinden duyduğu bu derin acıya bütün dünya da katıldı. Türkiye öncüsünü, dünya da büyük bir insanını kaybetmişti.

Büyük Millet Meclisi 11 kasım 1938’de Cumhurbaşkanlığına, bir yıldan beri başbakanlıktan ayrılmış olan Malatya Milletvekili İsmet İnönü’yü seçti.

Yeni Cumhurbaşkanı İnönü, Atatürk’ün en yakın silah, politika, devrim arkadaşıydı. Kurtuluş Savaşı’nda ve devrim hareketlerinde ağır ödevleri, büyük sorumlulukları üzerine almış, Cumhuriyetin ilk başbakanı olarak 14 yıl çalışmıştı.

Advertisement

İsmet İnönü’nün, yemin ettikten sonra, ilk uğraştığı konular, içten çok dış durumla ilgiliydi. Dünya, yeni bir savaşın eşiğinde bulunuyordu. Türkiye, Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılmadı. «Yurtta sulh, cihanda sulh» ilkesine bağlı kaldı.

1 Eylül 1939’da II. Dünya Savaşı patlak verince, Türkiye taraflardan hiçbirine bağlanmadı. Çeşitli dış baskılara karşı koyarak, savaştan uzak kaldı, çünkü yolunu «bize kimse silâh çekmedikçe biz de kimseye silâh çekmeyiz» ilkesine göre çizmişti, böylece yurdumuz İkinci Dünya Savaşı felaketinden kurtuldu.

Türkiye, savaş boyunca başarılı bir bağımsızlık politikası güttü. Bu güç devrede sayılı sınavlardan geçti. Önce 19 ekim 1939’da İngiltere ve Fransa ile karşılıklı bir «üçlü» savunma ve korunma paktı imzalandı. Türkiye, bu antlaşmayı, savaşa katılmadan savaş sonuna kadar sürdürdü.

Alman orduları Balkanlar’a indikten sonra, ateşin Türkiye’yi de saracağı sanıldıysa da, Türkiye isabetli bîr siyaset güderek, bu ateşten kendisini kurtardı. 18 haziran 1941’de Almanya ile bir «saldırmazlık paktı» imzaladı. 30 ocak 1943’te İnönü ile İngiltere Başbakanı Churchill, Adana’da görüştüler. Müttefikler Türkiye’nin taze kuvvetlerle savaşa katılmasını istiyorlardı. İnönü, müttefikler tarafında kalmakla birlikte gene de Türkiye’yi savaşa sokmadı. İkinci siyasi görüşme, 4 Aralık 1943’te Kahire’de oldu. Amerikan Başkanı Roosevelt’le Churchill’in de katıldığı bu toplantıda, İsmet İnönü, gene Türkiye’yi savaştan uzak tutmayı başardı.

Advertisement

Bu ateş çemberi içinde, Türkiye’nin yarıda kalan kalkınma işlerini başarmak çok güçtü. Türkiye, bağımsızlığını büyük bir orduyu savaşa hazır tutarak koruyor, bütçesinin büyük bir kısmını bu işe ayırıyordu. Bu yüzden yurtta çok sıkıntılı günler geçti; yalnız, Türk milleti bu sıkıntıya da vakarla katlanmasını bildi.

Türkiye, 2 Ağustos 1944’te, Almanya ile siyasi münasebetlerinin kesildiğini ilan etti. Bu, Türkiye’nin Demokrasi Cephesi’nde yer almış olmasının son gelişmesiydi. İngiltere ve Fransa ile 1939’dan beri bağlaşık (müttefik) olan Türkiye, bu dostluğun sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri’yle de sıkı bir işbirliği kurdu.


Leave A Reply