Anadolu Selçuklu Gerileme ve Çöküş Dönemi Hakkında Bilgi

0

Anadolu Selçuk Devleti gerileme, dağılış ve çöküş döneminde hüküm süren hükümdarlar ve bu dönemde yaşanmış askeri ve siyasi gelişmeler.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi (1237 – 1245)

Keykubad’ın büyük oğlu 2. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hatun’dur. Mahperi Hatun Kyr Vart’ın kızıdır ve babasının ölümünden sonra müslüman olmuştur. 2. Keyhüsrev tahta çıktığında 16 yaşındaydı. Kılıçarslan ve Rükneddin adlarında kendisinden küçük iki kardeşi daha vardı. Keykubad, veliahd olarak Kılıçarslan’ı vasiyet etmişti. Fakat ölümünden sonra, başta Sadeddin Köpek olmak üzere, Keyhüsrev taraftarları kendisini tahta çıkarmaya muvaffak oldular. Sadeddin Köpek, göreceğimiz gibi, çevirdiği entrikalarla, 2. Keyhüsrev döneminde önemli rol oynamıştır. Adı beklenebileceği gibi bir hakaret içermemektedir, çünkü kendi inşa ettirdiği bir kervansarayın kitabesinde de aynen böyle geçmektedir. Kılıçarslan taraftarları, Keykubad’ın vasiyetini yerine getirmek istedilerse de muvaffak olamadılar.

Advertisement

Keyhüsrev, Melik Nasır’ın kızı Gaziye Hatun ile evlendi. Kız kardeşi Melike Hatun’u da Melik Nasır’a verdi. Haleb hükümdarı Melik Nasır böylece Selçuklu tabiiyetine geçti ve Haleb’de Keyhüsrev adına para bastırdı. Keyhüsrev Urfa ve Suruc’u Melik Nasır’a, Harran’ı Melik Muzaffer’e, Hapur’u Hums hükümdarı Melik Mücahid’e, Nusaybin ve Sincar’ı da Mardin Artuklu hükümdarı Artuk Arslan’a ikta etti. Buralarda da Keyhüsrev adına hutbe okundu ve para basıldı. Birçok Eyyubi ve Artuklu Hükümdarı’nın Keyhüsrev’e tabi olmasıyla, bunlara hakim olmak isteyen Mısır Sultanı Melik Kamil’e karşı büyük bir ittifak oluştu. Melik Kamil Haleb üzerine yürüdü. Keyhüsrev önemli bir orduyu Haleb’e yardıma yolladı. Fakat Melik Kamil’in yolda vefatı üzerine bu mesele kapandı (1238).

Yassı-Çimen zaferinden sonra Selçuklu hizmetine giren Harizm beyleri ve başka bazı önemli komutanlar, Keykubad’ın vasiyetinin yerine getirilmemesini, birtürlü hazmedemiyorlardı. Keyhüsrev’in yanından ayrılmayan ve onu avucunda oynatan Sadeddin Köpek, bunlara karşı çeşitli tertipler uyguladı. Bunun üzerine birçok Harizm beyi Kayseri’den ayrılıp, geçtikleri yerleri talan ederek, Harran, Urfa ve Suruc bölgelerini ele geçirip buraları aralarında taksim ettiler. Sadeddin Köpek, daha sonra, Keykubad zamanında önemli hizmetleri olan, Kemaleddin Kamyar’ı da bertaraf etti. Keyhüsrev döneminde Selçuklu Devleti’nin sarsılması bu olaylarla başladı. Saraya bir kere fitne ve fesad girmişti ve arkası da geldi. Sadeddin Köpek, Sultan’ın bir fermanı ile, Kılıçarslan’ın annesi Melike Adiliyye’yi Ankara’ya yolladı ve bir süre sonra burada boğdurttu.

Anadolu Selçuklu Devleti Bayrağı

Anadolu Selçuklu Devleti Bayrağı

İzzeddin Kılıçarslan ve Rükneddin’i de Borgulu’da hapsettirdi. Keyhüsrev’in henüz oğlu olmadığından şehzadelerin hayatına dokunmadı. Daha sonra, Keyhüsrev’in hristiyan karısı Berduliye’den, İzzeddin Keykavus, Rum cariyesinden Rükneddin Kılıçarslan ve Gürcü prensesinden de Alaeddin Keykubad adında üç oğlu oldu. Keyhüsrev, kendi oğulları olduktan sonra, üvey kardeşlerini öldürtmek istedi ise de, bu iş için görevlendirdiği kişi, emri yerine getirmeyip bunu da Keyhüsrev’den sakladı. Köpek bilahare, Taceddin Pervane hakkında dedikodular çıkartıp kendisini öldürttü. Fesadın iyice ilerlemesi, ve bu arada Keyhüsrev’in de liyakatsizliği nedeniyle, huzursuzluk büyüdü. Sadeddin Köpek giderek, kendisin de Selçuklu soyundan geldiği iddiası ile bizzat tahta çıkmayı bile planlamaya başladı. Sıranın kendisine geldiğini nihayet anlayan Keyhüsrev, bir karşı tertiple, Sadeddin Köpek’i öldürttü (1238). Takiben, sözlüsü olan, Rosudan’ın kızı Thamara ile evlendi. Keyhüsrev’in Thamara’ya çok düşkün olduğu rivayet edilir. Hatta bastırdığı paralardaki arslanın kendisini ve onun üzerindeki doğan güneşin Thamara’yı temsil ettiği söylenir. Thamara Selçuklu ülkesinde Gürcü Hatun olarak tanındı ve bir süre sonra müslüman oldu. Gürcü hatun, Mevlana Celaleddin Rumi ile de dostane münasebetler kurdu.

Sadeddin Köpek’in ortadan kalkması ile, Selçuklu Devleti tekrar toparlanmaya başladı. Bu sırada Eyyubi Melikleri, Trabzon Rumları, Kilikya Ermenileri ve hatta İznik’te kurulan Bizans Devleti’nin, Selçuklu Tabiiyetleri devam etmekteydi. Köpek yüzünden kaçıp Güneydoğu Anadolu’ya yerleşen Harizm beyleri, bölgede asayişi bozmaktaydı. Artuklu ve Eyyubi Melikleri de bu durumdan şikayetçi idiler ve Keyhüsrev’den yardım istediler. Bunun üzerine tertip edilen Selçuklu ve Eyyubi kuvvetleri, Harran’da Harizm kalıntılarını mağlup ettiler. Harizm beylerinin bazıları Bağdad’a kaçıp halifeye sığındılar. Bundan sonra Selçuklu ve Eyyubi kuvvetleri Diyarbakır’ı kuşatıp teslim aldılar.

Advertisement

Gıyaseddin Keyhüsrev’in beceriksizliği ve Saadeddin Köpek’in entrikalarına rağmen, Alaeddin Keykubad’ın bıraktığı miras sayesinde, Anadolu Selçukluları’nın, büyük devlet statüsü devam ediyordu. Bu yüzden, Moğollar, henüz Selçuklu topraklarını işgale kalkışmamışlardı. Bir taraftan Harizmliler’in neden olduğu kargaşa devam ederken, diğer taraftan Moğolların önünden kaçan Türkmen gurupları, yerleştikleri Güneydoğu Anadolu ve kuzey Suriye’de huzursuzluklara neden oluyordu. Bu sıralarda Sumeysat’ın Kefersud Nahiyesi’nde, Baba İshak adında birisi ortaya çıktı. Baba İshak yarı şaman, yarı müslüman bir ermiş idi. Kısa sürede halk arasında büyük saygınlık kazandı. Safahat içersinde yaşayıp dinden çıktığı savı ile, Gıyaseddin Keyhüsrev’e kaşı açıkca cephe alıp hatta cihad ilan etti.

Sonuç olarak, Sumeysat, Adıyaman ve Kahta dolaylarında Türkmen ayaklanması başladı. Babailer, kahramanlığı ile meşhur, Malatya Sü-başısı Muzaffereddin Ali-Şir’i bozguna uğrattılar. Daha da cesaretlenen Babailer buradan Sivas’a doğru yürüdüler ve şehri ele geçirdiler. Baba Resul’e kavuşmak üzere Tokat ve Amasya’ya doğru yürüdüler. Çıkan karışıklıklardan korkan Gıyaseddin Keyhüsrev Kubad-Abad’a sığındı. Mübarizeddin Armağan-Şah’ı Amasya Süb-aşılığı ve asileri tenkile memur etti. Armağan-Şah, Amasya’ya asilerden önce ulaşıp, Baba İshak’ı yakalatarak kalenin burçlarına astı. Asiler, Baba İshak’ın hiçbir fani tarafından öldürülemiyeceğine, meleklerden yardım getirmek üzere göklere çıktığına ve geri döneceğine inanıyorlardı. Daha da artan bir taassup ve şiddetle taarruza geçtiler. Mübarüzeddin Hacı Armağan Şah şehid edildi. Babailer buradan Konya’ya doğru ilerlediler. Keyhüsrev bu kez 60.000 kişilik bir orduyu asiler üzerine sevketti. Selçuklu ordusunun öncü kuvvetleri hıristiyan askerlerden oluşuyordu. Bu ordu, Kırşehir dolaylarında asiler kılıçtan geçirdi (1240). Horasanlı Hacı Bektaş’ın da Baba Resul’ün halifesi olduğu söylenir. Fakat Hacı Bektaş arif ve aydın bir kişi olduğundan, Baba Resul’ün yolunu takip etmedi. Babai hareketi Selçuklular’ın durumunu sarsmakla beraber, Moğollardan başka hiçbir komşusu bundan yararlanacak durumda değildi.

1241 de Moğolların, Azerbaycan’daki komutanı Cormagon Noyan yerine Baycu Noyan geçince, Gürcü ve Ermeniler’in de dahil olduğu Moğol ordusu 1242 sonbaharında Anadolu üzerine harekete geçti. Önce Erzurum’da büyük katliam ve yağma yapıldı. Kış bastırdığı için Moğollar Erzurum’da durdular. Bundan faydalanan Selçuklular büyük hazırlıklara giriştiler. Hazırlanan Selçuklu ordusuna Eyyubi kuvvetleri ve Kilikya Ermenileri de katıldılar. Ordu Kayseri’de toplandı ve buradan Sivas’a hareket edildi. Baycu da, Erzincan’ı geçmiş, Sivas’a doğru ilerliyordu. Selçuklu öncü kuvvetleri Kösedağ bölgesinde Moğollara tedbirsizce saldırdılar ve perişan oldular. Bunun üzerine esas Selçuklu ordusu çatışmaya girmeden bozgun içersinde dağıldı. Keyhüsrev Konya’ya kaçtı (1243). Selçuklu ordusu fizik olarak Moğollardan daha güçlü olmasına rağmen, bu yenilgide başlıca sebepler, Keyhüsrev’in dirayetsizliği, Saadeddin Köpek yüzünden yetenekli komutanların birbir ekarte edilmiş olması, kalanları da Keyhüsrev’in dinlememesi önemli rol oynamıştır. Moğollar Kösedağ bozgunundan sonra, Sivas ve Kayseri’yi de kolayca ele geçirip yağmaladılar. Baycu, bu ilk seferde buralarda kalmayı düşünmeyip Azerbaycan’a geri döndü. Selçuklu veziri Mühezzibüddin Ali, barışı sağlamak amacıyla, Azerbaycan’a gitti ve Baycu ile görüştü. Moğollar’a heryıl vergi vermek koşuluyla anlaşma sağlandı.

Kösedağ yenilgisinden sonra, Selçuklular eski metbularını kaybettiler. Bundan sonra Kilikya Ermenileri ve Trabzon Rumları, Moğallar’a tabi oldular. Bunun aksine müşterek Moğol tehlikesi karşısında Bizans – Selçuklu ilişkileri eskisinden daha sıkı hale geldi.

Baycu ile yapılan anlaşma ile Anadolu’da devlet nizamı tekrar sağlanabildi. Fakat bu anlaşma, nihayet, bir Moğol komutanı ile imzalanmıştı. Batı Moğolları’nın başı olan Batu Han’a bir elçilik heyeti gönderilmesine karar verildi. Heyet, Saray orduhagında oturan Batu Han tarafından kabul edildi ve anlaşma daha sağlam esaslara bağlandı. Dönüşte, Batu Han’ın da isteği üzerine, Keyhüsrev, heyete katılan Şemseddin İsfahani’yi vezir olarak atadı ve devletin idaresini ona bıraktı. Şemseddin İsfahani, ölümüne kadar, Seçuklu Devleti’nin mutlak hakimi oldu. Bu anlaşmadan sonra, Anadolu Selçukluları, Moğollara bağımlı, ve, yetersiz hükümdarlar ve devlet adamlarının da etkisiyle, giderek Moğollar’ın oyuncağı haline geldi.

Batu Han ile yapılan anlaşmada, Ermenilerin cezalandırılması izni de alınmıştı. Klikya Ermenileri, Kösedağ yenilgisinden önce, Selçuklu ordusunu yeterince desteklemedikleri gibi, yenilgiden sonra düşmanca hareketlere de başlamışlardı. Nitekim Kilikya üzerinden Haleb’e gitmekte olan, Keyhüsrev’in annesi ve kızkardeşi, Hetum tarafından, Baycu’ya teslim edilmişti. Sultanın sadık dostu, Lampron Senyörü Konstantin de Keyhüsrev’i, Hetuma karşı kışkırtıyordu. Çünkü kendisinin de Hetum ile arası iyi değildi. Bunun üzerine hazırlanan Selçuklu ordusu, Şemseddin İsfahani komutasında Kilikya’ya indi. Tarsus muhasarası sırasında, Keyhüsrev’in Alaiye’de aniden öldüğü haberi geldi. Şemseddin İsfahani, Ermeniler haberi duymadan, ne koparabilise alıp hemen geri dönmek durumunda idi. Yapılan anlaşma önerisini Ermeniler de kabul ettiler. Ermeniler tekrar Selçuklu tabiiyetine girip bazı yerleri de Selçuklular’a terk edeceklerdi (1245). Fakat bu anlaşma uygulanamamış ve Hetum’un, Sis’te Keyhüsrev adına bastırdığı paralara, Kösedağ yenilgisinden sonra bir daha rastlanmamıştır.

Advertisement

Devletin Yıkılışı :

Kösedağ bozgunu Anadolu Selçukluları tarihinde çöküntünün ve felâketlerin başlangıcıdır. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra muhteris devlet adamları onun üç oğlu adına birbirleri ile mücadelelere giriştiler. Böylece Moğolların bütün Anadolu’yu rahatlıkla işgallerine ve ağır vergi taleplerine imkân verdiler. Mu’îneddin Süleyman Pervane vaziyete hâkim olarak IV. Kılıç Arslan (1257-1266) ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1265-1282) adlarına devlet işlerini eline alarak 1261 yılından itibaren kısmen bir sükûn ve istikrar devri sağladı. Fakat Anadolu Türkleri Moğol tahakkümünü ağır bularak kurtulma çareleri aramışlardır.

Nitekim 1261 yılında Moğollara karşı Ayn Câlût’ta zafer kazanan Mısır Türk sultanı Baybars Anadolu’ya davet edildi. 1276 yılında Kayseri’ye gelen Baybars, Moğollara karşı bir ümit ışığı oldu, fakat destek bulumayınca Anadolu’da çok kalmadan Mısır’a döndü. Bu nedenle Anadolu’da eski durum devam etti. Baybars’ın dönmesinden sonra Anadolu’ya giren Abaga Hân çok insan öldürdü ve Mu’îneddin Süleyman Pervane’yi idam etti (1277).

Bu tarihden 1308 yılına kadar Selçuklu hanedanı ismen mevcut olmakla memleket idaresi fiilen Moğol umumî valilerine ve kumandanlarına geçmişti. Selçuklu devlet idaresi ve ordusu çökmüştü. Ancak iktisadî ve kültürel hayatta Mu’îneddin Süleyman Pervane’nin ölümüne kadar gelişme devam etti. Böylece Anadolu’da sarsılan Türk birliği Osmanlılar zamanında yeniden kurulacaktı.

II. İzzeddin Keykavus, IV. Kılıç Arslan ve II. Alaeddin Keykubad ( Saltanat Mücadeleleri – 1245 – 1266)

Gıyaseddin Keyhüsrev öldüğünde, İzzeddin Keykavus, Rükneddin Kılıçarslan ve Alaeddin Keykubad adlarında üç oğlu vardı. Bunlardan en büyüğü olan Keykavus 11, Kılıçarslan 9, Keykubad ise 7 yaşlarında idi. Keykavus’un annesi, Konyalı bir hıristiyan kızı olan Berduliye Hatun idi. Kılıçarslan, yine başka bir Konyalı hıristiyan anneden doğmuştu. Keykubad ise Gürcü Prensesi Thamara’nın (Gürcü Hatun) oğlu idi. Keyhüsrev, veliahd olarak Keykubad’ı vasiyet etmişti. Fakat başta vezir Şemseddin İsfahani olmak üzere, devlet büyükleri İzzeddin Keykavus’u tahta çıkarmaya karar verdiler. Şemseddin İsfahani’yi destekleyen arkadaşları yüksek makamlara tayin edildiler. Celaleddin Karatay saltanat naibi, Has-Oğuz beylerbeyi, Fahreddin Ebubekir pervane, Baba lakabı ile anılan Şemseddin Tuğrai’ de adı üstünde tuğracı olarak atandı. Bu sırada, 1246 yılında, Güyük Han’ın, tahta çıkış merasimi için, bütün tabi hükümdarlar Karakurum’a davet ediliyordu. Bu davete, İzzeddin Keykavus’un değil, Rükneddin Kılıçarslan’ın katılmasına karar verildi. Böylece küçük şehzade Kılıçarslan Moğolistan’a gitmek üzere atabeki Bahaeddin Tercüman ile birlikte yola çıkarıldı.

Vezir Şemseddin İsfahani’nin, Batu Han’ın iradesiyle, çok geniş yetkilerle, vezir atanması ve diktatörce yönetimi bir süre sonra huzursuzluklara neden oldu. Şemseddin İsfahani öncelikle yakın çevresindeki arkadaşlarını tasfiye etti. Sonra da Sultanın annesi ile evlenerek durumunu daha da sağlamlaştırmak istedi.

Kılıçarslan ile Güyük Han’a giden heyet, büyük Han’a Şemseddin İsfahani’yi şikayet ederek, Han’dan, Kılıçarslan’ın Sultanlığı ve Bahaeddin Tercüman’ın vezirliğini emreden bir yarlıg alarak 2000 Moğol askeri ile birlikte geri dönmüşlerdi. Önce Erzincan ve sonra Sivas’a geçen Kılıçarslan, bu yarlığa dayanarak 1249 da sultanlığını ilan etti. Bu durum karşısında, Şemseddin İsfahani, Keykavus’u yanına alıp Antalya veya Alaiye’ye giderek orada isyan etmeyi düşünüyordu. Celaleddin Karatay, üç kardeşi birden tahta oturtmak gibi dahiyane bir fikirle probleme çözüm getirdi. Bu arada Şemseddin İsfahani de öldürüldü (1249). Bazı çatışmalardan sonra Celaleddin Karatay’ın fikri kabul edildi. Necmeddin Nahçevani gibi, siyasete bulaşmamış temiz ve dürüst bir insan da vezirliğe getirildi. Karatay, siyasi ihtirasları dizginliyerek, üç kardeşin saltanatı altında, Selçuklu birlik ve nizamını tekrar kurmaya çalışmıştır. Karatay her üç sultanın atabekliğini üstlenerek, onları bazı devlet adamlarının entrikalarından korumayı amaçlıyordu. Nitekim daha sonra, bu entrikalara dayanamıyan Necmeddin Nahçevani vezirliği bırakmak zorunda kalmıştır.

Bu sırada, büyük han Mengü, Keykavus’un da Moğolistana giderek kendisini ziyaret etmesini istiyor hatta emrediyordu. Karatay ve yeni vezir İzzeddin Muhammed, Kılıçarslan ve Keykubad ile Kayseri de kalıp, Keykavus’u maiyeti ile birlikte Moğolistan’a yolladılar. Fakat Keykavus Sivas’a vardığında, Kayseri’de hastalanan Karatay’ın ölüm haberi üzerine geri döndü (1254). Karatay’ın ölümü üzerine, onun düzene sokmağa çalıştığı devlet işleri tekrar karıştı. Keykavus, Karatay’ın ölümü nedeniyle Moğolistan’a kendisi gidemeyip, bir mektupla, yerine küçük kardeşi Keykubad’ı yolladı. Keykubad ile yola çıkan heyet uğradıkları her yerde, sultanlığın esasında Keykubad’ın hakkı olduğu propogandasını yaptılar. Kılıçarslan ve Keykavus’ta, Han’ın, saltanatı Keykubad’a vereceği korkusu uyandı. Ve bir iddiaya göre Keykubad’ı, Erzurum’da öldürttüler.

Bu arada Konya’da kalan iki kardeşin münasebetleri iyi gitmiyordu. Keykavus içki ve eğlenceye daldı. Etrafını ayak takımı sardı. Hıristiyan dayıları da devlet işlerine karışıyor ve Kılıçarslan’ı gözden düşürmeye çalışıyorlardı. Kılıçarslan, sonunda saraydan gizlice kaçarak adamlarıyla Kayseri’ye gitti ve burada tahta çıktı (1254). İki taraftan araya girenler, ülkeyi iki kardeş arasında taksim etmeye çalıştılarsa da anlaşma sağlanamadı. İki kardeşin kuvvetleri arasında çıkan muharebede Kılıçarslan tarafı mağlup oldu. Kılıçarslan Develu üzerinden Sis’e kaçmakta iken Türkmenler tarafından yakalanıp Kayseri’ye yollandı. Burada iki kardeş tekrar barıştılar. Keykavus, Kılıçarslan’ı önce Amasya’da ikamete mecbur etti sonra da Borgulu kalesinde hapsettirdi.

Selçuklu Devleti, Kösedağ yenilgisinden sonra, Moğol tabiiyetine girmesine rağmen, Moğollar Anadolu’yu işgal etmeye kalkmamışlardı. Baycu’nun daima, anlaşmalarla saptanandan daha fazla vergi talep etmesi üzerine, Fahreddin Ali, Batu Han’a giderek şikayette bulunmuş ve ondan Baycu’nun aşırı taleplerine karşı bir yarlıg almıştı. Baycu buna uymadığı gibi Selçuklular’a karşı hiddeti de artmıştı. Diğer taraftan, Mengü Kaan, kardeşi Hulagu’yu, kendi ordusu ile, İslam ülkelerinin fethi için batıya yolladı. Hulagu, Baycu’nun barınmakta olduğu Mugan ovasına yerleşince de, Baycu kendisi ve kuvvetlerinin barınıp beslenebilmesi için yeni yerler aramak zorunda kaldı. Baycu, Keykavus’a yazdığı bir mektupla Anadolu’da yaylak ve kışlak yer talebinde bulundu (1256). Keykavus, Baycu’nun Selçuklu ülkesini istila tehlikesi karşısında hazırlanmaya başladı. Baycu ordusu ile Erzurum üzerinden göç ede-ede Aksaray’a geldi. Toplanan Selçuklu ordusu da, vezir İzzeddin, beylerbeyi Yav-Taş ve Fahreddin Arslan-Doğmuş komutasında, Aksaray’a doğru yola çıktı. İki ordu Sultanhanı civarında savaşa tutuştu, fakat Selçuklu ordusu kolaylıkla bozguna uğradı (1256). Kaykavus, Konya Sarayı’ndaki hazineleri de yanına alarak, Alaiye’ye ve daha sonra da Bizanslılara sığındı. Baycu, çarpışmadan Konya’ya girdi. Şehrin dış surlarını yıktırdı. Oğlu Yisutay’ı, Keykavus’u yakalamakla görevlendirdi ise de başarılı olamadı. Borgulu’da hapiste bulunan Kılıçarslan’ı Konya’ya getirterek tahta oturttu (1257). Moğollar’la anlaşma imzalanıp, Baycu Aksaray’a geçti. Moğol askerlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için bütün ülkeden para ve mal toplandı.

Anadolu Selçuklu Devleti Haritası

Anadolu Selçuklu Devleti Haritası

İlk İlhanlı hükümdarı Hulagu, Bağdat üzerine sefere hazırlanırken. Baycu’yu da çağırdı. Bir rivayete göre, Baycu’nun Anadolu’dan ayrılması üzerine, Bizans’a sığınmış olan Keykavus, İznik İmparatoru’ndan aldığı yardımla ve Bizans askerleri ile Konya’ya döndü ve tahtı ele geçirdi (1257). IV. Kılıçarslan maiyeti ile birlikte Kayseri’ye ve bilahare, Keykavus kuvvetlerinin takibi üzerine, Tokat’a çekildi. Kılıçarslan, Keykavus’un ilerlemesi üzerine, Hülagu’ya müracaatla, ondan saltanat yarlığı alarak Erzincan’a döndü. Moğollardan aldığı destekle Niksar’a geldi. Niksar halkı Kılıçarslan’ı tekrar tahta çıkardı. Kılıçarslan buradan Tokat’a yürümek istediyse de Yav-Taş’ın müdafaası buna mani oldu. Fakat iki kardeşi tutan kuvvetler ve Kılıçarslan tarafında olan Moğollar arasında irili ufaklı itişmeler devam edip durdu.

Dört yıl önce, Keykubad ile birlikte Karakurum’a yola çıkan Selçuklu heyeti nihayet geri döndü. Yanlarında Mengü Kaan’ın yarlığı vardı. Bu yarlığa göre Selçuklu ülkesi ikiye bölünüyor, Kızılırmak batısındaki bölge Keykavus’a, doğusundaki bölge ise Kılıçarslan’a bırakılıyordu (1259). Bunun üzerine iki kardeş, anlaşmak zorunda kaldılar. Bu sırada, Suriye seferine hazırlanan Hulagu, iki kardeşi de huzuruna çağırdı. Önce Keykavus ve takiben de Kılıçarslan, ağır hediyelerle, Tebriz’de Hulagu’yu ziyaret ettiler. Hulagu, Mengü Kaan’ın yarlığını uyguladı ve memleketi iki kardeş arasında taksim etti. Hulagu, iki Selçuklu Sultanı’nı yanında tutup, Haleb seferine de beraberinde götürdü. Bir hafta muhasaradan sonra Haleb’i aldı ve halkı katletti (1259).

Advertisement

İzzeddin Keykavus, bu anlaşmadan sonra, dayıları ile birlikte, Antalya’ya gidip orada eğlence hayatına daldı. Buna karşılık Rükneddin Kılıçarslan ise, vezirinin dirayetli idaresi ve Moğolllar nezdinde kazandığı destek sayesinde, derlenip toparlanıyor ve bir taraftan da kardeşini saltanattan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Keykavus bu sırada vergi tahsilatına gelen Moğol elçilerini geri çevirdi. Hulagu, 1261 de Keykavus’u huzuruna çağırdı. Keykavus ise kendi yerine saltanat naibi Yav-Taş’ı yolladı.

Bu arada Eyyubiler parçalanmış ve zayıflamış bir durumda iken, Eyyubi orduları içindeki Kıpçak Türkleri idareyi ele alarak Mısır ve Suriye’de Memluk imparatorluğunu kurdular. Büyük bir asker olan Baybars, Moğolları, Ayn Calut’ta müthiş bir yenilgiye uğrattı. Moğollar dünyada mağlubiyeti ilk kez burada tattılar. Böylece Baybars, Moğollar’a karşı, İslam’ın savunucusu olarak tarih sahnesine çıktı. Keykavus, Hulagu’ya karşı, Baybars’ın desteğini aradı ise de önemli bir sonuç alamadı. Moğol baskısı karşısında İstanbul’a sığınmak zorunda kaldı. Tüm Selçuklu ülkesi de Kılıçarslan’a kaldı.

Keykavus, İstanbul’da, Michael Paleologos tarafından çok iyi karşılandı. Çünkü vaktiyle kendisi de bir ara Selçuklular’a sığınmak zorunda kalmıştı. Michael, İznik tahtını elde ettikten biraz sonra, İstanbulu’u da Latinler’den kurtarmıştı. Bu sırada, Yakın-Doğu siyesetinde önemli değişiklikler oldu. Altınordu Hükümdarı Bereke Han, müslümanlığı kabul etti. Akrabası İlhanlılar ile de arasında sınır ihtilafları vardı. Bu nedenle Baybars ile İlhanlılar’a karşı ittifak kurdu. Keykavus ta gönderdiği elçilerle, bu ittifakta kendisine bir yer arıyordu. Fakat Bizans İmparatoru’nun siyaseti, Hulagu tarafında olmasını gerektiriyordu. Kızı Despina’yı (Maria), ağır hediyelerle birlikte, Hulagu’ya yolladı. Despina yolda iken Hulagu’nun ölümü üzerine, Hulagu’nun oğlu ve halefi Abaka ile evlendirildi. Bu siyaset gereği, Bizans İmparatoru, Keykavus’a karşı tutumunu değiştirdi ve Keykavus’u hapsettirdi (1262). Maiyetindeki insanlar da Ayasofya’da hristiyan olmaya zorlandı. Bereke Han, bir ordu yollayarak Balkanlar’daki bizans beldelerini istila etti ve Enez’de hapiste bulunan Keykavus ile oğulları Geyumers ve Mesud kurtarılarak, Bereke Han’a götürüldüler. Bereke Han, Keykavus’a ihsanlarda bulunarak onu evlendirdi, Suğdak ve Solhan şehirlerini ikta etti. Keykavus Kırım sahillerinde, 1279 tarihinde ölünceye kadar, şahane bir hayat sürdü. Oğlu Mesud’un, daha sonra, Anadolu’ya geçerek, Selçuklu tahtını ele geçirdiğini göreceğiz.

Muineddin Pervane’nin Moğollar’la işbirliği sayesinde, IV. Kılıçarslan, 1266 da, ölünceye kadar sürmek üzere, tüm Selçuklu ülkesinin sultanlığını kazandı. Moğol istilasından kaçıp Anadolu’ya sığınan Türkmen gurupları, Keykavus tarafını tutuyor ve Kılıçarslan’ı tanımak istemiyorlardı. Moğollara da karşıydılar. Bu Türkmenler arsında en kuvvetlilerini Denizli (Ladik), Honaz ve Dalaman civarında yurt tutanlar oluşturuyordu. Başlarında da Mehmed Bey, kardeşi İlyas Bey, damadı Ali Bey, Seviç ve Salur Bey’ler vardı. Hulagu Kılıçarslan’a, Anadolu’da bulunan İlhanlı kuvvetleriyle birlikte Mehmed Bey üzerine yürüme emri verdi. Ali Bey’in ihanetinden de yararlanan Selçuklu-İlhanlı ordusu, Dalaman’a kadar uzanıp Türkmen bölgelerini işgal ettiler. İlyas ve Salur Beyler esir edildi. Aman dileyen Mehmed Bey Konya’ya götürülürken Borgulu’da öldürüldü. Kendilerine yardım eden Ali Bey’i Denizli Türkmenlerine Bey tayin ettiler. Tarihçilerin, bulundukları bölgeye izafeten, Denizli veya ladik Beyliği olarak isimlendirdikleri bu Beylik, Ali Bey’in oğlu İnanç (Yınanç) ile, İnançoğulları Beyliği olarak ta tanınmıştır. Bu beylik 1262 den 1277 ye kadar Selçuklular’a tabi kalmış, bu tarihte Karamanoğulları’nın İlhanlı ve Selçuklular’a karşı ayaklanıp Konya’yı işgallerini fırsat bilerek, bağımsızlığını kazanmıştır.

Keykavus taraftarı olan Beylikler arasında eskilik ve önem bakımından ikinci sırada Karamanoğulları gelir. Mehmed Bey’in idaresindeki batı Türkmenleri gibi, Kerimüddin Karaman’a bağlı güney Türkmenleri de, İlhanlılar ve Kılıçarslan’a karşı mücadeleye başlamışlardı. Baycu’nun Konya’ya gelişine kadar hep Ermenilerle uğraşmış olan Karamanlılar, bu olaydan sonra cephe değiştirdiler. Muineddin Pervane, Kamereddin-ili’ni Karaman Bey’e ikta ederek onu kazanmak istedi. Böylece bir Türkmen Beyliği daha ortaya çıkmış ve tanınmıştı. Moğol ve Selçuklu ordusu, Mehmed Bey üzrine Denizli’ye sevk edilince, sıranın kendilerine geleceğini anlayan Karamanlılar 20.000 kişilik bir ordu ile Konya üzerine yürüdüler. Selçuklu ordusu, Karamanlılar’ı Gavale Kalesi civarında bozguna uğrattı ve esir edilen Önemli Karaman beyleri, Konya’da halka teşhir edilerek asıldılar. Bu arada Karamanlılar ile işbirliği yapan bazı Konya ileri gelenleri de ilhanlı komutanı Alıncak Noyan’a gönderilmiş ve onun tarafından öldürülmüştür. 1262 yılında Kılıçarslan ve Muineddin Pervane daha başka birçok Türkmen ayaklanması ile de uğraşmak zorunda kalmışlardır. Muineddin Süleyman Pervane, Selçuklu devlet adamları arasında çok dikkate değer olanlardandır. Hatta, 1262-1277 arasındaki dönemden Pervane dönemi olarak bahsedilir. Pervane, ilim ve sanat erbabını korumuş ve kollamıştır. Mevlana Celaleddin ile de sıkı ilişkileri olmuştur.

Dönemin siyasi yelpazesi gereği, Baybars Moğola karşı cihad açmış, ilhanlılar da hıristiyanları kollamıştır. Bu nedenle Pervanenin de Ermenilerle ilişkileri iyi idi. Moğollar’a dayanan Ermeniler Suriye-Anadolu kervan yolunda soygunlar yapıyorlardı. Baybars bu konuda Ermeni Kralı Hetumu uyardı. Hetum bizzat Hülagu’ya gitti ve dönüşte Kılıçarslan ile de görüştü. Hülagu’nun baskısıyla Selçuklular ve Kilikya Ermenileri arasında bir anlaşma imzalandı ve Memluklara karşı bir ittifak kuruldu. Bu arada Hetum, kızını Pervanenin oğluna verdi.

Moğol istilaları ve dahili karışıklıklardan yararlanan Trabzon Rumları, her fırsatta ele geçirmeye çalıştıkları Sinop limanını 1259 da işgal ettiler. 1265 yılında Kılıçarslan ve Pervane, tahta çıkan Abaka Han’a gidip onu tebrik ettikleri zaman, Sinop’un kurtarılması için de izin aldılar. Uzun muhasaralardan sonra Sinop 1266 da Pervane tarafından kurtarıldı. Bu olay Pervane’nin ününü daha da arttırmıştır. Pervane Sinop’un geri alınmasından sonra, şehrin kendisine temlikini talep etti. Kılıçarslan buna karşı gelmeye çalıştıysa da, Pervane’ye fazla mukavemet edemeyip istediğini yapmak zorunda kaldı. Bilahare Sinop’ta ortaya çıkan Pervane Oğulları Beyliği’de bu temliknameye dayanmaktadır. Sinop meselesi yüzünden Pervane ile Kılıçarslan’ın arası açıldı. Pervane, Kılıçarslan’ın Baybars ile ittifak içersinde olduğu iddiası ile, Moğolları, Sultana karşı kışkırtmaya başladı. Sonunda bazı İlhanlı komutanlarını elde ederek Kılıçarslan’ı onlara boğdurttu (1266).

III. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi (1266 – 1284)

Rükneddin Kılıçarslan’ın bu acıklı akıbetinden sonra, bir rivayete göre 6, diğerine göre ise henüz 10 yaşında olan III. Keyhüsrev tahta çıkarıldı. Bu arada Muineddin Süleyman Pervane Emir’lik görevine devam ediyordu ve birçok makama kendi adamlarını yerleştirdi. Yabancı sayılabilecek sadece vezir Fahreddin Ali (Sahib Ata) kaldı. İzzeddin Keykavus’un, eski veziri Fahreddin Ali’ye bir mektup yollayarak ondan maddi yardım talep etmesi, ve Fahreddin Ali’nin de Keykavusa bir miktar para yollaması üzerine, Pervane, onun aleyhinde tertiplere girişmek için fırsat buldu. Fahreddin Ali Yakalanarak hapsedildi. Küçük oğlu kaçarak Abaka’ya ulaşabildi ve ondan aldığı bir yarlıg ile babasının hayatını kurtardı. Pervane, Fahreddin Ali’nin tevkifi üzerine, damadı Erzincanlı Mecdeddin Mehmed’i vezirliğe getirdi.

Fahreddin Ali hapisten kurtulduktan sonra da hakkındaki dedikoduların devam etmesi üzerine, Abaka, onu huzuruna çağırdı ve yapılan mahkemede suçsuz bulunarak vezirlik makamı iade edildi. Oğullarına da Karahisar, Denizli (Ladik) ve Honaz sü-başılıkları verildi. Fahreddin Ali yaptığı hayırlı işler nedeniyle halk arasında “Sahib Ata” adını almıştır. Evladları ve daha sonra torunları Karahisar’da hüküm sürmüş ve Sahib Ataoğulları daha sonra Germiyanoğullarına tabi bir beylik olarak burada yaşamıştır. Bu olay üzerine, Muineddin Pervane’nin Moğollar nezdindeki itibarı da ilk olarak sarsılmaya başlamıştır. Pervane bu kez, Anadolu’da bulunan, Abaka’nın kardeşi Acay hakkında dedikodular çıkardı. Onun Baybars’la birleşip Anadolu’ya sahip olmak istediğini iddia ediyordu. Abaka, bu konuları görüşmek üzere, Pervane ile birlikte, Anadolu’daki Moğol beylerini de huzuruna çağırdı. Bu münasebetle, Kılıçarslan’ın kızı Selçuki Hatun’un da oğlu ile evlenmek üzere birlikte getirilmesini istedi. Pervane ve Fahreddin Ali, gelinle birlikte Tebriz’e vardılar.

Abaka, Acay’ı Anadolu’dan çekmekle beraber, Pervane’ye de itimadı sarsıldığından, Toku Noyan’ı Anadolu’da görevlendirdi ve bütün Selçuklu Beyleri’ni ona bağladı. Böylece Pervane’nin statüsü sarsılmış oluyordu. Pervane Tebriz’de iken, Anadolu’da, Hatiroğlu Şerefeddin önderliğinde bazı Selçuklu Beyleri önemli bir Türkmen ayaklanması başlattılar. Fakat yardım almak için umut bağladıkları Baybars, ya isteksiz davrandı ya da geç kaldı. Pervane ve maiyeti Moğol beyleri ve 30.000 Moğol askeri ile 1276 da Anadolu’ya dönerek duruma el koydular. Hatiroğlu Şerefeddin yargılanarak idam edildi.

Esasında Anadolu’daki kamu oyu, Baybars’ın buraya gelmesi için uygundu. Esasında Baybars’ta bunu istiyordu. Nitekim, Haleb’te ordusunu toplayıp 1277 de Anadolu üzerine yürüdü. Toku Noyan’ın başında bulunduğu Moğol kuvvetleri ve Pervane’nin başında bulunduğu Selçuklu kuvvetleri de Kayseri’den yola çıktılar. İki ordu Elbistan ovası’nda karşılaştılar. Bu savaşta Selçuklu askerleri ya savaşmadılar ya da Baybars’ın ordusuna katıldılar. Baybars, Moğallar’ı kılıçtan geçirdi. Pervane, önce Kayseri ve oradan Sultanı’da yanına alarak Tokat’a kaçtı. Kayseri halkı, Baybars’ı coşkuyla karşıladı. Cuma hutbesi Baybars adına okunup yine onun adına para bastırıldı. Karamanoğlu Şemseddin Mehmed Bey, kardeşi Ali Bey’i Kayseri’ye yollayıp itaatini arzetti. Sultan da, Karamanoğulları’na Beylik menşuru ve sancak verdi. Ermenek ve Larende’den Akdeniz sahillerine kadar olan bölgenin idaresini Karamanoğulları’na bıraktı. Memluk ordusu Kayseri’de yağma yapmadıkları gibi hatta hayvanlarının yemini bile kendi paraları ile satın aldılar. Bütün bu olaylarda Pervanenin ne kadar Moğol taraftarı ne kadar Memluk taraftarı olduğu pek belli değildir veya çoğunlukla ikili oynadığı söylenebilir. Baybars, Kayseri’de fazla kalmayı tehlikeli bulup, ülkesine döndü.

Advertisement

Baybars’ın Kayseri seferi, Türkler arasında ne kadar kurtuluş ümidi yaratmış ise, onun dönüşü ve Abaka’nın Anadolu seferi o kadar felaket getirmiştir. Nitekim, Elbistan’daki kötü yenilgiyi öğrenen Abaka derhal büyük bir ordu ile Anadolu seferine çıktı. Abaka, Elbistan’da muharebe alanını inceledi. Ölüler arasında hiçbir Selçuklu askeri veya beyinin cesedine rastlamayınca gazaba geldi. Abaka Elbistan’a geldiğinde, Baybars ta Şam’a varmış ve burada vefat etmiştir. Buradan Kayseri’ye geçen İlhanlı ordusuna, Abaka, şehrin yağması için izin verdi.

Abaka Han Anadolu’nun idaresini, şehzade Kongurtay Noyan’a bırakıp, Karamanlılar’ın tenkilini de emrederek Azerbaycan’a döndü. Pervane ve Fahreddin Ali’yi de yanında götürdü. Kayseri’den Erzuruma doğru hareket ederken Anadolu’da müslüman Türkler’in ve bilhassa türkmenlerin öldürülüp, her tarafın yağma edilmesini emretti. Veziri Şemseddin Cuveyni, han nezdinde, halkın masumiyeti hakkında şefaatte bulunmak istedi ise de bir faydası olmadı, yol üzerindeki şehirleri yağma ve katliamdan kurtaramadı. Değişik kaynaklara göre bu intikam seferi sırasında 200.000-600.000 insan öldürüldü. Bu sefer sırasında hıristiyan halka dokunulmamıştır. Abaka, Van Gölü kuzeyindeki, yazlık merkez Aladağ’a varınca komutanları ile Pervane’nin durumu müzakere etti ve Pervane’nin idamına karar verildi, ve kılıçla kafası uçuruldu (1277).

Hatiroğlu hareketi ile başlayan, Baybars ve Abaka’nın seferleri ile şiddetlenen sarsıntılar devam etti. Moğollar artık Selçuklu Devleti’e el koymuş, tahakkümleri arttıkça karışıklıklar da birbirini takip etmiştir. Anadolu halkı kadar Moğollar’ın da itimadını kazanmış olan Sahib Ata, devleti ayakta tutmaya çalışıyor, Moğol hakimiyetini mukadder sayarak onlara dayanan siyasi nizamı koruyordu. Siyasi ihtiraslardan uzak ve samimi idi. Fakat Pervane kadar siyaset planlayacak yetenekte de değildi. Selçuklu Devleti’nin asıl çöküntüsü, onun 1288 de ölümü üzerine olmuştur.

Baybars, Elbistan’da Moğollar’ı mağlup ettiği zaman, Karamanoğlu Mehmed Bey de Aksaray’ı kuşatmıştı. Baybars Kayseri’ye geçtiği zaman, Baybars’ın, Karamanoğulları’nı tanımasına dayanarak Konya’yı kuşattılar. Yanlarında, Kırım’da ölen II: İzzeddin Keykavus’un oğlu Alaeddin Siyavuş ta vardı. Konyalılar’ın kendileri ile birlikte Siyavuş’a da biat etmelerini istiyorlardı. Sonunda şehre girerek talan ettiler. Siyavuş Konya’da merasimle tahta çıkarıldı (1277). Karamanoğlu Mehmed Bey de Siyavuş’a biat etti ve onun veziri oldu. Vezir Fahreddin Ali, Abaka Han’a gidince, oğulları Taceddin Hüseyin ve Nusretüdddin Hasan, babalarına ait olan Karahisar’da duruma hakim olmuşlardı. Konya’da Siyavuş’un tahta çıkması üzerine, Karahisar’da asker toplayarak, Konya üzerine yürüdüler. Karamanoğlu Mehmed Bey ve Siyavuş ta Akşehir istikametinde ilerlediler.

Karşılaşmada, Sahib Ata Oğulları mağlup oldular. Bundan sonra Mehmed Bey ve Siyavuş, Karahisar üzerine yürüdü ise de şehri alamadan geri dönmek zorunda kaldılar (1277). Bu esnada Gıyaseddin Keyhüsrev ve Sahib Ata’nın, büyük bir Moğol ordusu ile birlikte ilerlemekte olduğu haberi geldi. Konyalı Ahiler de Karamanlılar’a karşı tavır aldılar. Mehmed Bey bunun üzerine Siyavuş’u da yanına alarak Konya’dan çıkıp Ermenek istikametinde uzaklaşmak zorunda kaldı. Siyavuş’un 37 gün süren saltanatı son buldu. Keyhüsrev ve Moğollar, kışın gelmesi üzerine Karamanlılar’ı takipten vazgeçtiler. Konya’da tekrar hazırlıklar yapıldıktan sonra, Selçuklu ve Moğol kuvvetleri, Karamanlılar üzerine harekete geçtiler. Mut ovasına girdiler. Mehmed Bey, iki kardeşi ve bir amcazadesi öldürüldü. Karamanlılar başlarını kaybedince bozguna uğradılar. Keyhüsrev, Sahib Ata ve Moğollar, bütün Karaman ülkesini sahile kadar tarayıp, bulduklarını öldürdüler ve ülkeyi talan ettiler. Bu sırada Siyavuş bir kalede saklanmakta idi. Karamanoğulları bu bozgundan sonra kendilerini, Mehmed Bey’in hayatta kalabilen kardeşi Güneri Bey zamanında tekrar topladılar.

Bütün bu hareketler sırasında İlhanlı veziri Şemseddin Cuveyni de Anadoluda bulunup, nizamı tekrar kurmaya çalışıyordu. Siyavuş saklandığı kaleden çıkıp batı uclarında tekrar Türkmenler arasında asker tolpadı. Bolvadin civarında Keyhüsrev ve Siyavuş kuvvetleri karşılaştı. Siyavuş kuvvetleri dağıldılar ve Siyavuş yakalanarak öldürüldü. Selçuklular, Abaka’ya bir elçi yollayarak zaferlerine bildirdiler. Abaka, hizmetlerinden dolayı vezir Fahreddin Ali’ye “Kavam’ül Mülk” (Memleketin Dayanağı) ünvanını vererek onu ödüllendirdi. Bütün bu olaylardan sonra Selçuklu ülkesinin idaresi hemen tamamen Moğol memurların eline bırakılmıştı.

Baybars ölünce yerine Seyfeddin Kalavun geçti. O da Baybars gibi Kıpçak Türkleri’nden olup esasında vaktiyle satın alınmış bir köle idi. Bu sırada İlhanlılar ile Memlük’ler arasında devamlı savaşlar oluyordu. Bu olaylarda, Klikya Ermenileri, İlhanlılar, Karamanoğulları ise Memlukler tarafında idi. Bir ara Memluk ve Karamanoğlu kuvvetleri Kilikya’ya girip Anazarba’ya kadar ilerliyerek yağmalar yaptılar. Giderek İlhanlı Memlük çatışması kaçınılmaz hale geliyordu. Kalavun’un saltanatını kabul etmeyen büyük Memlük Emiri Sungur ul-Aşkar da Abaka’yı Suriye’yi işgale teşvik ediyordu. Sonunda Abaka 80.000 kişilik bir ordu ile Suriye üzerine yürüdü. Kalavun, Mısırda derlediği 50.000 kişilik ordu ile Şam’a geldi. Abaka’nın ordusunda Gürcüler, Selçuklular ve Ermeniler de bulunuyordu. İki ordu Hama ve Humus arasında karşılaştı. Kanlı bir çatışmadan sonra İlhanlı tarafı yine mağlup oldu (1281). Abaka savaşa bizzat katılmamıştı. Üzüntü içersinde Bağdat’a oradan da Hemedan’a döndü. Ertesi yıl da vefat etti (1282).

Abaka’nın ölümünden sonra, hanlık için Abaka’nın kardeşi Tekudar ve oğlu Argun namzetti. Çoğunluk Tekudar’a meylettiği için, Tekudar han seçildi. Müslüman olarak Ahmed adını aldı. Bu nedenle de İlhanlı siyasetinde büyük değişiklikler oldu. Herşey İslam esaslarına uygun olarak yeniden düzenlendi. Önemli kişilerden olan bir elçilik heyetini Kalavun’a yollıyarak barış yolları aradı. Fakat Kalavun bu barış teklifini kabul etmedi. Böylece Tekudar’ın müslümanlığı ne İlhanlıları ve ne de Memlukleri memnun etmemiş oldu. Kendi ülkesinde de Abaka aleyhine hareketler başladı. Böylece Abaka ve Argun arasındaki ihtilaf sonunda savaşa dönüştü. Başlayan mücadelelerde, Ahmed Han hem ancak iki yıl sürebilen saltanatını, hem de hayatını kaybetti (1284). Yerine Argun geçti (1284-1291). Bu olayla, İlhanlılar’da, ilk kez taht kavgası ile saltanat değişikliği başlamış ve bundan sonra da şehzade isyanları devam etmiştir.

Keykavus Kırım’a yerleştiği zaman yanında beş oğlu vardı. Bunlar, Gıyaseddin Mesud, Rükneddin Kılıçarslan, Rükneddin Geyumers, Alaeddin Siyavuş ve Feramurz idi. Bizans kaynakları. İstanbul’da kalıp bir Bizanslı gibi yetiştirilen Melik Konstantin adında başka bir oğlundan da bahsederler. Keykavus daima Anadoluya geri dönüp Selçuklu tahtına tekrar oturabilmeyi düşünmüş ve oğullarını da bu idealle yetiştirmiştir. Ölürken de Mesud’u veliahd tayin etti. Mesud 1280 de deniz yoluyla Anadolu’ya gelerek Sinop’a çıktı. Buradan Kayseri’ye gelen Mesud’u Moğol noyanları Abaka’ya yolladılar. Han, Selçuklu şehzadesine ikramlarda bulunduktan sonra, Erzurum, Erzincan ve Sivas vilayetlerini kapsayan Doğu Anadolu’yu Mesud’a tahsis etti ve onu bir süre yanında tuttu. Abaka ölüp yerine kardeşi Tekudar geçince, Hulagu’nun babalarına yaptığı gibi Selçuklu ülkesini Gıyaseddin Keyhüsrev ve Gıyaseddin Mesud arasında ikiye taksim etti. Keyhüsrev buna razı olmadı. Fahreddin Ali ve Kongurtay ile, bu konuyu halletmek üzere Tekudar’a giderlerken, Argun Tekudar’ın yerine geçti. Argun, Tebriz’de beklemekte olan Mesud’u, Selçuklu Sultanı olarak tayin etti. Konya’ya dönen Mesud, 1284 te merasimle tahta çıktı. Argun, III. Keyhüsrev’i, Ahmed Tekudar ile işbirliği yaptığı gerekçesi ile aynı yıl öldürttü.

II. Mesud Dönemi (1. Saltanat – 1284 – 1296)

Sultan Mesud’un Konya’da tahta çıkışı bir bayram sevinci yaratmıştır. Yeni Sultan halk tarafından yeni bir umut ışığı olarak algılanmakla beraber esasında değişen pek bir şey olmamış, ülkeyi, İlhanlılar ve onların atadığı müslüman devlet adamları idare edip, Sultan sadece bir sembol olarak kalmaya devam etmiştir. Mesud döneminde Sahib Ata vezirlik ve Pervane’nin yeğeni İzzeddin Muhammed, beylerbeyi makamında kalmışlardır. Moğol komutanları olarak ta Samagar, Tuğrul Ve Bulargu görev başındaydı. Keyhüsrev’in Annesinin, onun iki oğlu için hak araması ve Saltanatta Mesuda ortak etmek istemesi nedeniyle Konya’da epey karışıklıklar çıkmıştı. Mesud bu sırada Argun Han’a gitmek üzere Sivas’ta bulunuyordu. Ertesi yıl o da Konya’ya geldi. Talep üzerine Keyhüsrev’in annesi ve iki oğlunu Argun Han’a yolladı. Orada yapılan yargıda, çocukların esasında Keyhüsrev’e ait olmadıkları anlaşılıp ortadan kaldırıldılar.

Argun, 1285 yılında, Türkmenleri tenkil etmek maksadıyla, 20.000 kişilik bir ordunun başında, kardeşi Geyhatu’yu, Anadolu’ya gönderdi. Geyhatu 1285 kışını Erzincan’da geçirdi. Ertesi yıl Konya’ya geldi ve Ahiler tarafından sevinçle karşılandı. Bu sırada Germiyanlılar kuvvetlenmiş ve Beyşehir bölgesini yağma ediyorlardı. Karamanoğulları da Tarsus’u işgal etmiş ve Ermeniler durumu Argun’a şikayet etmişlerdi. Selçuklu ve Geyhatu kuvvetleri, hem Germiyanoğulları hem de Karamanoğulları üzerine yaptıkları seferlerle bunları dize getirdiler. Her iki Beyliğin, tekrar Selçuklulara itaati sağlandı.

Advertisement

Fakat bu dahili isyanlar, bunların üzerine yapılan seferler ve savaşlar huzuru daha da bozdu. Diğer taraftan, ağır Moğol vergileri altında halk sefil oldu. 1288 de yaşlı vezir Sahib Ata’nın vefatı üzerine halk daha da sahipsiz kaldı. Yerine atanan yeni vezir Fahreddin Kazvini, yanında kalabalık bir gurup vergi memuru ile Anadoluya gelip halkı soydu. Moğollar idareye artık tamamen el koymuşlardı. Bu kez Anadolu, Fahrreddin Kazvini ve Mucirüddin Emir-Şah arasında ikiye bölündü. Bir süre sonra Fahreddin Kazvini, kötü idaresinden dolayı Argun tarafından azledildi ve Tebriz’de başı kesildi. Ayaklanma ve karışıklıkların ardı arkası gelmiyordu.

Argun’un 1291 de ölümü üzerine Geyhatu, merkeze davet edildi ve tahta çıkarıldı. Geyhatu’nun Anadolu’dan ayrılması ile ortaya çıkan boşluktan yararlanan Karamanlılar ve diğer Türkmenler derhal Moğollara ve onlara dayanan Selçuklulara karşı taarruza geçtiler. Karamanlılar, Konya’yı kuşattılar. Geyhatu olaya bizzat müdahale etmek zorunda kaldı. Mesud ile birlikte bir taraftan Karaman diğer taraftan Denizli ve Menteşe üzerine yürüyerek çok sayıda Türkmen öldürdüler. Bu sırada II. İzzeddin Keykavus’un oğullarından şehzade Kılıçarslan ile başta Çoban oğlu Yavlak Arslan olmak üzere, Kastamonu beyleri, bölgedeki uc Türkmenleri ile birlikte ayaklandılar. Kastamonu’da bulunan Feramurz, Kılıçarslan’ı destekledi. Diğer kardeş Geyumers Borgulu’da ayaklandı. Mesud ve Moğol güçleri arasında çıkan çatışmada, Muzaffereddin Yavlak Arslan şehid edilmesine rağmen kesin bir sonuç alınıp Kastamonu’ya girilemedi. Osman Gazi ve dolayısıyla Osmanoğulları’nın tarih sahnesine çıkışları da bu zamana rastlar. Bu arada Moğol kuvvetleri ile Mesud, Kastamonu üzerine giderken Karamanoğulları ve Eşrefoğulları tekrar baş kaldırdılar. Haleb Türkmenleri Sivas’a girdiler. Fakat bu sırada , Kıbrıslı Haçlılar Alaiye’ye saldırdıkları için, Karamanlılar Alaiye’yi korumak için Konya’dan vazgeçmek zorunda kaldılar.

Geyhatu Azebaycan’a gidip İlhan olunca, yerine Anadolu işlerinde yetkili olarak Taş-Timür Hatayi’yi atadı. Gayhatu zalim bir insan olmamakla birlikte hesapsız harcamaları üzerine hazine sonunda iflas etti. Bunun üzerine, o sıralar Çin’de uygulandığı gibi kağıt para basma yolu denendi. Halkın elindeki altın ve gümüş paranın, kağıt para “Çav” ile değiştirilmesi zorunlu hale getirildi. Bu uygulama şiddetli bir muhalefet ile karşılandı. Ticari hayatın tamamen durması üzerine kağıt para uygulamasından da vazgeçilmek zorunda kalındı. Ortaya çıkan buhrandan yararlanan Baydu iktidarı ele geçirince onun İslam aleyhtarı politikası Anadolu’da daha fazla huzursuzluk yaratmış, buradaki Moğol vergi memurlarının zulmü de artmıştır. Baydu’nun kötü idaresi, henüz bir yıl dolmadan tahttan düşmesine neden oldu. Horasan’dan hareket eden ve İslamiyeti kabul etmiş bulunan Gazan Mahmud Han (1295-1304), tahtı ele geçirdi. Gazan Han, İslam aleyhtarı siyasete son vermekle genel bir huzur getirdi. Yaptığı reformlarla İmparatorluğa yeniden bir düzen vermeğe çalıştı.

Gazan Han yüksek vasıflara sahip büyük bir hükümdar olduğu halde, Anadolu’da pek fazla bir değişiklik olmadı. Özellikle Moğol Noyanları’nın ayaklanmaları karışıklıklara neden oldu. Toğaçar Noyan, Anadolu genel valiliğine atandı. Daha önce de burada bulunmuştu. Gazan esasında onu ekarte etmek istiyordu. Arkasından Baltu ve Samagar oğlu Arap’ı yollayarak onu öldürttü. Bu kez Baltu Anadolu’da güçlenip ayaklandı. Gazan, Kutlug-Şah komutasında 30.000 kişilik bir orduyu, Baltu üzerine yolladı. Arap, Sülemiş ve Abışga Noyanlar da Kutlug-Şah’a katılıp Baltu üzerine gittiler. Kırşehir’in Malya ovasında Baltu savaşı kaybetti ve Ermenistan’a sığındı. Ermeni kralı da onu Gazan’a yolladı. Baltu Tebriz meydanında asıldı. Mesud bu isyanda, Baltu’nun zoruyla onun yanında yer almıştı. Kutlug-Şah, Mesud’u Gazan Han’a götürdü. Gazan Han Mesud’u sultanlıktan uzaklaştırdıktan sonra Hemedan’a sürdü (1296). Mesud burada perişan bir hayat yaşadı. 1298 de Mesud’un yerine, İstanbul’da bulunan, amcasının oğlu III. Alaeddin Keykubad, Tebriz’e giderek saltanatı aldı. Selçuklu tahtı iki yıl boş kaldı.

II. Mesud Dönemi (2. Saltanat – 1301 – 1308)

Sultan Mesud, Musul yoluyla gelip Konya’ya yerleşti ve bir müddet sükun içersinde yaşadı. Alaeddin Savi vezirliğe tayin edildi. Gazan Han’ın yerine geçen Ulcaytu (1304-1316), Anadolu’da süregelen bozuk nizamı düzeltmek için, İrencin Noyan’ı Anadolu askeri komutanlığına atadı (1305).

Uc Türkmenleri, Sultan Baybars’tan beri Memluk sultanları ile dostane münasebetlerde bulunmuşlar ve fırsat buldukça Memlükler’le veya müstakilen puperest İlhanlılar’a karşı mücadele etmişlerdi. Memlükler’e karşı bir türlü zafer kazanamayan İlhanlılar da onlara karşı daima savaş içersindeydi. Ulcaytu Han’ın 1312 de yine başarısız bir Memluk seferine başlaması, Karamanlılara yeni bir fırsat vermişti. Tekrar Konya’yı işgal ettiler. Ulcaytu, İrencin’i geri çekerek yerine 1314 te Emir Çoban Bey’i görevlendirdi. Emir Çoban bütün Türkmen beylerini huzuruna gelmeye ve itaate davet etti. Borgulu’dan Hamidoğlu Feleküddin Dündar Bey, Karahisar’dan Sahib Ata’nın torunları, Beyşehir’den Eşrefoğlu, Kütahya’dan Germiyan Beyleri, Kastamonu’dan Candaroğlu Süleyman Paşa ve Sis’ten Ermeni Kıralı hediyelerle gelip itaatlerini arzettiler.

Fakat Türkmen Beylikleri’nin en kuvvetlisi olan Karamanoğulları kendilerine güvenleri dolayısıyla Emir Çoban’ın davetine icabet etmediler. Emir Çoban bunun üzerine Konya’yı ellerinde tutan Karamanlılar’ın üzerine yürüdü ve Konya’yı kuşattı. Bir süre sonra Karamanlılar bir gece Konya’dan çıkıp Larende yönünde kaçtılar. Emir Çoban Bey bir süre sonra ülkesine döndüğünde Olcaytu ölmüş yerine oğlu Ebusaid Han Geçmişti (1316-1335). İlhanlı tahtına oturan Ebu Said Bahadır Han’ın hükümdarlığı zamanında, Emir Çoban, İlhanlı İmparatotluğu’nun en kudretli şahsiyeti ve hakimi oldu. Emir Çoban oğullarını, devletin eyaletlerine genel vali olarak atadı bu arada Anadoluya da Timurtaş’ı yolladı (1317). Timurtaş Anadolu’yu bir hükümdar gibi idare etti. İdare merkezi Kayseri idi. Bir süre sonra, İlhanlı merkezinde, Çoban Bey’e karşı oluşan muhalefet ve mücadele Anadolu’ya da sirayet etti. Timurtaş bir ara Danişmend İli’ne gidince muhalifleri onun hazinelerini yağma etti. Çoban’a karşı ayaklanmalar Anadolu’da da görüldü fakat Timurtaş bunları bertaraf etti. Timurtaş’ın gelişi ile kuzeyde iş göremeyen Karamanoğulları, Ermeniler üzerine yöneldiler ve 1318 de Tarsus bölgesini işgal ettiler.

Timurtaş sonunda, Anadolu’da düzeni sağlayabildi. Halkın sevgisini ve güvenini kazandı. 1322 de Anadolu’da istiklalini ilan etti. Adına hutbe okuttu. Hatta Memlüklere elçiler gödererek birlikte Ebu Said Han’ı tahtan indirme planları yaptı. Bunun üzerine merkezde babası Emir Çoban çok müşkül durumda kaldı. Ebu Saidin de iznini alarak bizzat kendisi Anadolu’ya geldi. Baba-oğul savaşmak üzereyken, arabulucuların yardımı ile anlaşabildiler ve Emir Çoban oğlunu Ebu Said’e götürüp teslim etti. Fakat bir süre sonra Ebu Said’in affı ve müsadesi ile tekrar Anadolu’ya görevi başına yollandı. Bu arada Timurtaş etrafındaki adamlar onu kışkırttıkları iddiası ile idam edildiler. Esas Selçuklu topraklarında Timurtaş mehdi olarak kabul edildi. Fakat uclardaki Türkmen Beylikleri aynı kanaatte değildi. Timurtaş ve Beylikler arasındaki mücadeleler devam etti. Timurtaş, bir yerde Selçuklular’ın varisi gibi hakimiyetini Akdeniz sahillerine ve dağlık Karaman bölgesine kadar genişletti. Antalya’yı Hamidoğlu Yunus Bey’den, Beyşehir’i de göle attığı Eşrefoğlu Süleyman Şah’tan 1326 yılında aldı. Batı uclarındaki Türkmenler üzerine de yürüdü. Germiyan oğullarına bağlı olan, Karahisar Beyi, Sahib Ata’nın torunlarından, Nusretüddin Ahmed Germiyan ülkesine sığındı. İlhanlılar’ın çöküşünden sonra Orta Anadolu’da bir beylik kuracak olan, Uygur aslından Eretna Bey’i, Karahisar muhasarası ile görevlendirdi. Fakat daha ileri gidemedi. Türkmen Beyleri hemen bütün Batı Anadolu’ya hakimdiler. Osman Gazi, Marmara sahilleri ve Bursa’ya kadar ilerlemişti.

Timurtaş bunlarla uğraşırken, Merkezde babası ile Ebu Said’in arası açılmış, bir iç savaş başlamış ve kardeşi Dımışk-hoca’nın öldürüldüğü haberi gelmişti. Bunun üzerine Timurtaş Sivas’a kadar ilerlemişken Emir Çoban Bey’in öldürüldüğü rivayeti çıktı. Timurtaş, Ebu Said üzerine gitmekten vazgeçip çareyi Memlük Sultanı’na sığınmakta buldu. 1328 de Kahire’de ihtişamlı bir şekilde karşılandı. Fakat Karamanoğulları’nın çevirdiği entrikalarla, Sultan, Timurtaş aleyhine döndü. Bu sırada Kahire’ye gelen Ebu Said elçileri de Timurtaş’ı almak istiyordu. Sultan Nasır, Timurtaş’ı önce hapse attı sonra da idam ettirdi (1328).

Timurtaş’ın öldürülmesi ile Anadolu Türkmenleri ve özellikle Karamanlılar bir nefes aldılar. Bu tarihten sonra İlhanlılar da artık Anadolu’ya hakim olamadılar. Bu münasebetle Hamidoğlu İshak Bey, Antalya’yı geri aldı. Ebu Said Bahadır Han’ın 1335 te ölümünü müteakip İlhanlı Devleti de 1336 dağıldı.

Selçuklular’ın son hükümdarı olan II. Mesud’un saltanatı o kadar sönük geçmiştir ki, ölümü bile bir olay olmamıştır. Hatta II. Mes’udun son Selçuklu Sultanı mı olduğu veya yerine ölümünden sonra başkasının geçip geçmediği bile tartışma konusudur. Bu konuda fazla araştırma yapılmadığı için II. Mesud’un son Selçuklu Sultanı olduğu ve ölüm tarihi olarak ta 1308 genellikle kabul edilmiştir. Diğer taraftan Konya takvimi, III. Keyhüsrev’in oğlu V. Kılıçarslan’ın 1310 yılında tahta çıktığını bildirmekle, Hem Mesud’un bu yıla kadar yaşadığını hem de Selçuklu Sultanları listesinde bir V. Kılıçarslan’ın bulunduğunu bize bildirir. Bir kayda göre de, Timurtaş 1318 yılında Selçuklu Hanedanını dağıtmış ve şehzadelerin çoğu uç beylikleri’ne sığınmışlardır. Bunlara dayanarak, Hanedanın 1318’e kadar sürdüğünü ve son Sultanın II. Mesud değil V. Kılıçarslan olduğunu kabul etmemizde büyük yanlış yoktur.

Advertisement

III. Alaeddin Keykubad Dönemi (1298 – 1301)

Baltu ayaklanmasının bastırılması ve Sultan Mesud’un Gazan Han’a gitmesi üzerine Anadolu dört ayrı mali bölgeye ayrıldı. Cemaleddin Mehmed vezirliğe, Muineddin Mehmed Bey pervaneliğe, Kemaleddin Tiflisi saltanat naibliğine ve Şerefeddin Osman maliye nazırlığına atandılar. Moğol askeri komutanları olarak ta Sülemiş, Bayıncar, Boçkur ve Kör-Timur bulunuyorlardı. Azerbaycan’dan gelerek Anadolu’yu aralarında taksim eden bu komutanlar, kendi bölgelerine gittikten sonra sözlerinde durmadılar. İsyanlar ve suistimaller devam etti. Halkı soymak ve eziyet etmekte Selçuklu devlet adamları da moğollar’dan geri kalmadılar.

III. Alaeddin Keykubad yanında veziri Lakuşi ve diğer Moğol devlet adamları ile gelip Konya’ya yerleştı. Bu sırada Gazan ile arası açılan Sülemiş, Anadolu’da müstakil bir devlet kurmaya karar verdi. Baycu’nun torunu olduğu için Anadolu’da kendisini hak sahibi sayıyordu. Halk genellikle Sülemiş’i sevmeyip olaya seyirci kalmakla beraber Karamanlılar bir kısın askerle ayaklanmaya katıldılar. Sülemiş bazı Moğol komutanları da elde etmişti. Genelde ayak takımından oluşan 50.000 kişilik bir kuvvet topladı. Memlükler’den de 20.000 kişilik bir yardımın yolda olduğunu öğrenince harekete geçti. Önce Bayıncar ve Boçkur Noyanlara taarruz edip bozguna uğrattı ve bu Noyanları öldürdü. Sülemiş ayaklanmasını öğrenen Gazan, hazırlanmakta olduğu Suriye seferinden vazgeçip ordularını Sülemiş üzerine sevketti. Sülemiş Gazan Han’ın ordusunu, Erzincan Akşehir’inde karşıladı. Askerleri savaşmadan Gazan tarafına geçtiler. Bunu gören Karamanlılar ülkelerine geri döndüler. Memluk kuvvetleri de henüz yetişmemişti. Yalnız kalan Sülemiş 500 süvarisi ile Suriye’ye kaçmak zorunda kaldı. Önce Şam’a ve oradan da Kahire’ye gidip, itibarla karşılandı (1298). Sülemiş, Anadolu’da kalan ailesini kurtarmak için Sultan Laçin’den yardım istedi. Sultan, Haleb Emiri Seyfeddin Beg-Timur komutasında 40.000 kişilik bir orduyu, Sülemiş ile birlikte Anadolu’ya gitmeye memur etti. Sülemiş ve Beg-Timur, Akça-Derbent’te Moğol ve Ermeni kuvvetleri ile yaptıkları çarpışmalarda Beg-Timur öldürüldü. Buna Rağmen Sülemiş fazla bir zorlukla karşılaşmadan ilerledi. Eşrefoğulları ve Kastamonu bölgelerinde kuvvet ve taraftar toplamaya çalışırken yakalanarak, Emir Çoban Bey ve Başgırd tarafından Tebriz’e götürüldü ve orada öldürüldü (1298).

Sultan Alaeddin Keykubad ve veziri Lakuşi, Sülemiş isyanına katılmadılar ve Gazan Han’a giderek ona sadakat gösterdiler. Gazan bundan çok memnun kalarak Keykubad’ı uzun süre yanında tuttu ve onu hanedandan bir prensesle de evlendirdi. Keykubad’ın Tebriz’den dönüşünde, Gazan Han tarafından verilmiş ve Erzurum’dan Antalya’ya ve Diyarbakır’dan Sinop’a kadar bütün Selçuklu Türkiyesi’nin hakimiyetini kendisine bırakan bir yarlıg vardı. Sultan Diyarbakır ve Musul’da Gazan Han ile seyahat ettikten sonra Resulayn’da ondan ayrılarak maceralı bir yolculuktan sonra Konya’ya döndü. Bu yarlıg’a rağmen Keykubad’ın hakimiyeti sadece sembolik olup fiiliyatta bir geçerliği ve Selçukluların istiklali yoktu. Dörtlü idarenin başında bulunanlar ve İlhan’ın yanına gidenler aldıkları başka yarlıglarla vazifelerine ve soygunlarına devam ediyorlardı. Muineddin Mehmed Bey’in soygunu haddi aştı. Topladığı paralarla asker toplayarak Kastamonu’da istiklal davasına girişti. Bizzat sultan Alaeddin Keykubad dahi vergi toplamak için halkı sıkıştırmaktan geri durmuyordu.

Gazan Han 1299 da, sonucu pek te başarılı olmayan, Suriye seferine çıkarken, düzeni sağlamak üzere Mucirüddin Emir-Şah’ı Anadolu’ya yolladı. Artık her tarafta kalabalık eşkıya gurupları da türemişti. Mucirüddin Emir-Şah mümkün olduğu kadar düzeni sağlamaya çalıştı. Şikayetler üzerine Gazan Han, Keykubad’ın yetkilerini sınırladı. Abışga Noyan’ın Yanında bulunmasını ve onun müsadesini almadan bir şey yapmamasını emretti. Sonunda Alaeddin Keykubad yargılanıp idam kararı verildi ise de, eşi olan ilhanlı prensesinin araya girmesi ile ölümden kurtuldu. İsfahan’a gidip orada kendisine tayin edilen maaşla yaşadı (1301-2). Keykubad’ın yerine, Selçuklu Sultanlığı’na, 1302 yılında, Gıyaseddin Mesud ikinci kez getirildi.
II. Mesud Dönemi (1. Saltanat – 1284 – 1296)

Sultan Mesud’un Konya’da tahta çıkışı bir bayram sevinci yaratmıştır. Yeni Sultan halk tarafından yeni bir umut ışığı olarak algılanmakla beraber esasında değişen pek bir şey olmamış, ülkeyi, İlhanlılar ve onların atadığı müslüman devlet adamları idare edip, Sultan sadece bir sembol olarak kalmaya devam etmiştir. Mesud döneminde Sahib Ata vezirlik ve Pervane’nin yeğeni İzzeddin Muhammed, beylerbeyi makamında kalmışlardır. Moğol komutanları olarak ta Samagar, Tuğrul Ve Bulargu görev başındaydı. Keyhüsrev’in Annesinin, onun iki oğlu için hak araması ve Saltanatta Mesuda ortak etmek istemesi nedeniyle Konya’da epey karışıklıklar çıkmıştı. Mesud bu sırada Argun Han’a gitmek üzere Sivas’ta bulunuyordu. Ertesi yıl o da Konya’ya geldi. Talep üzerine Keyhüsrev’in annesi ve iki oğlunu Argun Han’a yolladı. Orada yapılan yargıda, çocukların esasında Keyhüsrev’e ait olmadıkları anlaşılıp ortadan kaldırıldılar.

Argun, 1285 yılında, Türkmenleri tenkil etmek maksadıyla, 20.000 kişilik bir ordunun başında, kardeşi Geyhatu’yu, Anadolu’ya gönderdi. Geyhatu 1285 kışını Erzincan’da geçirdi. Ertesi yıl Konya’ya geldi ve Ahiler tarafından sevinçle karşılandı. Bu sırada Germiyanlılar kuvvetlenmiş ve Beyşehir bölgesini yağma ediyorlardı. Karamanoğulları da Tarsus’u işgal etmiş ve Ermeniler durumu Argun’a şikayet etmişlerdi. Selçuklu ve Geyhatu kuvvetleri, hem Germiyanoğulları hem de Karamanoğulları üzerine yaptıkları seferlerle bunları dize getirdiler. Her iki Beyliğin, tekrar Selçuklulara itaati sağlandı.

Fakat bu dahili isyanlar, bunların üzerine yapılan seferler ve savaşlar huzuru daha da bozdu. Diğer taraftan, ağır Moğol vergileri altında halk sefil oldu. 1288 de yaşlı vezir Sahib Ata’nın vefatı üzerine halk daha da sahipsiz kaldı. Yerine atanan yeni vezir Fahreddin Kazvini, yanında kalabalık bir gurup vergi memuru ile Anadoluya gelip halkı soydu. Moğollar idareye artık tamamen el koymuşlardı. Bu kez Anadolu, Fahrreddin Kazvini ve Mucirüddin Emir-Şah arasında ikiye bölündü. Bir süre sonra Fahreddin Kazvini, kötü idaresinden dolayı Argun tarafından azledildi ve Tebriz’de başı kesildi. Ayaklanma ve karışıklıkların ardı arkası gelmiyordu.

Argun’un 1291 de ölümü üzerine Geyhatu, merkeze davet edildi ve tahta çıkarıldı. Geyhatu’nun Anadolu’dan ayrılması ile ortaya çıkan boşluktan yararlanan Karamanlılar ve diğer Türkmenler derhal Moğollara ve onlara dayanan Selçuklulara karşı taarruza geçtiler. Karamanlılar, Konya’yı kuşattılar. Geyhatu olaya bizzat müdahale etmek zorunda kaldı. Mesud ile birlikte bir taraftan Karaman diğer taraftan Denizli ve Menteşe üzerine yürüyerek çok sayıda Türkmen öldürdüler. Bu sırada II. İzzeddin Keykavus’un oğullarından şehzade Kılıçarslan ile başta Çoban oğlu Yavlak Arslan olmak üzere, Kastamonu beyleri, bölgedeki uc Türkmenleri ile birlikte ayaklandılar. Kastamonu’da bulunan Feramurz, Kılıçarslan’ı destekledi. Diğer kardeş Geyumers Borgulu’da ayaklandı. Mesud ve Moğol güçleri arasında çıkan çatışmada, Muzaffereddin Yavlak Arslan şehid edilmesine rağmen kesin bir sonuç alınıp Kastamonu’ya girilemedi. Osman Gazi ve dolayısıyla Osmanoğulları’nın tarih sahnesine çıkışları da bu zamana rastlar.


Leave A Reply