Bilgi İle İlgili Deyimler ve Anlamları

0
Advertisement

İçinde bilgi, bilmek geçen deyimler ve anlamları. Bilginin önemi ile ilgili deyimler ve anlamları.

DEYİMLER

*** adı gibi bilmek
çok iyi bilmek.

*** ağzının tadını bilmek
1) güzel yemeklerden anlamak; 2) her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak: “Demek sen artık ağzının tadını bilmiyorsun! Demek senin hiçbir zevkin kalmamış!” -A. Ş. Hisar.

*** ağzıyla içmesini bilmek
sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

Advertisement

*** Allah bilir
1) “belli değil” anlamında kullanılan bir söz: Yağmur yağar mı dersin? -Allah bilir! 2) “bana öyle geliyor ki” anlamında kullanılan bir söz: “Allah bilir, bu kadarcık kestirdiği için bile bir araba dolusu laf edecekti.” -E. Şafak.

*** aman zaman bilmemek
fırsat vermemek.

*** antikasını bilmek
en iyisini bilmek.

*** arkasına (bile) bakmadan gitmek (kaçmak)
arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak: “O kadar korktular, o kadar pıstılar ki arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar.” -İ. O. Anar.

Advertisement

*** avucunun içi gibi bilmek
bir yeri, bir şeyi çok iyi ve ayrıntılı olarak bilmek: “Sizin analarınızın, babalarınızın hayat idealini avucumun içi gibi bilirim.” -H. Taner.

*** bal alacak çiçeği bilmek (bulmak)
çıkar sağlanabilecek yeri veya şeyi bilmek, bulmak.

*** bastığı yeri bilmemek
1) çok sevinmek; 2) şaşkınlıktan nerede olduğunu seçememek, durumunu kontrol edememek.

*** bildiğinden şaşmamak (kalmamak)
hiçbir etkiye aldırış etmeyerek doğru bildiği davranışı sürdürmek.

Advertisement

*** bildiğini okumak
herkes ne derse desin bildiği, istediği gibi davranmak: “Efendiden gizli yine herkes bildiğini okuyordu.” -H. R. Gürpınar.

*** bildiğini yapmak
verilen öğütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek: “Her şeye peki, olur der fakat sonunda gene bildiğini yapardı.” -H. Taner.

*** bildiğini yedi mahalle bilmez
bir kimsenin çok kurnaz, çokbilmiş olduğunu anlatan bir söz.

*** bildik çıkmak
birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanıştıklarını anlamak: “Hâlbuki ayrılık acısına ve ayrılık seslerine, bildik çıkmaklığım gerekti.” -R. H. Karay.

Advertisement

*** bildim bileli
öteden beri, eskiden beri: “Sütannenin sandık odası, bildim bileli akar.” -Ö. Seyfettin.

*** bile bile lades
1) kötü bir durumu öyle gerektiği için kabullenmiş görünme, bilerek aldanmış görünme: “Benimki bir yapı meselesi. Ben böyleyim. Benimki bile bile lades. Aldırmıyorum, hoşgörümü kullanıyorum.” -N. Meriç. 2) sonucun kötü olacağını bilse bile bir işe girme.

*** bilgi tazelemek
önceden sahip olduğu bilgiyi yenilemek, güncelleştirmek: Matematikle ilgili bilgilerimi tazeledim.

*** bilgiçlik satmak (taslamak)
bilmediği hâlde bilir görünmek, bilgin geçinmek: “Hazır olanlar, bilgiçlik tasladılar, tasdik ettiler.” -N. Araz.

Advertisement

*** bilincine varmak
anlamak, kavramak: “İnsanın herhangi bir araçla ne yaşadığının bilincine varmasının bir doyum ve haz kaynağı olduğu unutulmamalıdır.” -A. Cemal.

*** bilir bilmez
yarım bilgi ile, bilip bilmediğine aldırmadan: “Günde beş yüz defa, kendiliğimden bilir bilmez bunu haykırıyordum.” -R. H. Karay.

*** bilmem hangi (kaç, kim, nasıl, ne)
önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz: Bilmem hangi dairede kâtipmiş.

*** bilmezlikten gelmek
bilmiyor görünmek.

Advertisement

*** bir ben, bir de Allah bilir
“çok sıkıntı için” anlamında kullanılan bir söz: “Üç aydan üç aya maaş alıyoruz. Üç ayın sonunu nasıl bulduğumuzu bir biz biliriz, bir de Allah bilir.” -M. Yesari.

*** (bir şeyin) yanından bile geçmemiş
“o şeyle hiçbir ilgisi yok” anlamında kullanılan bir söz.

*** (birine) biliş çıkmak
tanımak, önceden tanış olmak: “Hiç kimse bu kara yağız garip yiğide biliş çıkmadı.” -K. Tahir.

*** (birine) haddini bildirmek
sert bir karşılıkla uslandırmak, yola getirmek, cezalandırmak: “Pestil gibi yerlerde uzandığıma bakma, anam, ben şu huysuza haddini bildirirdim.” -N. Hikmet.

Advertisement

*** (birinin) cemaziyelevvelini bilmek
bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki her türlü yönünü veya kötü durumunu bilmek.

*** (birinin) ciğerinin içini bilmek
çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek: “Ben böylelerinin ciğerinin içini bilirim, dedi. Bu kız hanım ölürse belki beni alır diye ümitlendi.” -R. N. Güntekin.

*** (birinin veya bir şeyin) kıymetini bilmek
önemini, değerini bilmek: “Güneş yalnız dirileri ısıtır / Güneşin kıymetini bil” -O. Rifat.

*** borcunu bilmek
1) bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek; 2) borcunu zamanında öder olmak.

Advertisement

*** dini gibi bilmek
çok iyi bilmek: “Ufacık bir düşüncenin en büyük bir dikkati iflas ettirdiğini dini gibi bilirdi.” -Ö. Seyfettin.

*** doğru bildiği yoldan ayrılmamak (şaşmamak)
her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak: “Bunları asla yapmayacağımı biliyorsun, su testisi su yolunda kırılır; ben doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım.” -H. Topuz.

*** elma da alma da demesini biliriz
“şartlara göre uygun davranırız” anlamında kullanılan bir söz.

*** ezbere bilmek
1) bir yerin her yanını iyice bilmek: “Buraların altını ezbere bilirim, ezbere.” -S. F. Abasıyanık. 2) bir şeyin bütün niteliklerini çok iyi öğrenmiş olmak: “Yolun neresi kayalık, neresi kumsal hep ezbere bilirdi.” -Halikarnas Balıkçısı.

Advertisement

*** fare çıktığı deliği bilir
“bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir” anlamında kullanılan bir söz.

*** fırsat bilmek
bir şeyden belli bir amaçla hemen yararlanmak: “Bazı kişiler üstüme varmak için fırsat kolluyorlar; yalnız eski kamyonlarla katırlardan söz açarsam olabilir ki fırsat bilirler.” -A. Boysan.

*** fırsatı ganimet bilmek
çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak: “Fırsatı ganimet bilen İbrahim Ağa, soluğu doğru Eminönü’nde aldı.” -H. R. Gürpınar.

*** görev bilmek (saymak, addetmek)
görev olarak üzerine almak, sorumluluk üstlenmek: “Umutlu da olsam umutsuz da olsam görev bildiğim işi yerine getiririm.” -M. C. Anday.

Advertisement

*** görüş bildirmek
bir konuda elde edilen düşünce ve deneyimleri vermek.

*** gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz
birinin uygunsuz özellikleri sayılırken bunların öteden beri bilindiğini anlatmak için söylenen bir söz.

*** ha şunu bileydin
tkz. “bunu çoktan anlaman, bilmen gerekirdi” anlamında kullanılan bir söz.

*** haddini bilmek
kendi değer ve yeteneğini olduğundan üstün görmemek: “Kişi haddini bilmeli de kendine yakışacak sevdalara düşmeli.” -N. Ataç.

Advertisement

*** hâlden anlamak (bilmek)
bir kimsenin içinde bulunduğu güç durumu anlayarak sezip anlayış göstermek: “Kız hâlden anlamış olacak ki iki kere daha ikramda bulundu.” -R. Erduran.

*** hâline köpekler bile güler
tkz. çok kötü bir duruma düşenler için kullanılan bir söz.

*** Hanya’yı Konya’yı anlamak (bilmek, görmek)
bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, akıllanmak.

*** hatır gönül bilmek (saymak veya tanımak)
kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymak.

Advertisement

*** hesabını bilmek
tutumlu olmak.

*** hesabını kitabını bilmek
tutumlu olmak: “Ayşe hesabını kitabını bilir, tutumlu bir ev kadınıydı.” -Halikarnas Balıkçısı.

*** hile hurda bilmemek
aldatma yollarını bilmemek.

*** idaresini bilmek
yerine göre harcamak, tutumlu davranmak.

Advertisement

*** ismi gibi bilmek
adı gibi bilmek.

*** ismini cismini bilmemek
tanımamak.

*** iş bilmek
becerikli olmak: “En zekileri, en iş bilenleri olan Osman her şeyi anladı.” -R. H. Karay.

*** işini bilmek
nereden, nasıl yararlanacağını bilmek, çıkarını bilmek.

Advertisement

*** işten (bile) değil
çok kolay: “… gürültüler ve rezaletler çıkarmak onun için işten bile değildi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

*** iyilik bilmek
kendisine yapılan iyiliği unutmamak.

*** kadrini bilmek
değerini bilmek, yararlanmak: “Onun kadrini iyi bilenler de var.” -A. Ş. Hisar.

*** kan alacak damarı bilmek
nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.

Advertisement

*** karış karış bilmek
en ince ayrıntısına kadar biliyor olmak: “Buraların girdisini çıktısını, deliğini kovuğunu karış karış bilir.” -H. R. Gürpınar.

*** kendimi bildim bileli
öteden beri, eskiden beri: “Kendimi bildim bileli hep bu bozuk makine seslerini duyarım.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

*** kendini bilmek
1) aklı ve muhakemesi yerinde olmak; 2) baliğ olmak; 3) ağırbaşlı olmak; 4) kendinin ve çevresinin bilincine varmak; 5) durum ve onuruna yakışacak biçimde davranmak.

*** keyfi bilmek
isterse yapmak, nasıl isterse öyle yapmak: Gelmeyecekmiş, keyfi bilir!

Advertisement

*** kim bilir
1) belirsizlik, bilinmezlik bildiren bir söz: “Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında / Bir namazlık saltanatın olacak / Taht misali o musalla taşında” -C. S. Tarancı. 2) olabilirlik bildiren bir söz: Kim bilir ne kadar çok beğenildi.

*** lafını bilmek
akıllı uslu konuşup başkasını rahatsız etmemek, yerinde, güzel ve tutarlı konuşmak.

*** ne çiçektir, biliriz
“ne denli yeteneksiz, niteliksiz olduğunu biliriz” anlamında kullanılan bir söz.

*** ne istediğini bilmek
amacını kesin ve kararlı bir biçimde belirlemek: “Ne istediğini bilen iradeli bir kişiliği ve dişiliği vardı.” -H. Taner.

Advertisement

*** ne mal olduğunu bilmek (anlamak)
birinin nasıl bir nitelikte, yetenekte ve yaradılışta olduğunu bilmek, kestirmek: “Büyük hanım, bir bakışta onun ne mal olduğunu anlamıştı.” -R. N. Güntekin.

*** ne olduğunu bilememek
şaşırmak, aklı başından gitmek.

*** ne yaptığını bilmemek
aklı başında olmadığından bilinçsizce davranmak.

*** neye uğradığını bilememek (anlamamak, şaşırmak)
ansızın üzücü, sıkıcı, neşeli, güzel veya hoş bir durumla karşılaşmak: “Martı gibi, şiirli duygu dolu bir oyunla karşılaşınca neye uğradığını şaşırır.” -N. Cumalı.

Advertisement

*** nimet bilmek
bir şeyi lütuf kabul etmek: “Çaylarımıza koşarlar, evimize davet edilmeyi nimet bilirler, etrafımızda dolaşırlar.” -H. C. Yalçın.

*** oldu bilmek (saymak)
sorunu çözülmüş bilmek.

*** oyunun kurallarını bilmek
yapılan işlerin nasıl, kimler tarafından ve hangi ilişkilerle sonuçlandırıldığına ilişkin bilgisi olmak: “Oyunun kurallarını baştan beri bilen biri olarak şimdiye kadar sömürülmemiştim.” -T. Uyar.

*** ödev bilmek (saymak)
bir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek.

Advertisement

*** sağını solunu bilmemek
düşüncesiz, dikkatsiz olmak.

*** sayısını Allah bilir
“o kadar çok ki saymakla bitmez” anlamında kullanılan bir söz.

*** sen bilirsin
“nasıl uygun bulursan öyle yap” anlamında kullanılan bir söz: “Kuşağından mendilini çıkarıp gözyaşlarını sildi. -Ya Rabbi sen bilirsin, ya Rabbi sen bilirsin diye söylendi.” -M. Ş. Esendal.

*** siz bilirsiniz
“nasıl istersiniz öyle olsun” anlamında kullanılan bir söz.

Advertisement

*** su gibi bilmek (okumak)
yanlışsız bilmek veya okumak.

*** şeytanın yattığı yeri bilmek
bilinmesi ve hatırlanması güç şeyleri bilmek, çok kurnaz ve açıkgöz olmak.

*** şunu bunu bilmemek
itiraz dinlememek, mazeret kabul etmemek.

*** uyku nedir bilmeden
dinlenme imkânı bulamadan.

Advertisement

*** yakından bilmek (tanımak)
bir kimseyi, bir şeyi bütün özellikleriyle bilmek veya tanımak.

*** yol iz bilmek
1) gideceği yolu ve yeri bilmek; 2) görgülü davranmak.

*** yolunu bilmek
yöntemini biliyor olmak.

Advertisement

Leave A Reply