Cin Suresi Hakkında Bilgi

0

Cin Suresi nedir? Cin Suresi ne zaman ve nerede indirilmiştir, kaç ayetten oluşur? Cin suresinin konusu ve anlamı hakkında bilgi

Cin Suresi

Cin Suresi Hakkında Bilgi

Cin Suresi; Kuran-ı Kerim’in 72. sûresidir. 28 ayetten oluşur. Mekke’de inmiştir. Arapça cin sözcüğü “göze görünmeyen varlık” anlamını taşır. Sûrenin 1. ve 2. ayetleri şöyledir: “De ki, birkaç cin, okuduğuma kulak verip şöyle dediler: Çok hoş bir Kur’an işittik, ona iman ettik, bundan sonra Rabbimize hiçbir şerik (ortak) koşmayacağız.” Yukarıdaki ifadeler şöyle bir olay sonrasında inmiştir: Hz. Muhammed bir gün Ukaz panayırına giderken Nahle adını taşıyan yerde sabah namazını kılar, bu sırada bir grup cin gelip Hz. Muhammed’in okuduğu Kuran’ın dinler ve İslâm dinine iman ederler. Sûrenin öteki ayetlerinde aynı olayın devamı anlatılır.


İslam mitolojisinde cinler kaderin yazılmış olduğu Levh-i mahfuzdan veya Allah ile meleklerin konuşmalarından geleceğe ait gaybın haberlerini çalmak için göğe yükselirler. Ancak kendileri bu sırada yakıcı alev toplarıyla kovulur ve uzaklaştırılırlar. Bu sebeple Kur’anın gelmesinden sonra cinlerin gaybdan haber verme yeteneklerinin ellerinden alındığına inanılır. Mülk suresine göre bu alev topları “Dünya seması”nda bulunan yıldızların şeytanlara fırlatılmasıyla oluşur. Surede ayrıca tevhid, peygamberlik ve öldükten sonra dirilmek gibi meseleler de konu edilmektedir.

Cin Suresi Anlamı

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

De ki: “Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik”

“O, ‘gerçeğe ve doğruya’ iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz’e hiç kimseyi ortak koşmayacağız.”

Elbette, Rabbimiz’in şanı Yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”


“Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah’a karşı ‘bir sürü saçma şeyler’ söylemişler.”

“Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.”

“Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı.”

“Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı.”

“Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihab(kıvılcım, şerare)larla kaplı bulduk.”

“Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini izleyen bir şihab bulur.”


“Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için bir hayır mı diledi?”

“Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz.”

“Biz şüphesiz, Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O’nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık.”

“Elbette biz, o yol gösterici işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından.”

“Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte teslim olanlar, artık onlar ‘gerçeği ve doğruyu’ araştırıp-bulanlardır.”

Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.

Eğer onlar, yol üzerinde ‘dosdoğru bir istikamet tuttursalardı’, mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirirdik.


Ki, kendilerini bununla denemek için. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, onu ‘gittikçe şiddeti artan’ bir azaba sürükler.

Şüphesiz mescidler, Allah’a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeye kulluk etmeyin.

Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu, O’na dua için kalktığında, onlar neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi.

De ki: “Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O’na hiç kimseyi ortak koşmuyorum.”

De ki: “Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar sağlayabilirim.”

De ki: “Muhakkak beni Allah’tan hiç kimse asla kurtaramaz ve O’nun dışında asla bir sığınak da bulamam.”

“Yalnızca Allah’tan olanı ve O’nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah’a ve O’nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır.”


Sonunda onlar, kendilerine vadedileni gördükleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmış ve sayı bakımından kim daha azmış artık öğrenmiş olacaklardır.”

De ki: “Bilmiyorum, size vadedilen yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?”

O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açık tutmaz.

Ancak elçileri içinde razı olduğu başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyiciler dizer.

Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti tebliğ ettiklerini bilsin. Onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir.



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?