Fatma Aliye Topuz Kimdir? Paranın Üstünde Resmi Olan Romancının Hayatı

0
Advertisement

Fatma Aliye Topuz kimdir ve ne yapmıştır? İlk kadın romancı olan Fatma Aliye Topuz’un hayatı, çalışmaları ve kitapları hakkında bilgi

Fatma Aliye Topuz (1862 – 1936)

8 Ekim 1862de tarihçi, bilim adamı Ahmet Cevdet Paşa ve Adviye Hanım’ın kızı olarak dünyaya geldi. Babası Osmanlı döneminde şer’i mahkemelerin dayanağı kabul edilen Mecelle Kanunlarının yapılmasında emeği geçen,Tarih-i Cevdet adlı tarih kitabının sahibi, matematik, coğrafya, astronomi gibi bilimlerle de uğraşmış kültürlü bir insandı. Çocuklarının iyi bir eğitim alması taraftarıydı. Ancak bu tarafgirlik bir süre için yalnızca erkek evladı Ali Sedat için geçerli olacaktır.

Fatma Aliye Topuz

Fatma Aliye küçük bir kızken, okumaya ve öğrenmeye aç bir çocuktur. Abisinin eğitimi için evlerine gelen pek çok öğretmeni dinleyerek ilk eğitimine başlar. Fransızca öğrenmek istediğinde ise, babası kızının ısrarlarına dayanamayacak ve onu için de özel bir hoca ayarlanacaktır. Adet gereği genç kızlık çağına girdiğinde yeni bir dünyaya kapılarını açması gerekir. Babasının yakın dostu Faik Bey’le evlenir.

Henüz öğrenmeye aç, on yedi yaşındaki bu genç kız için evlilik eğitimi için bir engel olmaz. Dünyaya getirdiği çocuklarına rağmen, okumalarını sürdürür, kendini geliştirir. Ancak yazma isteği ile de yanıp tutuşmaktadır.

Advertisement

1889da Georges Ohnet’in bir kitabını çevirir. Meram adıyla yayınlanan bu kitapla birlikte yazım serüveni de başlamış olur. Ancak gerçek ismini kullanamaz, “bir hanım” diye tanımlar çevireni, daha sonraki çevirilerinde de “Mütercime-i Meram” takma adını kullanır. Gayretli, ustaca çeviriler o dönemin ünlü yazarlarından Ahmet Mithat Efendi‘nin ilgisini çeker. Birlikte Hayal ve Hakikat romanını yazarlar. 1892 de ise tek başına yazdığı ilk romanı “Muhadarat” yayınlanır. Ardından, Refet, Udi ve Enin romanlarını okuyucusuyla buluşturur. Eserlerinde daha çok aşk, aile, hayat ekseninde kadını konu alır. Böylece Türk edebiyat dünyasına kadını gerçeklerle anlatan ilk kadın romancı olarak girer.

İlk Kadın Romancı

Kadının gerçek kimliğiyle, aile hayatı, eğitimi, aşkı gibi toplumsal konularla birlikte romanlara yansıması, bunun Meşrutiyet dönemine rastlaması ve üstüne üstlük bu romanların bir kadının elinden çıkması şaşırtıcı değildir. O dönemde tüm dünyada kadınlar, resim, müzik, edebiyat, heykel, tiyatro gibi pek çok alanda mücadeleler vermektedirler. Aurora Dupin (1804-1876) adlı bir yazar ismini kullanamayacağı için George Sand adıyla Fransadan, Clara Zetkin (1857-1933) isimli bir politikacı ve kadın hakları savunucusu Almanyadan, Rosa Luxemburg (1871-1919) adlı bir filozof Polonyadan, Virginia Woolf (1882-1941) adlı bir yazar İngiltereden ve Afife Jale (1902- 1941) adlı bir tiyatro oyuncusu İstanbuldan haykırmaktadır.

Ben de varım!
Ren de üretiyorum!
Ben de okumak ve bilmek istiyorum!

Pek çok erkek yazarın bir kadım ancak romanlarda sevdiği ve kutsallaştırdığı, kadınların ise tüm dünyada gerçek kimliklerini ortaya koymaya çalıştıkları bir dönemdir on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başları. Yazarlar romanlarında baş tacı ettikleri, çoğu zaman kutsallaştırdıklar kadına, gerçek hayatta hak ettikleri yeri ve değeri vermekte direniyorlardı. Bırakın bir romanı sanatın pek çok alanında yüzyıllardır hâkimiyeti elinde bulunduran karşı cins, en önemli silahı olan eğitim üstünlüğünü kaybetmeye başlayacaktı.

Fatma Aliye Topuz

Advertisement

Bu korkuları içten içe duyan egemenin o günkü dünyasında Fatma Aliye’nin kadın konusunu sorunlarıyla ve gerçek bir kimlik olarak işlemesi onu yalnızca bir yazar değil, Türk Edebiyat Tarihi açısından bir kahraman yapmaktadır. Üstelik bu kahraman eserlerinin pek çok dile çevrilmesi nedeniyle de Dünya Edebiyat Tarihi içinde de önemli bir yere oturmuştur.

Dünyanın dört bir yanındaki hemcinsleri gibi kendi çabasıyla eğitim almıştır. Yine hem cinsleri gibi roman karakterleri belli bir amacı olan, bunun için mücadele eden kadınlardır. Fatma Aliye’nin kadın sorunlarına değinirken takındığı tutum, onun yalnızca erkek egemen bir topluma yani yazın dünyasına girebilmek için gösterdiği çabanın bir sebebi olarak görülebilir. O günkü toplum yapısına ters düşen bir fikrin, ilk defa toplumsal kadın sorunlarını işleyen bir kalem için ne kadar endişe verici günlere, dışlanmalara sebep olacağı tahmin edilebilir.

Fatma Aliye, romanlarının yanı sıra edebiyatımıza çeşitli makale, çeviri ve biyografilerle de katkıda bulunmuş bir yazarımızdır. 1914 yılında yayınlanan Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı çalışması son eseri olarak bilinmektedir. Ayrıca sosyal yardımlaşma alanında gösterdiği etkin çalışmalarla da o günlerde adından sıkça söz ettirmiştir. Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti adlı asker ailelerine yardım amaçlı bir derneğin kurucusu, Hilal-i Ahmet Cemiyeti’nin ilk kadın üyesidir.

Feminist Miydi?

Kendisinin feminist olup olmadığı yönünde de pek çok tartışma gündeme gelmiştir. Ancak, Fatma Aliye döneminde, dünyadaki pek çok kadın kendisini feminizm kavramından uzak tutmayı yeğlemiştir. Bunda, o zamanlar yeterince sıfatı bulunan kadının (pek çok kaba tabir, yakıştırma, argo sözcükler, imalar gibi), bu kavramdan ürkmelerinin etkisi olduğu düşünülebilir.

Advertisement

Ayrıca yine o dönemde kadın, kendisini topluma dâhil etmek için uğraşmaktadır, ayrıştırılmaktan korktuğu aşikârdır. “Feminist” diye hitap edilecek ve altından pek çok anlam çıkacak bir kavramdan o da çağdaşı pek çok kadın gibi korkmuş olabilir. Ancak, yaptıkları, yazdıkları ve hayatıyla bir feministin, düşünen ve üreten bir kadının ayak izini bıraktığı ortadadır.

Fatma Aliye 1928’de çok sevdiği eşi Faik Bey’i kaybetti. Son dönemlerini ise kaybolan kızı İsmet’i arayarak geçirdi. 13 Temmuz 1936’da İstanbul’da aramızdan ayrıldı.


Leave A Reply