İnsanın Evrimi ve İlk İnsanlar Hakkında Bilgi

0
Advertisement

İnsan nedir? İnsanın kökeni, insanın evrimsel gelişimi, ilk insanların özellikleri hakkında bilgi.

insan-evrimiİnsan; Memelilerden, iki eli olan, iki ayak üzerinde yürüyebilen, sözle anlaşabilen, aklı ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlıdır.

Dünyanın oluşumundan bu yana geçen milyonlarca yıl boyunca yer yüzünde ortaya çıkmış onbinlerce canlı türünden yalnızca biri doğaya olağanüstü bir uyum gösterebilmiş; varlığını sürdürmekle kalmayıp doğayı kendi istemleri ve gereksinimleri doğrultusunda değiştirip biçimlendirmeyi, doğayı egemenliği altına almayı başarabilmiştir. Bu canlı insandır. Böylesine güç bir işi gerçekleştiren insanın özellikleri şu şekilde sıralanabilir. İnsan, araç kullanan ve konuşan iki ayaklıdır; kavramlarla düşünme ve soyutlama yeteneği çok gelişmiş, bu yetenekleri aracılığıyla da doğayı dönüştürmede kullandığı araçları amaçlarına uygun bir biçimde bulabilmiştir; pek çok canlıdan farklı olarak doğduğu sırada salt kendi gücüne dayanacak durumda olmaması onu başkalarına bağımlı kılmış, uzun süren bebeklik döneminde ana ve babasıyla kurduğu yakın ilişki onu toplu halde yaşamaya kolaylıkla uyum sağlayacak biçimde eğitmiştir. Toplumsallaşmaya gösterdiği bir uyum insanı, öteki anlılarda oldukça basit ve ilkel düzeylerde kalmış olan dayanışmayı ve işbölümünü yetkinleştirmeye götürmüş, böylelikle insan varlığını daha kolayca koruyabilmiştir. Ancak, doğayı değiştirerek kendine uyduran, sürekli gelişerek günümüze kadar ulaşabilen insan, yeryüzüne bu nitelikleriyle birlikte gelraemiştir. İnsamft insan olma süreci, ne kadar uzun olduğu günümüzde saptanmış olan bir evrimin sonunda tamamlanabilmiştir.

Charles Darwin 1859’da yayınladığı Türlerin Kökeni adlı eseriyle, doğal ve ekolojik koşullara uygunluk ve doğal ayıklama ilkelerinin biylojik evrime yön verdiğini savunan bir genel evrim kuramı geliştirdi. Darwin‘den hemen sonra, 1963’te, Huxley, İnsanın Doğadaki Yeri kitabında, insan, goril ve şempanze anatomileri üzerinde kapsamlı karşılaştırmalar yaparak, biyolojik bakımdan insana ve yakın canlı türün maymunlar olduğunu ileri sürdü ve bu görüş Darwin‘in insanın Türeyişi (1871) adlı eseriyle desteklendi. Son yıllarda gelişen arkeoloji bilimi, eski tarihleri saptamada kullanılan karbon 14 yönetiminin bulunması, ilk insana ilişkin bilgileri bir hayli artırarak şematik çizimlere olanak sağladı. Günümüzde bile önemli boşluklar içeren bu şemada, insan soyunun doğrudan bağlandığı canlının maymundan ayrılmasına başlangıç olarak 12-14 milyon yıl önce yaşamış olan Ramapit hecus gösterilir. Daha sonra en eskiden günümüze kadar olan sıralama şu şekildedir: Australopithecus africanus, Australopithecus robustus, Austrapolithecus boisei, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus, Homo sapiens neandrethalensis. Homo sapiens sapiens.

İlk örneği 1924’te bulunan Australopithecus africanus; 1,5 m boylarında, 40 kg ağırlığında, kafatası iç hacmi 500-550 cm3 olan, iki ayak üzerinde kusurlu olarak durabilen, alnı gelişmemiş, çalılıklarda yaşayan, büyük bir olasılıkla yalnızca bitkiyle beslenen, alet kullanmayan bir canlıdır. Homo erectus (Chellean insanı) ise boyu 1.40 ile 1.80 m, ağırlığı 40-80 kg, kafatası iç hacmi 750-1.250 cm3 arasında değişen, yüksek alınlı, her türlü besini kullanan, iki ayak üzerinde dik durma sürecini tamamlamış, değişik yerleşim yerleri ve farklı taş araçlar kullanan, ateşi ve avlanmayı bilen bir ilk insandır. Bu insan 1 milyon ile 200 bin yıl kadar önce yaşamıştı. Tüm bilim adamları, ilk insanların yeni çevre koşullarına uyarak sürekli bir bedensel-organsal değişim içinde olduğunu kabul ederler. İnsanın evrimindeki en önemli gösterge, beyin hacminin giderek büyümesidir. Beyin; büyüklük, biçim ve karmaşıklık bakımından giderek gelişmiş kafatasını ve tüm beden yapısını değişikliklere uğratmıştır. İnsanlaşma sürecinde insansıların geçirdiği bedensel ve organsal değişimlerin başlıcaları: Savanlarda yaşayan insansıların kollarının yürüme dışında yiyecek bulma, savunma gibi görevler yüklenmesiyle bacakların yürüme işlevinde özelleşmeye başlaması, geniş adımlarla yürümeyi olanaklı kılan kalça kemiğinin, ayakların, özellikle ayak başparmağının değişim; dik olarak yürümeye başlayan insansının görme duyusunda üç boyutlu görmeye yönelik bir yetkinleşme, gözlerinin kafatasının yanlarından ön bölüme yerleşmesi ve göreli olarak koku alma duyusunun körelmesi; çene ve dişlerin farklı yiyecek türlerine uygun olarak küçülmesi; ellerin, özellikle el baş parmağının araçları kavrayacak ve bunların yardımıyla üretimde bulunacak biçimde, pençeden bilinçli insan eline dönüşmesi, parmak uçlarındaki cırnakların tırnak halini alması. Bu değişmeler içinde en önemlisi elin, geçirdiği evrim sonunda aldığı biçimdir. Elin gelişmesi, insansıların başkalaşması ve çağdaş insana dönüşmesi yönünde atılmış en önemli adım kabul edilir. İnsanımsıların ayakları üzerinde dikilmesi, ellerini savunma, yiyecek bulma gibi görevleri yüklenmesi gerekirliğinden doğmuştur. Ama bedeni taşıma yükünden kurtulan eller de böylelikle şaşılacak bir değişim göstermiş, çok çeşitli ve kesin hareketleri yapabilecek birer araca dönüşmüştür. Bu arada elleri denetleme, gözler ve öteki duyu organlarıyla dış dünyadan alınan izlenimlerle eller arasında bağıntı kurabilmek için, karmaşık bir sinir örgüsü, büyük bir beyin gelişimi olmuştur. Bu süreçte beyinle eller arasında tam bir diyalektik ilişki sözkonusudur; ellerin kullanımı zorunluluktan doğmuş, bu zorunlu kullanım beyni geliştirmiş, bir eylemin, yani araç kullanmanın ürünü olan elde yetkinleşmesini, yaptığı işlerin karmaşıklaşmasıyla ilerletebilmiştir. İşin eli, karşılıklı olarak elin de işi geliştirmesiyle doğa üzerinde egemenliklerini kurmaya başlayan insanlar arasında karşılıklı yardımlaşma, ortaklaşa etkinlikler çoğalmıştır.

Advertisement

ilk örneği 1856’da Düsseldorf ile Wuppertal arasında, Neandertal adı verilen Düssel Irmağı vadisinde bulunan ve bu yüzden Neandertal insanı olarak adlandırılan canlı; sağlam yapısı, iki gözü üzerinde ayrı ayrı beliren geniş kaş çıkıntısıyla çağdaş insandan farklı olmakla birlikte, yaşamın ve ölümün bilincinde olan, araç kullanan usta bir avcıydı. Bu insanlar koşulların gerektirdiği yeni bir organı yaratmakla gecikmediler; ilk dilleri geliştirdiler. Böylece, önce araç kullanarak eylemde bulunma, sonra işin getirdiği dil. İnsansıların beynini etkileyen en önemli iki dürtü oldu ve bu etki altında beyin gelişimi tamamlanabildi. Düşünme yetisi insanca özelliklerden biri olan tekniği doğurdu, insan bedensel yetersizliğini gidermek için ya kendine bedeni gibi kullanacağı araçlar yaptı ya da bedeninin işini doğada gördürdü. Örneğin ilk insanların milyonlarca yıl önce taşları yontarak yaptığı bıçak doğada yoktur; insan bunu zekâsıyla bulabilmiştir. Tekerlek de doğanın insanlara sunduğu bir olanak değil, insan yaratıcılığının sonucudur. Neandertal insanından bu yana, zihinsel-kültürel tasarımlar insanın dünyadaki konumuna ilişkin yansımalar olarak açığa çıkmaya başladı. Homosapiens’ lerle birlikte, bu gelişim yeni bir nitelik kazanarak ilk ekonomik-toplumsal oluşumlar kabul edilen ilkel toplumları ortaya çıkardı. Bu aşamadan sonra insanlar, yeryüzündeki iklim koşullarının etkisiyle, yeni topraklara göç etmeye başladı. Dünyanın birçok farklı yerinde aynı anda tarıma ve hayvancılığa dayanan toplum yapıları kurabildi. İnsanın sabandan nükleer fiziğe ulaştığı son 8 bin yıllık dönem, bilinen yazılı tarihin bir kesimini, çağdaş uygarlığın da temelini oluşturur. Bugün biyolojik kökeninde bir doğa varlığı, nitelik açısından toplumsal bir varlık ve bireyselliği içinde tek olan insan; insana özgü töresel, bilimsel, sanatsal, kültürel, siyasal ve teknik yatkınlıkların tümünü yaratmayı sürdürmektedir.


Leave A Reply