Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Son Yazılar :
    • Atatürk ve Kooperatifçilik, Atatürk’ün Kooperatifçilik Çalışmaları
    • Türkiye’nin Yerli Parçacık Hızlandırıcısı TARLA’da İlk Işınlama Deneyi
    • Atatürk’ün Gençliği ve Okul Hayatı: Mustafa Kemal Nasıl Yetişti?
    • 19 Mayıs, Atatürk ve Bayrak Konulu Kompozisyon, Türk Gençliğinin Bağımsızlık Ruhu
    • Atatürk’ün Naaşının Etnografya Müzesinden Anıtkabir’e Taşınması
    • Nutuk Hakkında Kompozisyon: İçeriği, Yazılış Amacı ve Önemi
    • 8. Sınıf Ya İstiklal Ya Ölüm Konusu İle İlgili Testler, Soru ve Çözümleri
    • Baoji Nerededir? Çin’in Batısında Bir Kavşak Noktası Olarak Kullanılan Şehir Hakkında Bilgiler
    NKFUCOM
    • Ana Sayfa
    • Fizik
    • Kimya
    • Biyoloji
    • Mat.
    • Bilim
    • Coğ.
    • Tarih
    • BGVH
    • Rüya Tabirleri
    • Künye
    NKFUCOM
    Ana sayfa » Dil ve Edebiyat » Deyimler » Kendi İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları, İçinde Kendi Geçen
    Deyimler

    Kendi İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları, İçinde Kendi Geçen

    Uğur SAĞLAMBy Uğur SAĞLAM9 Ağustos 2026Yorum yapılmamış10 Mins Read

    İçinde kendi kelimesi geçen deyimler nelerdir? Bu deyimlerin anlamları ve açıklamaları. Kendi hakkında deyimler ve anlamları.

    Kendi İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları, İçinde Kendi Geçen

    Kendi İle İlgili Deyimler ve Anlamları

    • “(bir işe) kendini vermek (vurmak veya çalmak)”
      bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka her şeyle ilgisini kesip tek şeyle aşırı ölçüde ilgilenmek: Sattım dükkânı, verdim kendimi tiyatroculuğa. -N. Hikmet.
    • “(bir şeyi) kendi hâlinde bırakmak”
      üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek: Nasıl çalışmayan küf tutarsa bir müessese de gençleştirilmez, kendi hâlinde bırakılırsa ihtiyarlar, yıkılır, dağılır. -Ö. Seyfettin.
    • “(bir şeyi, kendini) siper etmek”
      1) kendini veya bir şeyi korumak amacıyla bir başka şeyi siper olarak kullanmak: Tuğla harmanındaki ameleler durup ellerini gözlerine siper ederek etrafı aradılar. -S. F. Abasıyanık. 2) bir şey veya bir kimse için kendini tehlikeye atmak: Siper ederek etrafı aradılar. -S. F. Abasıyanık.
    • “(bir yerden) kendini dar atmak”
      güçlükle ve ivedi olarak bir yere sığınmak, kaçmak: Zavallı ihtiyarlar, sabah oldu mu bir yangından kaçar gibi kendilerini evden dar atıyorlar, gece yarısına kadar kahvede oturuyorlar, kavga ediyorlar, uyukluyorlardı. -R. N. Güntekin.
    • ” (bir yere) kendini atmak”
      vakit geçirmeden hemen gitmek.
    • ” (birine, bir şeye) kendini adamak”
      kendini vermek: Kendini bir ülkeye adayacak her kişi, bir kere bu yoldan geçmeli. -N. Meriç.
    • “(birini veya bir şeyi) kendi hâline bırakmak”
      ilgilenmemek, karışmamak: Ertesi sabah beni balığa çıkarken uyandırmayacaklardı. Bırakacaklardı kendi hâlime. -S. F. Abasıyanık.
    • “fasulye gibi kendini nimetten saymak”
      kendine çok değer vermek, kendini bir şey sanmak.
    • “kazdığı çukura (kuyuya) kendisi düşmek”
      başkası için hazırladığı kötülüğe kendi uğramak.
    • “kendi ağzıyla tutulmak”
      suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.
    • ” kendi âlemine dalmak”
      1) çevre ile ilgisini kesip iç dünyasına kapanmak: Hayalperest kendi âlemine dalmışken uyanmasına imkân yoktur. -S. F. Abasıyanık. 2) eğlenceye, zevküsefaya kapılmak.
    “kendi ayağı ile gelmek”
    kendi isteğiyle gelmek
    • “kendi derdine düşmek”
      kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek: Savaş yüzünden herkes kendi derdine düşmüştü. -A. Kutlu.
    • “kendi göbeğini kendi kesmek”
      gereksinim duyduğu yardım, başkalarınca esirgendiğinde işini kendi görmek.
    • ” kendi gölgesinden korkmak”
      çok korkak olmak, bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak
    • “kendi havasında gitmek (olmak)”
      yalnız başına, istediği gibi davranmak.
    • ” kendi hesabına çalışmak”
      uğraştığı işi sadece kendisi için yapmak: Böyle bir amatörlük devresi geçirdikten sonra biraz da kendi hesabına çalışmayı düşündü. -R. N. Güntekin.
    • “kendi içine çekilmek”
      başkasıyla ilişki kurmamak, yalnız başına kalmak, inzivaya çekilmek: Bizim gibi dış âlemle münasebetleri aksamış, kendi içine çekilip kendi yağıyla kavrulmak zorunda kalmıştı. -Y. K. Karaosmanoğlu.
    • ” kendi kanatlarıyla uçmak”
      hiç kimsenin desteği veya yardımı olmaksızın yaşamak veya bir işi olumlu sonuca ulaştırmak: Kendi kanatlarınla uçmayı öğreninceye dek yanından ayrılır mıyım senin yavrum? -T. Oflazoğlu.
    • ” kendi kendine gelin güveyi olmak”
      lgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek: Kız kardeşi ile Mahir daha ortada fol yok yumurta yokken gelin güveyi olmuşlar. -H. R. Gürpınar.
    • ” kendi kendini didiklemek”
      kendi kendini harap etmek, üzmek: Öfkesinin şiddetinden hep kendi kendini didikledi. -H. R. Gürpınar.
    • ” kendi kendini yemek”
      açığa vurmadan içten içe üzülmek: İçinde çarpışan bu iki zıt kuvvetten hangisine tabi olacağını bir türlü kestiremiyor, kendi kendini yiyip bitiriyordu. -H. Taner.
    ” kendi keyfine gitmek”
    isteğine uygun davranmak.
    • “kendi köşesinde yaşamak”
      yalnız başına yaşamak: Bu şiirlerin okuyucuya tanıttığı kişi, kitapları, üç beş sevdiği dostu ile kendi köşesinde yaşamayı seven bir kimse olarak görünür. -N. Cumalı.
    • ” kendi kuyusunu kendi kazmak”
      kendine zarar verecek davranışta bulunmak.
    • “kendi üstüne yormak”
      alınmak.
    • “kendi yağıyla kavrulmak”
      elinde bulunanla geçinip kimseye muhtaç olmamak: Fakat durup dururken, kendi yağıyla kavrulan bir genç kız namusuna bu kadar namussuzca iftira olur mu? -E. İ. Benice.
    • ” kendimi bildim bileli”
      öteden beri, eskiden beri: “Kendimi bildim bileli hep bu bozuk makine seslerini duyarım. -Y. K. Karaosmanoğlu.
    • ” kendinde olmamak”
      bilinci, aklı yerinde olmamak.
    • ” kendinde toplamak”
      kendi üzerinde bulundurmak, kendi varlığı içinde yer almasını sağlamak.
    • ” kendinden geçmek”
      1) bilinci işlemez olmak, kendini kaybetmek, bayılmak: Gözlerini tezgâhın arkasındaki bir kapıya dikmiş ve kendinden geçmiş gibiydi. -S. F. Abasıyanık. 2) bir şey karşısında coşkuya kapılmak, duygulanmak: Oturduğu şiltenin üstünde ayağa kalkıyor; alevi artan bakışlarla kendinden geçmiş, bir elini dizine vurarak … haykırıyordu. -A. Ş. Hisar. 3) uykuya dalmak, uyuyakalmak: “Ninniyi söyleyen anne kendinden geçeli belki bir hayli olmuştu. -O. C. Kaygılı.
    • ” kendine dert etmek”
      bir şeyi üzüntü konusu yapmak.
    • ” kendine gel!”
      aklını başına topla anlamında kullanılan bir uyarma sözü.
    • ” kendine gelmek”
      1) ayılmak: Üzerine soğuk su dökülen sarhoş adam kendine geldiğinde sade kahve ona zorla içirildi. -İ. O. Anar. 2) aklı başına gelmek: Sonunda kendine gelen İnce Memed hemen abasını soyundu. -Y. Kemal. 3) durumu düzelmek.
    • “kendine (herhangi bir şeye) … süsü vermek”
      gerçeğe aykırı olarak kendisinde veya herhangi bir şeyde üstün bir nitelik ve değer varmış gibi göstermek: Bu zannını bir çeşit materyalist felsefeye uydurarak ona yüksek bir entelektüalizm süsü verirdi. -Y. K. Karaosmanoğlu.
    • “kendine hisse çıkarmak”
      ders almak: Siz niçin bundan kendinize hisse çıkarmıyorsunuz? -Ö. Seyfettin.
    • ” kendine kıymak”
      kendini öldürmek: Eğer sefirler gelip bana istifa teklif ederlerse ben de aleyhimde bulunanları mahvederim, sonra da kendime kıyarım. -A. Rasim.
    • “kendine mal etmek”
      1) benimsemek veya saymak: Fakat hiçbir taraf beni kendine mal edemiyordu. -H. Taner. 2) başkasının yaptığı işi kendisi yapmış gibi göstermek.
    • “kendine yedirememek”
      1) başkasının kendisine yaptığı işi, onur kırıcı sayarak tepki ile karşılamak; 2) kendisinin başkasına yapması söz konusu olan işi, kişiliği için onur kırıcı saydığından yapmamak.
    ” kendine yontmak”
    çıkan her fırsattan yararlanarak hep kendi çıkarını sağlamak.
    • ” kendini ağır (ağırdan) satmak”
      1) nazlanmak, gönülsüz davranmak: Kız kendisini ağır satmakta devam ediyor. -R. H. Karay. 2) huylarını yavaş yavaş ortaya koymak: Müdüre göre idareci biraz çatkın olacak yani oldukça ağırdan satacak kendini. -K. Korcan.
    • ” kendini alamamak”
      istemeyerek bir işi yapma durumuna girmek: Yabancı memurların karşısında bir çocuk gibi yaramazlık etmekten kendimi alamıyordum. -R. N. Güntekin.
    • “kendini aşağı görmek”
      kendini başkalarından değersiz görmek: Onun perişan kalbine ölümden beter bir felç illetini, kendini aşağı görme ukdesini yerleştirmiştir. -N. F. Kısakürek.
    • ” kendini ateşe atmak”
      bile bile tehlikeli bir işe girişmek: Kendinizi ateşe atıyorsunuz
    • ” kendini avutmak”
      oyalanmak: Para kazanamadığın için para kazananları hor görüp alaya alarak kendini avutuyor olmalısın. -H. Taner.
    • “kendini beğendirmek”
      başkalarına hoş, iyi, yetenekli görünmek: Kendini kibar okuyucularına beğendirebilmek için çok çalışmak zorundadır. -C. Meriç.
    • “kendini beğenmek”
      başkalarını küçümseyerek kendini üstün görmek.
    • ” kendini bırakmak”
      1) kendine özen göstermemek: Artık kendini bırakmak zorunda görünür gibi olan amcasının huzurundan çıktılar. -N. F. Kısakürek. 2) çevre ile ilgisini keserek yalnız bir konuyla uğraşmak: O hayalleri kuran da o hatıralara kendini bırakan da bugünkü ben değil miyim? -N. Ataç. 3) gevşek, rahat bir biçimde kalmak: Pencere kenarında, uzun bir mindere kendini bıraktı, gözlerini kapadı, öylece kaldı.” -P. Safa.
    • “kendini bilmek”
      1) aklı ve muhakemesi yerinde olmak; 2) baliğ olmak; 3) ağırbaşlı olmak; 4) kendinin ve çevresinin bilincine varmak; 5) durum ve onuruna yakışacak biçimde davranmak.
    • “kendini bir şey sanmak”
      kendini olduğundan çok değerli görmek.
    • ” kendini bir yerde bulmak”
      farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak: Hacı Arif Efendi bu kıyametin içinde yarım saat boşluktan sonra kendini bir bostanın içinde buldu. -Y. K. Karaosmanoğlu.
    • “kendini (birini) temize çıkarmak (çıkartmak)”
      aklandırmak: Sonra kendini büsbütün temize çıkartmak için üstünün ve eşyasının aranmasını istedi. -R. N. Güntekin.
    • ” kendini bulmak”
      1) kişilik kazanmak; 2) maddi ve manevi konularda durumunu düzeltmek; 3) kendine gelmek: Kendini, çiğ ve yakıcı ışık çerçevesi içinde bulur bulmaz, ter boğmasına uğradı. -A. İlhan.
    • ” kendini dağıtmak”
      1) farklı işlerle aynı anda uğraşmaktan kötü durumda olmak: Kendini böyle sağa sola dağıttıkça tadına varılmaz bir mutluluk, esenlik duyuyordu -Halikarnas Balıkçısı. 2) ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek: Onlar benim dostlarım, kendimi onların yanında dağıtmış olmam çok vahim değil. -A. Kulin.
    • “kendini dev aynasında görmek”
      kendini olduğundan çok üstün görmek.
      “kendini dinlemek” 1) hastalık kuruntusu içinde bulunmak; 2) yalnız, sakin kalmak.
    • “kendini dirhem dirhem satmak”
      1) çok nazlı davranmak, ağırdan almak: Hâl böyleyken yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar. -H. Taner. 2) özelliklerini azar azar ortaya koymak.
    “kendini düşünmek”
    daima kendi çıkarını kollamak, bencil davranmak: Ne diye herkes bu kadar rahatını sever, kendini düşünür? -N. Cumalı.
    • ” kendini ele vermek”
      yaptığı bir davranış veya söylediği bir sözle kendi suçunu ortaya çıkarmak: Çünkü âdeta kendimi ele vermiştim. -H. E. Adıvar.
    • ” kendini göstermek”
      1) beğenilecek niteliklerini ortaya koymak: Hadi susmayın, gösterin kendinizi bakalım! -N. Cumalı. 2) ortaya çıkmak, belirmek: Babam aylığını alamadığı günlerde aç kalmak korkusu da kendini gösteriyordu. -M. Ş. Esendal. 3) sp. pas alabilmek için boş alana kaçmak.
    • “kendini harap etmek”
      sıkıntı veya üzüntüden perişan olmak: Daha burada kendini harap edersen yukarılarda ne halt edeceksin? -R. N. Güntekin.
    • “kendini hissettirmek”
      varlığını belli etmek.
    • “kendini kapının dışında bulmak”
      kovulmak, işten atılmak, bir yerden istenmeden uzaklaştırılmak: Bir gazeteci gelsin de bizden bir haber alsın. Haberi veren ertesi günü kendini kapının dışında bulurdu. -M. Ş. Esendal.
    • “kendini (kapıp) koyuvermek”
      kendine özen göstermemek, kötümser olmak: Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi. -H. Taner.
    • ” kendini kaptırmak”
      1) bir şeyin etkisinden kurtulamayacak duruma düşmek: Kendini genç yaşında rakıya kaptırdı, çok sürmedi, sonunda perişan oldu. -O. C. Kaygılı. 2) uğraşmaya başladığı bir işten kendini kurtaramamak.
    • “kendini kaybetmek”
      1) bayılmak: Zavallı korkudan kendini kaybetmiş. -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) aşırı duygulanma dolayısıyla çevrede olup bitenin farkına varamamak: Org inledikçe yavaş yavaş kendimi kaybediyor, ağır bir rüya içine gömülmeye başlıyordum. -R. N. Güntekin
    • “kendini matah sanmak”
      kendini olduğundan daha fazla değerli kabul etmek: Bunu kendini matah sanmış bir Batılı aydın olmanın kefareti olarak yaptığını söylemiş. -H. Taner.
    • ” kendini naza çekmek”
      istekli olduğu hâlde yapmacıklı davranışlarla isteksiz gibi davranmak.
    • “kendini paralamak”
      çok çaba ve özen göstermek: Çoğunlukla üniversite diploması alabilmek uğruna kendini paralayan bir gençlikle karşı karşıyayız. -A. Cemal.
    • “kendini satmak”
      1) kendisinde olmayan iyi nitelikleri varmış gibi göstermek; 2) para karşılığı erkeklerle birlikte olmak.
    • ” kendini sıkmak”
      kendini zorlamak, çaba göstermek: Ben kendimi sıkarak istidadımdan daha çok şen görünmeye çalışıyordum. -Ö. Seyfettin.
    • “kendini sıyıramamak”
      kurtulamamak: Düşünen filozof yeryüzü yaşamasına sımsıkı bağlı bu maddeci görüşten sıyıramıyor kendini. -A. Erhat.
    • “kendini sokağa (dışarı) atmak”
      sıkıntıdan dolayı rahatlamak amacıyla açık havaya çıkmak.
    “kendini tartmak”
    ne durumda olduğunu öğrenmek için kendini yoklamak.
    • “kendini toparlamak (toplamak)”
      1) herhangi bir konuda eskiden kötü olan durumunu düzeltmek: Bir zamanlar benim de onların arasında bulunduğumu söyleyecek gibi oluyor fakat hemen kendimi toparlıyordum. -Ö. Seyfettin. 2) bir konuda dikkatini yoğunlaştırmak: Tanıdığı hastanelerden birini tarif etmek için tekrar kendini toplamaya çalıştı. -P. Safa. 3) sağlığına kavuşmak: Geçen sene bir buçuk şişe içti, biraz kendini toparladı. -M. Ş. Esendal. 4) çeki düzen vermek: Seyfi, derhâl kendini topluyor ve hürmetle eğilerek uzaktan başıyla kadına bir selam veriyor, kadın mukabele ediyor. -E. M. Karakurt.
    • “kendini tutamamak”
      1) bir durum karşısında sessiz ve heyecansız kalamamak: Böyle bir taksim, bir gazel dinleyenler arasında, coşarak, kendilerini tutamayarak ağlayanlar az mıydı? -A. Ş. Hisar. 2) kendine hâkim olamamak.
    • “kendini tutmak”
      1) kendine hâkim olmak: Benim zevcemi görseniz dünyanın en güzel kadını olduğunu tasdik edeceksiniz diye haykırmak ister, zorla kendimi tutardım. -Ö. Seyfettin. 2) dayanmak, sabretmek.
    • ” kendini yemek”
      açığa vurmadan gizli gizli üzülmek: Bu borcun altından nasıl kalkacağım diye kendini yiyip durmuştu. -Y. K. Karaosmanoğlu.
    • ” kendini yoklamak”
      duygu, düşünce ve beden bakımından kontrol etmek: Terbiye öğretmenimden öğrendiğim usullerle kendimi uzun uzun yokluyorum. -R. N. Güntekin.
    • ” kerameti kendinden menkul”
      sahip olduğu nitelikleri kendisi söyleyen: Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi bu armağanlar onların eksik olan kabiliyetlerinin bir çeşit icazeti oluyor. -H. Taner.
    • “nalıncı keseri gibi kendine yontmak”
      yaptığı işlerde hep kendi çıkarını düşünmek.
    • “şeyhin kerameti kendinden menkul”
      büyük işler gördüğünü söyleyen birinin sözüne inanılmadığını anlatmak için söylenen bir söz.
    • “ta kendisi”
      (ta kısa söylenir) o kimse, tastamam kendisi.
    Uğur SAĞLAM

    Uğur SAĞLAM, 1979 yılında İzmir'de doğmuştur. Makine Mühendisi olan Sağlam, 2008 yılından bu yana internet yayıncılığı ve dijital içerik üretimi alanında çalışmalar yürütmektedir. Kurucusu olduğu nkfu.com'da bilim, teknoloji, tarih, eğitim, ekonomi, sağlık ve güncel gelişmeler başta olmak üzere birçok farklı konuda araştırmaya dayalı içeriklerin hazırlanması ve editoryal süreçlerini yönetmektedir. Yıllar içerisinde binlerce özgün makale ve bilgi içeriğinin oluşturulmasına katkı sağlamış, kullanıcıların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmasını temel ilke olarak benimsemiştir. Dijital yayıncılık, SEO, içerik stratejileri ve web teknolojileri konularındaki deneyimini, sürekli gelişen internet ekosistemine uyum sağlayarak sürdürmektedir.

    Yorum yapılmamış

    1. :) :D on 12 Ocak 2017 22:38

      🙂 🙂 :D;-)

      Reply
    Leave A Reply Cancel Reply

    NKFU İçerisinde Arama Yapın

    Son Yazılar

    • Atatürk ve Kooperatifçilik, Atatürk’ün Kooperatifçilik Çalışmaları
    • Türkiye’nin Yerli Parçacık Hızlandırıcısı TARLA’da İlk Işınlama Deneyi
    • Atatürk’ün Gençliği ve Okul Hayatı: Mustafa Kemal Nasıl Yetişti?
    • 19 Mayıs, Atatürk ve Bayrak Konulu Kompozisyon, Türk Gençliğinin Bağımsızlık Ruhu
    • Atatürk’ün Naaşının Etnografya Müzesinden Anıtkabir’e Taşınması

    Son yorumlar

    1. Image to 3D - Toryum Nedir? Toryum Elementinin Özellikleri ve Kullanım Alanları
    2. Ali Mehmet Türkoğlu - Fes Nedir? Fesin Tarihi ve Fes Çeşitleri Hakkında Bilgi
    3. Sevda Cetin - Bana Arkadaşını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim Kompozisyon, Anlamı
    4. İbrahim Sevindik - Anadolu İle İlgili Şiirler, Şiirlerle Anadolu’nun Güzellikleri, Anadolu Şiirleri
    5. İbrahim Sevindik - Anadolu İle İlgili Şiirler, Şiirlerle Anadolu’nun Güzellikleri, Anadolu Şiirleri
    Copyright © 2007 - 2026 NKFU - Atatürk'ün Yolunda, Bilimin İzinde Yayın Yapar!
    • Ana Sayfa
    • Künye
    • Gizlilik Politikası

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Ad Blocker YASAK!
    Ad Blocker YASAK!
    Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek varlığını sürdürmektedir. Reklam görmek istemiyorsanız lütfen internet servis sağlayıcınızı arayarak internetinizi iptal ettiriniz. BEDAVA hizmet maalesef hiç bir yerde yok.