Kurtlar Sofrası Kitap Özeti – Atilla İlhan

0

Atilla İlhan’ın Kurtlar Sofrası adlı kitabı konusu, yorumlar, kısa özeti, tanıtımı. Kurtlar Sofrası kitabı ile ilgili bilgi.

Kurtlar Sofrası Kitap Özeti – Atilla İlhan

Kitabın Adı:Kurtlar Sofrası
Kitabın Yazarı:Atilla İlhan

Kitabın Özeti:


Birlik gazetesinin gece baskısı hazırlanmaktadır. Yorgun mürettipler durmadan yeni haberlere yer bulmak için çırpınırlar. Avukat Sadık gazetenin sahibi Hüsnü Faik’le saatlerdir tartışmaktadır. Konu, Necdet’in fıkraları ve Mahmut’un yolsuzluklarla ilgili yazılarıdır. Hüsnü Faik onları savunur. Necdet’in tutuklanması ihtimali doğmuştur. Buna hepsi hayıflanır. Yeniden 1946 lara mı dönülecektir?

Mahmut Ersoy’un yazıları Kolaylık İnşaat Şirketi’yle ilgilidir. Şirketin çevirdiği dolapları açığa çıkarmak için Mahmut İzmir’e gidecektir. Orada birisinden yeni haberler alacak ve bunları gazetede yayımlayacaktır. Fakat Şirketin sahibi Zihni Keleşoğlu bunu öğrenir. Adamı Kılçık Nazım’ı peşine takar. Mahmut gideceği gece arkadaşı Ümit’le buluşur. Ümit Keleşoğlu’nun kızıdır. Uzun süre Fransa’da kalmış, özgür düşünüşlü, dürüst bir kızdır. İki yıldır Mahmut’la arkadaşlık etmektedir. Fakat ondan bıkmıştır. Artık ayrılmak istemektedir. Mahmut bunu duyunca üzülür, yıkılmışçasına vapura biner.

Öte yandan, Asım Taga sırtını Demokrat Parti’ye dayanan bir iş adamıdır. O da Keleşoğlu gibi kirli işler peşindedir. Nitekim, şimdi de yabancı bir şirketin temsilcisi Freddy Mills’e kancayı takmıştır. Mills traktör ticareti için İstanbul’a gelmiştir. Asım Taga ithalatı kendisi yapmak üzere Mills’i kandırmağa çalışır. Bu yolda kızını kullanır.

Ertesi gün İzmir’den gazeteye telefon açılır. Konuşan muhabir Cezmi’dir. Mahmut’un vapurdan çıkmadığını bildirir. Mahmut’un kayboluşu çevrede duyulur. Komiser Orhan barda çalışan sevgilisi Gilda’yla vedalaşarak işine gider. Sabahleyin bir ceseti balıkçıların bulduğu öğrenilir. Araştırma sonunda başsız cesedin Mahmut olduğu anlaşılır. Herhalde onu öldürenler ya sağcılar ya da gizli işler çeviren şirketin adamlarıdır. Çünkü Mahmut Atatürkçü, toplumcu, devrimci bir gazetecidir. Temizlenmesi gerekmektedir.

Ümit gazetede Mahmut’un öldürüldüğünü okur. Büyük üzüntüye kapılır. îçip içip ağlar. Onu kovduğuna pişman olur.


Asım Taga traktör işini başka firmalara kaptırmamak için basında asılsız haberler çıkarttırır : Güya İstanbul Ekonomi Bankası ile Taga İthalât Şirketi ve Lehmann Tractor’s Company anlaşmışlardır. Birlikte bir traktör fabrikası kurarak memleket kalkınmasına yardımcı olacaklardır.

Asım Taga, dolaplarını başarıyla yürütmek için Kılçık Nazım’dan yararlanır. Nazım’ın tanışı Güner, Freddy Mills’i tavlar, birlikte gezip tozarlar. Ankara ile ilişki kuran Freddy’nin çektiği telgrafları ve aldığı cevapları para karşılığında Kılçık Nazım’ın aracılığıyla Asım Taga’ya satar.

Ümit, Mahmut’un ölümünden sonra sarsılır, nerdeyse hastalanacaktır. Derinden derine Mahmut’u sevdiğini anlar. Üstelik, ona saygı da duymaktadır. Artık hayatını kendi kapanmak, Keleşoğlu’nun kızı olmaktan kurtulmak ister. Bu amaçla, Mahmut’un Beyoğlu’ndaki pansiyonunu kiralar. Sevgilisinin anılarıyla dolu bir gün geçirir. Onun eşyaları arasında ağlar. Sonunda, Mahmut’un yarım bıraktığı kavgayı tamamlamaya ant içer.

Aylardır sürdürülen araştırmalar ürünlerini vermekte gecikmez : Kolaylık İnşaat Şirketi’nin yaptığı binalar hem çürüktür, hem de ortakları dolandırılmıştır. Demek ki gazetenin yazdıkları doğrudur. Polis de bunu bilir, ama harekete geçmez. Çünkü suçlular arkalarını kuvvetli yerlere yaslanmışlardır. İşlerin kötüye gittiğini sezen şirketin yürütücülerinden Sezai Yazmacı ile Rıza Girgin kayıplara karışırlar. Polis «siyahlı kadın» diye adlandırdığı birinden şüphelenir. Bu, Ümit’tir. Mahmut’un evine girerken polisçe görülmüştür, fakat kim olduğu henüz bilinmemektedir.

Asım Taga traktör işinde yenilmek üzeredir : Freddy Mills, İzmir’de arkadaşını görmeye gideceğini, birkaç gün sonra döneceğini söyleyerek onu atlatır. Gizlice Ankara’ya gider. Çevrilen dolaplar yavaş yavaş açığa çıktığından bakanlık, suistimali önlemek üzere harekete geçer.

Kılçık Nazım Güner’den aldığı son haberleri Keleşoğlu’na getirir. Keleşoğlu’nun çalışma odasında tartışmaya başlarlar. Mahmut’un öldürülmesini Keleşoğlu istemiş, bu işte Kılçık Nazım’la Sabri’yi kullanmıştır. Şimdi ise vaad ettiği parayı vermeye yanaşmamaktadır. Tartışma kızışınca, sesleri fazla çıkar. Bu ara kapı açılır. Keleşoğlu’nun kızı Ümit bembeyaz bir yüzle içeri girer. Konuşulanları duymuştur. Gece sabaha karşı evden kaçar. Katil bir babanın kızı olmaktan utanç ve acı duymaktadır. Gazetenin sahibi Hüsnü Faik’in evine gider. Herşeyi anlatır.


Ertesi gün Keleşoğlu, kızının evden ayrıldığını öğrenince, oyunu kaybettiğini anlar. Sahte pasaportla Avrupa’ya kaçmaya kalkar. Kendisine yine Kılçık Nazım yardım eder.

Ortalık adamakıllı karışmıştır. Herkes heyecan içindedir. Ankara’da basının dizginlenmesi yolunda tartışmalar yapılır. Polis, olayların iyice su yüzüne çıkması dolayısıyla harekete geçer. Keleşoğlu ile Kılçık Nazım’ı Çorlu yolunda yakalar.

O gece gazetede bayram havası eser. Herkes sevinç içindedir. Gerçi arkadaşları Mahmut’u kaybetmişlerdir. Ama zaferi de kazanmışlardır. Gazetenin ertesi günkü sayısında olup bitenleri ayrıntılarıyla yayımlayacaklardır.

Kitap Hakkında Yorumlar ve Yargı

«Memleket o sıralarda gerçekten bir kurtlar sofrasına dönmüştür. Herkes çıkarını başkalarını sömürmekte bulmaktadır ve bütün sömürücülerin parça parça yok ettiği şey halkın payıdır. Sürüklenilen yıkımdan kurtulmak için bir sentez ve bir hareket gereklidir. Romanda bunun ancak Kuvay-ı Milliye ruhuna bağlı demokrat bir toplumculuk ve ulusal bir devrimcilik olabileceği gösteriliyor. Beylik deyimi kullanırsak, Kurtlar Sofrası, gene bir ‘aşk ve macera romanı’dır. Bu tür Atilla İlhan’ın serüven tutkusu ve heyecan merakı için uygun bir anlatma aracı oluyor. Yalnız başına siyasal ve entellektüel teze dayanan romanı yürütme güçlüğü karşısında yazar için geniş bir imkandır bu. Fakat yer yer iki planın birbirinden ayrıldığı, tezin söylev sıkıcılığına sürüklendiği, serüvenin de piyasa romanları seviyesine düştüğü görülüyor.» (Konur Ertop),

«Yeni romanı Kurtlar Sofrası’nda resimden, renk psikolojisinden, empresyonist tasvirci bir anlatıştan, sinemadan çok etkilenmiş bir anlatışa ulaşmış. Birbiri peşinden sekanslar halinde foto görüntüleri veriyor. Oysa, Atilla İlhan, içindeki kişiyi değil, geleceğin kişisini, tasarı insanı kavramaya zorluyor. Bundan dolayıdır ki, roman gerçeğe değip değip tabanı yanmışçasına havalanıyor. Eski romanın düzenli yapısı yerine, burada bir sürü gerçek uçlarının özün dışında sallanan bağlantısız bir mahşeri karşısındayız. Ama romanı büyük bir hızla, sinema hızıyla yürütüyor. Hiç bir düşüncenin üzerinde nefes almak, derinleşme imkanı yok.» (Tahir Alangu).




Bir Yorum Yazmak İster misiniz?