Okavango Deltası: Vahşi Doğa Sevenlerin Mutlaka Görmesi Gereken Bir Yer

0
Advertisement

Vahşi doğayı sevenlerin mutlaka görmesi gereken bir yer olan Okavango Deltası’nın tanıtımı, deltanın vahşi canlıları ve müthiş doğası.

Okavango Deltası

Güney Afrika’nın güneşten kavrulan kalbinde, her yıl yaklaşık 20 bin km2 genişleyerek çevresini kuşatan çöl yaşamına hayat veren bir vaha bulunur.

Okavango Deltası

Burası, su kanalları, bataklıklar, adalar ve zümrüt yeşili sazlıklardan oluşan yabanıllığın yarattığı, yeryüzünün denize uzak, en büyük deltası Okavango’dur.

Botswana’nın kuzeyinde yer alan bu delta, havadan bakıldığında, parmakları kuzey Kalahari’nin kumlarına kadar uzanan dev bir el iskeletini andırır. Jeologlar, seller tarafından getirilip yüzyıllar içinde iyice çöken milyonlarca tonluk tortuya gönderme yaparak buraya ‘Alüvyonlu Yelpaze’ ismini vermiş.

Advertisement

Bu elin ‘bileği’, 80 km uzunluğunda, 16 km genişliğinde, Panhandle ismiyle bilinen bir sel ovasıdır. Her yıl deltaya akan 10 milyar tondan fazla sel suyu için bir kanal işlevi görür.

‘Parmaklar’ ise, kırmızı toprak, tuz havuzlan ve dikenli çalılıklardan oluşan bu yabanıllık içinde el yordamıyla ilerleyerek güney sınırına kadar uzanan dört büyük kanaldır. Burada, yakıcı güneş altında sularının yüzde doksanını kaybederek geçirdikleri 260 km’lik bir yolculuğun ardından, bu kanallar iyice küçülür ve nihayet Kalahari’nin kumlarında tümüyle kururlar.

Bu olağanüstü deltada yaşamın nabzı, taşkın Cubango Nehri olarak Angola dağlarında doğan Okavango Nehri’nin ritmine göre atar.

Okavango Deltası

Advertisement

Yeniden Canlanışın Müjdecisi Seller

Mart ayında Cubango Nehri sel olur iner; Angola’nın güney sınırlarındaki çağlayan ve şelaleleri azdırır. Bu noktadan sonra ismi Okavango olur ve Botswana sınırından Kalahari’ye girer.

Aralarında onbeş km bulunan iki ayrı dağ sırasını geçerken kollara ayrılan Okavango nehri, Panhandle’a dökülür. Nehrin meyili burada hafiler ve sazlığı andıran yemyeşil bir papirüs denizinin içinde ileri geri kıvrımlar oluştururken, damlan sazlıklarla kaplı küçük kıyı köylerine dokunur.

Nehir Seronga köyüne ulaştığında, taşıdığı sıvı hazineyi, bir araya gelerek kıyıları papirüsten su yolları, bataklık alanları ve kumsal adalardan ibaret yelpaze biçimli geniş bir delta oluşturan ana kanallar labirentine boşaltır.

Yükselen su seviyesinin etkisi bütün deltaya yayılırken, bu kanallar labirenti de bel vermeye başlar. Ardından etrafındaki sel ovasına yavaş yavaş akmaya başlar. Papirüs ve sazlıklardan oluşan surlarda gedikler açarak ilerleyen sular bunun ardından çevre otlukları sular, palmiye saçaklı adaların etrafını doldurur ve pırıltılı havuzlardan oluşan mavi bir mozaik içinde kaybolur.

Advertisement

Yağmurun yoğun olduğu yıllarda deltanın parmakları Kalahari’nin yaklaşık 22 bin km2’lik bir alanına yayılarak kupkuru kum denizini titreşen sularıyla dev bir vahaya dönüştürür.

Su, bu tozlu ovada yavaş yavaş hareket ederken atıl havuzları da yeniden doldurur ve buraları yılın daha kurak aylarında su kuyusu olarak kullanan binlerce hayvana ulaşır.

Moremi Vahşi Yaşam Parkı

Okavango Deltası Canlıları

Okavango Deltası’nın su yolu ve adaları şimdi inanılmaz bir çeşitlilik sunan bölge fauna ve florası için bir cennet haline gelmiştir. Su evrenine adapte olan türler burada Kalahari Çölü’nden gelen hayvanlarla bir arada bulunur. Delta’da 400’den fazla kuş türü yaşar; bilindiği kadarıyla kurşun renkli balıkçıl yeryüzünde bir tek bu bölgede üremeye devam etmektedir. Yüksek ağaçların dallarında mağrur ve sesiz bir biçimde tüneyen balık kartalları su yollarını gözler; beklediği, deltada yaşayan 65’i aşkın balık türünden birini uzun pençeleriyle kepçeleyip kapmak için zamanın geldiğini gösteren minik bir kıpırtıdır su üzerinde.

Advertisement

Jilet gibi keskin dişleriyle kaplan balığı boş kanallardan hızla geçerken, su yüzeyindeki nilüfer yaprakları Jacana kuşları ve kurbağalar için birer atlama tahtası olarak işlev görür.

Bir yüzer papirüs yatağına uzanmış minicik bir krokodil, hemen yakınında bütün vücutları suya gömülmüş su aygırlarının periskop gözlerinden ve sabırsız homurtularından habersiz, güçlü güneş ışıklan altında ağzı açık güneşlenmektedir.

Okavango’ya alacakaranlık çökerken, yaban hayatın sesleri, adeta akıntıya kapılarak adalardan su yollarına doğru sürüklenir. Yalnız bir sırtlanın iniltisi, bir dişi aslanın derin homurtusu, Sitatunga antiloplarının bitkin bağırtıları ve bir Scops baykuşunun böcek seslerini andıran pırp-pırp’ları…

Uzaklardan, BaYei yerlileriyle nehir Bushman’larının davulları meşum ve tekinsiz bir ritm tutturmuştur. Buralarda ‘Banoka’ olarak da bilinen Bushman’lar, bölgeye 1750’de gelen BaYei’lere nazaran Delta’nın yüzyıllarca daha eski sakinleridir. Avcılıkta ustalaşan Bushman’lar yaprak ve otlarla gizledikleri derin kuyular kazarak içine sivri uçlu kazıklar dizerler.

Advertisement

BaYei’lerse, ‘mekoro’ ismini verdikleri ağaç oyma hafif kayıkların kullanıldığı su avcılığında uzmanlaşmıştır. Okavango’da da eskiden beri bu mekoro’larla dolaşırlar; altı düz sandallar gibi sırıkla sürdükleri mekorolar üzerinde, Zambezi’nin su yollan, Chobe Nehirleri ve Selinda taşma savakları boyunca onları görmek mümkündür.

Moremi Vahşi Yaşam Parkı

Su Aygırı Avı

BaYei’ler su aygırı avına da mekorolarıyla çıkar ve kabaca üretilmiş ipli uzun zıpkınlar kullanırlar. Su aygırı topluluklarına doğru sessizce yaklaşan BaYei avcıları zıpkınla hayvanı vurduktan sonra, yaklaşıp mızraklarıyla onu parçalama fırsatı buluncaya kadar, yaralı ve öfkeli su aygırını kanal boyunca peşlerinden sürüklerler. Çoğu zamansa su-aygırı mekorolardan birini alabora eder ve ölümcül çeneleriyle içindekilere çullanır.

Mekorolar günümüzde deltanın taksileri olarak işlev görüyor. Bazı yerli aileler bu sandalların imalatında uzmanlaşmış. Her mekoro, tek bir ağaçtan kesilip oyuluyor.

Advertisement

Deltanın bir başka kabilesi Hambukushu’lar ise huni biçimli kamış sepetleri nehrin akıntısına karşı yan yana dizerek balık avlar. Sepetler yerleştirildikten sonra kadınlar nehre girerek akıntıya karşı yürür ve balıklan sepetlere doğru yönlendirir. Bu arada pusuya yatmış krokodillerin, dikkatsiz kadınları kapıp su yüzeyinin hemen üzerine yapılmış yuvalarına kadar sürüklemesi, çok görülen olaylar arasındadır.

Okavango Deltası

Suların Hareketi

Her ilkbahar sular çok hızlı bir şekilde bataklıktan çekilmeye başlar. Bu, sürüngenler, amfibiler ve balıklar için sel ovasından daha derin kanallara doğru derhal başlaması gereken bir geri göç hareketinin de işareti olur. Bazı su kaplumbağaları ile kara kurbağaları bataklığın kuruyan yüzeyine yuvalar oyar. Nisan’da tekrar seller başlayıncaya kadar bu yer altı kentinde sessiz sessiz beklerler.

Ancak daha küçük hayvanların büyük bir bölümü buharlaşma oranının yüksekliğinden zarar görür. Yüzlerce balık, su kaplumbağası ve kurbağa neredeyse boşalan havuz içinde kala kalmıştır.

Advertisement

Su canlıları arasındaki bu acil durum alarmı, olağanüstü boyutlarda bir katliamın da habercisidir. Balıkçıllar, çeltik kargaları, leylekler, beyaz balıkçıllardan oluşan dev filolar zor durumdaki kurbanları üzerine uçarak müthiş bir şölene başlar. Birden sığınmacılarla dolan su kanalları ise, pençeli ve pençesiz su samurları gibi yüzlerce su etoburu için koridor haline gelmiştir.

Deltanın yeryüzünde bir eşi daha olmayan bu hiç bozulmamış yabanıllığından beslenen sıra dışı yaşam döngüsü, azalmadan devam eder. Delta’yı 1853’de ilk gören Avrupalı olarak tarihe geçen İsveçli kaşif Charles Anderson, buradan ‘tarif edilemez bir güzellik’ olarak söz etmişti. Onu izleyen sayısız başka kaşif için de bu bölge Afrika’nın büyülü mekanlarından biri olarak kalmıştır.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?