Türk Harflerinin Kabulü: Türk Dilinin Yeniden Doğuşu ve Latin Alfabesine Geçiş

0

1 Kasım 1928’de Türk alfabesini Latin alfabesine dönüştürerek dilimizi daha etkili ve modern hale getirdik. Bu tarihi dönüşüm, Türk kültürünün evriminde bir kilometre taşıdır.

Türk Harflerinin Kabulü

Türk harflerinin kabulü, Türkiye’de 1 Kasım 1928 tarihinde gerçekleşti. Bu tarih, Türk alfabesinin Latin alfabesi temelinde kabul edilmesini işaret eder. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan dil ve alfabe reformu kapsamında bu önemli değişiklik gerçekleşti.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arap alfabesi kullanılıyordu ve bu, Türkçenin yazımı için yetersizdi. Türk alfabesi reformu, Türkçenin daha doğru ve etkili bir şekilde yazılmasını ve okunmasını sağlamak amacıyla yapıldı. Latin alfabesi, Türkçe’nin fonetik özelliklerine daha uygun bir seçenek olarak görüldü.

1 Kasım 1928’de Türk alfabesinin Latin alfabesi temelinde kabul edilmesiyle birlikte, Türkçenin yazımı ve okunuşu daha basit ve tutarlı hale geldi. Bu reform, Türkiye’nin modernleşme ve Batılılaşma çabalarının bir parçasıydı ve Türkçenin ulusal kimliğini güçlendirmeye yönelik önemli bir adımdı. Türk alfabesi reformu, Türkçenin daha fazla insan tarafından anlaşılabilir ve öğrenilebilir hale gelmesine katkıda bulunmuştur. Bu tarihi değişiklik, Türk dilinin ve kültürünün gelişiminde önemli bir kilometre taşıdır.

Atatürk ve Dil Devrimi

Bugünkü alfabemizi Atatürk’e borçluyuz. Alfabemizde bulunan harflerin kullanılmasını ve eski yazının terk edilmesini sağlayan yasa 1 Kasım 1928’de kabul edildikten sonra yürürlüğe girmiştir.

1928 yılından önce Arap alfabesini kullanıyorduk. Bu alfabedeki harfler çok zor yazılıp ezberleniyordu. Yazılarda sağdan sola doğru birbirini izliyordu. Bu zorlukları gören Atatürk, sürdürdüğü inkılâplarına bir yenisini daha ekleyerek HARF İNKILÂBINI başlattı.

Atatürk’ün bu çağrısına uyan tüm ulus, yeni harfleri öğrenmeye başladı. Bu öğrenme işi başta devlet adamları, milletvekilleri olmak üzere tüm memurlar, subaylar ve okul çocukları ile sürdürüldü. Yeni harfleri öğrenme seferberliği o yıllarda çok sevinçli bir uğraş olarak karşılanmıştır. Bu seferberlik yurdun her yanında âdeta bir bayram gibi heyecanla sürmüştür.

Ancak yeni harflerin öğrenilmesi, daima sürdürülmesi gereken bir iştir. Yurdumuzda hâlâ daha yeni harfleri bilmeyen bazı vatandaşlar az da olsa vardır.

Atatürk’ün yeni harflerin öğrenilmesine bizzat yurt gezileri ile katıldığını bilen ulusumuz, kolayca yeni alfabeyi kavramıştır.

Konfüçyüs’e sordular:

– Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

Büyük filozof şöyle cevap verdi:

– Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine şöyle devam etti:

– Dil kusurlu olursa, kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz.

Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.


Leave A Reply