Ankara’nın Tarihsel Eserleri Nelerdir?

0

Ankara’nın tarihi eserleri, yapıları ile ilgili detaylı ve geniş bilgilerin yer aldığı yazımız.

Ankara’nın merkezi tarih öncesi dönemlere ilişkin eser açısından zengin değildir. Ancak çevresinde yapılan kazılardan ele geçen eserler Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Hitit dönemi eserleri arasında Gavurkale’de bulunan kaya kabartması ile yine Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmekte olan Bitik Vazosu önemli eserler arasındadır. Pişmiş topraktan yapılmış insan kabartmalı bu vazoda kutsal evlenme töreni işlenmiştir. Frig dönemi eserleri içinde Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen vs Ankara Kabartmaları olarak bilinen ve 8 parçadan oluşan kabartmalar sözü edilmeye değer eserler arasındadır. Türk öncesi dönemden en önemli eserler Roma döneminden kalmadır. İÖ 2. yüzyılda yapılmış olduğu sanılan Augustus Tapınağı en önemli eserlerden biridir. İlk yapılan bölümün Frig Tanrıçası Men’e adandığı Ankara sikkelerinden anlaşılmaktadır. Roma imparatorluk çağmda sellanın etrafı sütunlarla çevrilmiş ve tapmak İmparator Augustus’a adanmıştır. Sellada görülen süslemeler Hellenistik Çağ üslubundadır. Tapınağın dış duvarları üzerinde yer alan ve Augustus’un yaptıklarını anlatan yazıt Yunanca ve Latince olarak iki dilde yazılmıştır. Asılları Roma’da tunç sütunlar üzerinde yazılmış ve Monumentum Ancyranum adıyla tanınan yazıt, Augustus’un vasiyeti niteliğindedir. Türk Tarih Kurumu’nun 1939’da yaptığı kazılarda Roma dönemine ait bir hamam ortaya çıkarıldı. Çankırıkapı’da yer alan bu hamamın İS 2. yüzyıl sonuyla 3. yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır. Kazı sırasında yılan tutan büyük boyutlu bir elin bulunması, hamamın Tanrı Asklepios’a adanmış olduğunu kanıtladı. Asklepios kültü İmparator Caracalla döneminde Ankara’ya geldiğinden ve ele geçen sikkelerden en eskisinin Caracalla’nın annesi İulia Domna’ya ait olması, yapım tarihinin Caracalla döneminde olduğunu güçlendirmektedir.



Hamamın İS 3. yüzyıldan İS 8. yüzyıla kadar 500 yıl kullanıldığı yine sikkelerden öğrenilmektedir. Bu süre içinde yapılmış onarımlar ve ekler de vardır. Hamamın soğuk, ılık, sıcak, havuz bölümleri vardır. Ayrıca 12 külhanı da bulunuyordu. Roma dönemi kentlerinde bulunan kent meclisi (buleiterion), hippodrom, pazar yeri (agora) tiyatro, amphitiyatro, palestra ve bazı tapınakların varlığı bilinmektedir. Ancak bu yapılardan günümüze yalnız sütunlu yol dan bir parça ulaşmıştır. Augustus Tapmağı ile Çankırıkapı arasında yapılan kazıda bir arşitrav ve friz ortaya çıkarıldı., Bulunan parçaların üslubu, bu yolun İmparator Hadrianus döneminde yapıldığını gösterir. Kesin yapım tarihi ve yaptıranı belli olmamakla birlikte halk arasında Belkıs Sütunu olarak bilinen Jülyen Sütunu günümüze sağlam ulaşmıştır. Roma İmparatoru İulianus’ un diktirdiği sanılmaktadır. Ancak Hükümet Meydanı’nda yer alan 14.5 m yüksekliğinde 15 yuvarlak taştan oluşan bu anıtta erken Bizans özellikleri de vardır. Kaidesi ve gövdesi sade bir biçimde işlenmiştir. 5. yüzyıla ait bazilika tipindeki Klemens Kilisesinin kalıntıları yıkmtı halinde Adliye Sarayı’ nin arkasında bulunmaktadır. Ulaştırma Bakanlığı binası yapılırken bir Bizans mezarları açığa çıkarıldı. Bunların bir bölümü yakın bir işlenişe sahiptir. Ötekileri tonozla örtülü ve haç biçimlidir. İS 4. yüzyıla ait bu mezarlardan birinin duvarlarında fresko olarak yapılmış kuş resimleri vardır. Ankara İli’nin kent merkezi, Türk dönemi mimarlık eserleri yönünden oldukça zengindir. Selçuklularla başlayan Türk dönemine ait pek çok mimarlık eseri zamanla ortadan kalktı; günümüze gelebilen örneklerin çoğunluğunu ise cami ve mescitler oluşturur. Ankara kent merkezinde ilk bakışta dikkati çeken eser, yüksek bir alana kurulmuş olan ünlü Ankara Kalesidir. Dinsel yapılar arasında en eski tarihlisi Ankara Kalesi içinde bulunan Alaattin Camisidir. Minberindeki yazıta göre ilk biçimini 1178’de almış, ancak 14. yüzyıldan başlayarak geçirdiği onarımlarla büyük ölçüde değişikliğe uğramıştır. En önemli değişikliği I. Alaattin Keykubat döneminde geçirdiğinden bu hükümdarın adıyla anılır. Uzunlamasına dikdörtgen bir asıl ibadet yeriyle onun önüne eklenmiş bir son cemaat bölümünden oluşur. Eğimli çatı ile örtülen asıl ibadet yerinin özgün yapıda ağaç direkli olduğu sanılır. Cami bugünkü biçimini 19. yüzyılda almıştır. Kentin Anadolu Selçuklu döneminden kalan ikinci dinsel yapısı Ahi Şerafettin Camisi olarak da tanınan Samanpazarı’ndaki Aslanhane Camisidir. Ahşap minberinde bulunan 1289 tarihli yazıtına göre Ankara Ahilerinden Hüsamettin ve Hasan adlı kişiler tarafından yaptırılmıştır. Planı, mihrap duvarma dik gelişen beş neften oluşmuştur. Özellikle ağaç işçiliği dikkati çekmekte; 24 ahşap direğin taşıdığı üst örtüsü kirişlerinin, konsollarının ve yastıklarının özenli işçiliği ile tanınır. Yapının dikkati çeken özelliklerinden birisi mozaik çini ve alçı malzemeyle yapılmış mihrabıdır. Firuze ve mor rengin egemen olduğu mihrapta geometrik ve bitkisel bezemelere yer verilmiştir. Selçuklu döneminde günümüze ulaşabilen dinsel yapılardan sonuncusu Nazım Bey Mahallesi’ndeki Saraç Sinan Mescididir. Yazıtına göre 1288 tarihinde Hasan oğlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Planı kareye yakın bir dikdörtgen olan mescidin önünde, eyvan biçimindeki bir son cemaat yeri, onun da önünde türbesi vardır. Asıl ibaret yerinin üzeri kubbe, son cemaat yerinin ise beşik tonozla örtülüdür. Minaresi bulunmayan mescit, özgün mimarlığını oldukça yitirmiştir.

Ankara’da 14. ve 15. yüzyıldan kalma özgün durumunu büyük ölçüde koruduğu kabul edilen dokuz dinsel yapıdan ilki Ahi Elvan Camisidir. Adını taşıyan mahalledeki caminin yazıtı bulunmamasına karşın, 14. yüzyılın ikinci yansında yapıldığı önü sürülür. Elvan Mehmet Bey’in yaptırdığı cami, çeşitli onarımlar görmüştür. Dikdörtgen planlı yapı mihraba dik yerleştirilen üç sıra ahşap sütunla dört nefe bölünmüştür. Özgün biçiminde beş nefli olduğu, bir nefin ortadan kaldırıldığı öne sürülür. Üst örtüsü ahşap tavan ve kiremitle kaplı kırma çatıdır. Sağ arka tarafında taş ve tuğlayla yapılmış ek şerefeli minaresi vardır. Yapının en önemli öğelerinden birisi Harputlu Mehmet bin Bayezit’in yaptığı ahşap minberdir. Akalar Mahallesi’ndeki Eyüp Mescidi ise taş kaide üzerinde kerpiç duvarlı, ahşap tavanlı, enine dikdörtgen planlı bir yapıdır. Önünde bir son cemaat yeri varsa da minaresizdir. 14. yüzyılın sonu ya da 15. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılır. 14. yüzyılda yapıldığı kabul edilen bir yapı da Akbaş Mahallesi’ndeki Geneğı Mescidi’diı. Dikdörtgen planlı, kerpiç duvarlı ve iki katlı bir yapı olan mescit, Selçuklu dönemi ahşap malzemesinin özenli işçiliği ile dikkati çeker. Hacı İvaz Mescidi ya da Hacı Ayvaz Mescidi adıyla anılan mescidin yazıtı yoksa da büyük olasılıkla 15. yüzyılın başlarına tarihlenir. Yalın görünüşlü, taş kaideli, kerpiç duvarlı ve ahşap tavanlı olan yapının planı dikdörtgendir. Geometrik ve bitkisel bezemelerle süslü alçı mihrabı önem taşır.

14. yüzyılın sonu ya da başlarında yapıldığı sanılan bir başka dinsel yapı da Kulderviş {Kurtuluş) Mescidedir. Uzunlamasına dikdörtgen bir plana ve önünde bir son cemaat yerine sahip olan mescidin minaresi yoktur. Kayabaşı Mahallesi’nde bulunan Molla Büyük Mescidini yaptıran kişi bilinmemekte ise de mimarlık öğeleri 15. yüzyılda yapıldığına işaret eder. Enine dikdörtgen planlıdır ve iki neften oluşmuşur. Ahşap tavanlı mescidin en ilginç bölümü geometrik motifli İznik çinileriyle kaplanan mihrabıdır. Örtmeli Mescit ya da Hoca Hundi Mescidi’nin de yazıtı bulunmamasına karşın, 14. yüzyılın sonu ya da 15. yüzyılın başında yapıldığı sanılır. Asimetrik bir dikdörtgen plan şemasına sahip olan mescit, iki sütunla üç nefe ayrılmıştır. Kuzeydoğusunda yer alan silindir biçimi ahşap minare yapıya somadan eklenmiştir. Ankara’da 14. ve 15. yüzyılda yapılıp özgün biçimini büyük ölçüde koruyarak günümüze geldiği varsayılan son iki dinsel yapı Kurtuluş Mahallesi’ndeki Poyracı Mescidi ile Sabuni Mahallesi’ndeki Sabuni Mescidi’dir. Poyracı Mescidi’ nin uzunlamasına dikdörtgen planı ve önünde bir son cemaat yeri vardır. Yapının en önemli özellikleri ahşap işçiliğinde ve geometrik motiflerle bezenen mihrabında toplanmıştır. Karanlık Mescidi ya da Sabuni Mescidi ise Hacı Hasan adlı bir kişinin yaptırdığı kare planı ve özellikle çift ahşap direkli son cemaat yeriyle dikkati çeken bir yapıdır. Günümüzde İstanbul Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde sergilenmekte olan özgün ceviz kapısı, döneminin en güzel işçilik örneklerinden birisi olarak kabul edilir.

Ankara KalesiAnkara’da 14. ve 15. yüzyıllara ait olup zaman içinde elden geçirilerek özgün niteliklerini büyük ölçüde yitiren pek çok cami ve mescit vardır. Hemen hepsi taş kaideli, ahşap hatıllı, kerpiç duvarlı ve kiremit çatılı olan bu yapıların çoğunluğunda plan şeması uzunlamasına gelişen bir dikdörtgendir. Bu türe giren mescitlerden başlıcaları: Öztürk Mahallesi’nde ve Hacı Bayram Camisi yakınlarında bulunan Ahi Tura Mescidi, Ahi Yakup Mahallesi’nde 1392 tarihli Ahi Yakup Mescidi, Altıntaş Mahallesi’nde kaplama teknikli alçı mihrabıyla dikkati çeken Balaban Mescidi, Kızılelma Mahallesi’nde Boyacı Ali Mescidi, yine 15. yüzyıla ait alçı mihrabıyla tanınan Direkli Mahallesi’nde Direkli Mescit, yazıtında 1443’te yapıldığı anlaşılan Ulucanlar Mahallesi’nde Direkli Mescit, yazıtında 1443’te yapıldığı anlaşılan Ulucanlar Mahallesi’ndeki Gecik Mescidi, camiye aym adı taşıyan mahallede bulunan Hacettepe Camisi, Samanpazarı’nda çifte mihraplı Hacı Arap Camisi ya da Ahi Arap Camisi, mihrabı geometrik geçme motifleriyle bezeli Hacı Doğan Mesidi, Hacettepe’de Hacı Seyid Mescidi, Özbekler Mahallesi’ndeki Hemtüm Mescidi, Akbaş Mahallesi’nde Rüstem Nail Mescidi ya da Dindin Mescidi, yakınındaki türbesi zamanla ortadan kalkan süslü mihraplı Şeyh İzzettin Mescidi gibi yapılardır. Aynca Ankara’da, 15. yüzyılda yapılmalarına karşın, sözü edilenlerden malzeme ve mimarlık bakımından ayrılıklar gösteren iki cami daha vardır. Biri Sümer Mahallesi’nde II. Murat’ın komutanlarından Karacabey’in 1427’de yaptırdığı Karacabey {İmaret) Camisi dir. Türbesi, hamamı ve çeşmesi ile birlikte bir külliye oluşturan Karacabey Camisi’nin planı, erken Osmanlı döneminin önemli bir yapı tipi olarak belirlenen zaviyeli ya da ters (T) planlı camiler grubunun içine girer. Son cemaat yeri, aralan ahşap hatıllı sivri kemerlerle beş bölüme ayrılmış ve üzeri kubbelerle örtülüdür. Ebubekir oğlu Ahmet adlı bir mimar tarafından yapılan camide plan özelliğinin yanı sıra, geometrik motiflerle bezeli giriş kapısı, ahşap ve mermer işçiliği dikkati çeker. Tabakhane Mahallesi’ndeki Abdülkadir İsfahanı (Tabakhane) Mescidi ise yazıtı bulunmamasına karşın 15. yüzyıla tarihlenen, uzunlamasına dikdörtgen planlı, minaresiz, yalın bir yapıdır. Altta bir bodrum katı bulunan yapı, eski plan şemasını büyük ölçüde korumaktaysa da, bugünkü görünümünü 20. yüzyıl başlarında kazanmıştır. Ankara’da 16. yüzyılda yapılan eser sayısının az oluşu dikkat çekicidir. Bunların başında Ulucanlar Caddesi üzerinde yer alan Osmanlı dönemine ait Cenabi Ahmet Paşa Camisi gelir. Yazıtına göre 1566’da Anadolu Beylerbeyi Cenabi Ahmet Paşa tarafından yaptınlmıştır. Mimar Sinan’ın eseri olduğu öne sürülen caminin planı, kare bir mekân üzerine tek kubbeden oluşur ve yapının önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Aynca caminin tek şerefeli bir minaresiyle hemen yakınında Cenabi Ahmet Paşa Türbesi bulunur. Üzerindeki yazıtlara göre yapı 1802 ve 1887 yıllarında onarılmıştır. Son onanm 1940’ta gerçekleştirilmiştir. 16. yüzyılın başka bir dinsel yapısı Doğanbey Mahallesi’ndeki 1545 tarihli Hallaç Mahmut Mescididir. Kare planlı mescidin merkezi tek kubbesi sekizgen bir kasnak üzerine oturur. Taş ve tuğla ile almaşık duvar tekniğine göre yapılmış minaresiz yapı, 1905 ve 1955 yıllarında kapsamlı onarımlar görmüştür. Samanpazarı Anafartalar Caddesi üzerindeki Kurşunlu Cami, yazıtı bulunmamasına karşın 16. yüzyıla ait olduğu kabul edilen bir yapıdır. Kare mekân üzerine merkezi tek kubbelidir ve son cemaat yeri vardır. 1925′ te yenilenen tek şerefeli minaresi caminin güneydoğusunda yer alır. Giriş kapısı karşısında bulunan kalıplama tekniği ile yapılmış alçı mihrabı geometrik bezemeleriyle dikkati çeker. Ankara’da 17. ve 18. yüzyılda yapılıp günümüze gelebilen cami ve mescitlerin sayısı 16. yüzyıla oranla oldukça fazladır.Çoğunlukla uzunlamasına dikdörtgen planlı ve özgün durumlarında önlerinde birer son cemaat yeri bulunan bu yapıların son cemaat yerleri pek çoğunda sonradan kapatılmıştır. Malzeme olarak kerpiç, taş ve tuğla kullanılan 17. ve 18. yüzyıl yapıları ahşap hatıllı olup, üstleri kiremit çatı ya da düz tavanla örtülüdür. Adı geçen yüzyıllara ait Ankara cami ve mescitlerden günümüze gelenlerin başlrcalan şunlardır: Ulucanlar Mahallesi’nde 1705 dolaylannda yapıldığı öne sürülen Ağaç Ayak Camisi, kıvrımlı yaprak ve çiçek motifleriyle bezeli alçı mihrabındaki yazıttan 1765’te yapıldığı anlaşılan Kızılelma Mahallesi’ndeki Celal Kaddani Mescidi, ahşap tavanıyla dikkati çeken ve 17. yüzyıl sonu ya da 18. yüzyıl başmda yapıldığı sanılan Alparslan Mahallesi’ndeki Çiçeklioğlu Camisi, İstiklal Mahallesi’nde taş kaideli, kerpiç duvarlı ahşap hatıllı, kiremit çatılı ve 1906’da elden geçirildiği anlaşılan Eskicioğlu Camisi, önünde bir son cemaat yeri bulunan ve silindirik tuğla gövdeli minaresiyle dikkati çeken Doğanbey Mahallesi’ndeki İbadullah Camisi. Gerçekte ilk yapılışı 1427 olup 17. yüzyıl sonu ya da 18. yüzyıl başlarında yenilenen ünlü Hacı Bayram Camisi, Ankara’nın en önemli camilerinden sayılır.Uzunlamasına dikdörtgen bir plan şemasına sahip olan cami, doğu yönünde Augustus Tapınağı duvarına, güney yönünde ise Hacı Bayram Veli TürbesVnt yaslanır. Asıl ibadet bölümü tek bir hacimden oluşur ve ahşap tavanlıdır.

Yapının en önemli öğesi, özenli bir işçiliği olan ahşap minberidir. Kırgız Mahallesi’ndeki Hacı İlyas Camisi ve ilk yapılış 1489’a rastlayan, ancak daha soma tümüyle yenilenen Demirtaş Mahallesi’ndeki Hacı Musa Camisi, yazıtından 1674’te yapıldığı anlaşılan İki Şerefeli Cami ya da Resul Efendi Camisi. Mimarlık açısından fazla özellik taşımayan Kağnıpazarı Camisi, 1713 tarihli Leblebicioğlu Camisi. 17. ya da 18. yüzyılda tümüyle elden geçirilmesine karşılık ilk yapılışı 1451’e kadar inen Mukeddem Camisi, Hamamönü Mahallesi’nde bulunan ve ahşap minberinde 1760, kadınlar mahfılindeki bir başka yazıtında ise 1783 tarihlerinin Hicri karşılığı görülen Sarıkadı (M imar zade) Camisi, Akbaş Mahallesi’ndeki Telli Mescit ya da Hacı Halil Mescidi. Ahiler Mahallesi’nde Zeynel Abidin Camisi, içinde bulunan yazrlardan 1879 ve 1925 yıllarında kapsamlı bir biçimde onarıldığı anlaşılan Anafartalar Caddesi’nde Zincirli Cami, Ankara’nın 17. ve 18. yüzyıllara ait belli başlı dinsel yapılandır. Kentin, mimarlık yönünden fazla bir önem taşımamakla birlikte 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarını temsil etmeleri bakımından adları anılması gereken birkaç cami ve mescit daha vardır. Bu yapılardan Hacı Bayram Camisi yakınlarındaki Hamidiye Camisi ahşap hatıllı, kerpiç duvarlı ve kiremit çatılı basit bir camidir. Kayabaşı Mahallesi’ndeki Kayabaşı Camisi; Samanpazarı yöresinde Koyunpazarı Mescidi, Sümer Mahallesi’nde Mehmet Çelebi Mescidi. Kaleiçi’nde bulunan Misafir Fakih Mescidi ile Şükriye Mahallesi’nde bulunan Şükriye Camisi de yine kerpiç duvarlı ve kiremit çatılı basit yapılardır. Ankara’da bu döneme ait olan ve üzerinde durulması gereken son iki yapı ise barok özellikleriyle dikkati çeken 1900 tarihli Tabakhane Camisi ile 1901 tarihli Tacettin Camisi’dir.


Ankara’nın Türk döneminde yapılmış tarihsel anıtları arasında ön sırayı camiler ve mescitler alır. Ancak sayıları fazla kabarık olmamakla birlikte öteki türlerdeki yapılara da kentin eski dokusu içinde rastlanır. Dinsel yapıların ardından ikinci sırayı mezar anıtları alır. Kentin Aslanhane Mahallesi’nde ve Aslanhane Camisi bitişiğindeki Ahi Şerafettin Türbesi kare planlı kaidesi, renkli taşlar ve tuğlayla örülmüş sekizgen gövdesiyle dikkati çker. Yazıtına göre 1330’da yapılan türbenin üstü sivri bir külahla örtülüdür. Yazıtı bulunmamasına karşın 14. yüzyıla tarihlenen çokgen gövdeli ve sivri külahlı bir yapı da Özbeyler Mahallesi’ndeki Yörük Dede Türbesi div. Yine aynı yüzyıla ait olup Anadolu Türk mimarlığında “Açık Türbeler” grubu içine giren bir mezar anıtı da Ahi Şerafattin Türbesi yakınında bulunan Kesikbaş Türbesidir.

Hacı Bayram Camisi’nin mihrap duvarına bitişik olan ve 1429’da yapılan Hacı Bayram Türbesi ise kare planlı, sekizgen tamburlu ve üzeri kubbeyle örtülü bir yapıdır. İçinde 1429’da ölen Hacı Bayram Veli’nin sandukasından başka yedi ahşap sanduka daha vardır. Ankara’nın ünlü Karacabey Külliyesi içinde 1444 tarihli Karacabey Türbesi de sekizgen planlı, sekizgen tamburlu ve üzeri kubbe ile örtülü önemli bir mezar anıtıdır. Yine bir başka külliyenin içinde yer alan ve 1565’te yapıldığı öne sürülen Cenabi Ahmet Paşa Türbesi ise büyük bir olasılıkla Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Türbe sekizgen plana sahiptir ve üstü kurşun kaplı, doğrudan doğruya sekizgene oturan bir kubbeyle örtülüdür. Ankara’ da 16. ve 18. yüzyıldan kalma sekizgen planlı, üstü kubbeyle örtülü iki önemli mezar anıtı daha vardır. Bunlar yazıtında 1577’de yapıldığı anlaşılan Karyağdı Türbesi ile yazıtı bulunmamasına karşın 18. yüzyıla tarihlenen Hacı Bayram Camisi yakınındaki Osman Fazıl Paşa Türbesidır. Kentte, adı anılan mezar anıtlarına göre, mimarlık açısından ikinci sımf olarak kabul edilmesi gereken başka yapılar şunlardır: 1288 tarihli Saraç Sinan Türbesi, 1757 tarihli Azimi Türbesi bitişiğindeki camiyle aynı adı taşıyan ve 17. yüzyıl sonuna tarihlenen Zeynel Abidin Türbesi.

Tarihsel eser yönünden oldukça zengin bir kent sayılan Ankara’da medrese türü yaprlara hemen hemen hiç rastlanmaz. Aslmda bugünkü durum gerçeği belirtmemekte, tarihsel kaynakların saptamalanna göre sayılan 30’u bulan medreselerin günümüze ulaşamadan ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık ticaret amacına yönelik bazı önemli yapılar günümüze gelmiştir.

15. yüzyıla ait olan ve Fatih Sultan Mehmet’in vezirlerinden Mahmut Paşa tarafından yaptırılan ünlü Mahmut Paşa Bedesteni bu türün önemli örneklerinden biridir. Zaman içinde çeşitli yangınlar geçiren ve 1881’deki yangından soma uzunca bir süre terk edilen yapı, 1933-1946 arasında onanldıktan soma Türkiye’nin en önemli müzelerinden biri sayılan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne dönüştürüldü. Planı klasik bedesten tipindedir. Şema olarak uzunlamasına dikdörtgen planlı, taş duvarlı, üzeri on kubbeyle örtülü bir yapıdır. Kubbeler iki sıra halinde beş bölüm oluştururlar. Bedestene doğuda iki uçta birer, kuzeyin ortasında bir ve batıda da bir olmak üzere toplam dört kapıdan girilir. Mahmut Paşa Bedesteni’nin bitişiğindeki Kurşunlu Han da 15. yüzyıla tarihlenir; Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bedestenle birlikte onarılan han, günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin deposu olarak kullanılır. Arazinin eğimine uyularak doğu yanı iki katlı, batı yanı ise biri bodrum olmak üzere üç katlı yapılmıştır. Hanın planı, pek çok Osmanlı dönemi yapısında olduğu gibi, ortada büyük bir revaklı avlu ve onun gerisindeki iki katlı odalardan oluşur. Yine Atpazan Meydam’nda bulunan ve Çengel Han olarak tanınan yapı ise giriş bölümü üstündeki yazıtına göre 1522’de yapılmıştır. Ortadaki büyük avlusunu iki katlı revaklar ve onun arkasındaki iki katlı odalar çevreler. Kat sayısı batıdaki eğimden yararlanılarak bu yönde üçe çıkarılmıştır. Adı geçen hanlar dışında özgün niteliklerini yer yer yitirerek günümüze gelebilen Ankara hanları arasında 16. ya da 17. yüzyıllara tarihlenen Çukur Han, Pilavoğlu Hanı, Yeni Han, Kıbrıs Hanı ve Zafran Han sayılabilir. Bu örneklere göre Ankara hanlarında değişmeyen ortak özellikler, büyük bir avlu etrafında iki katla ön cepheye dükkân sıralarının yerleştirilmesidir.

Kentin Türk dönemine ait tarihsel yapıları arasına hamam ve köprüleri de katmak gerekir. Hamamönü Mahallesi’ndeki Karacabey Hamamı gerçekte ünlü Karacabey Külliyesi’ne bağlı bir çifte hamam örneğidir. Yazıtı bulunmasına karşın vakfiyesinden 1440’ta yapıldığı anlaşılan hamam, simetri kurallarına uygun plan şemasıyla dikkati çeker. Anafartalar’da bulunan Şengül Hamamı ise 16. yüzyılda ilk biçimini almış olmasına karşın, zaman içinde önemli oranda değişikliklere uğramıştır. Yapılan onarım ve değişikliklerin daha çok dış duvarlarla soyunma odalarına yönelik olduğu ve asıl yıkanma yerlerinin 16. yüzyıldaki özgün durumunu koruduğu gözlenmektedir. Bu iki yapı dışında kalan Cenabi Ahmet Paşa Hamamı, Yıkık Hamam, Hasan Paşa Hamamı, Tahtakale Hamamı gibi yapılar ise kentteki yoğun bayındırlık çalışmaları nedeniyle yakın zamanlarda ortadan kaldırılmışlardır. Aynı şekilde yıkılarak yerine yeni bir köprü yapılan bir tarihsel eser de Çankırıkapı Köprüsü’dür. Günümüzde müzede korunan yazıtına göre 1375’te yapılmıştır. Ankara-İstanbul yolunun başlangıcındaki Akköprü’nün ise> yazıtına göre 1222’de yapıldığı anlaşılmaktadır. Yedi gözlü ve sivri kemerli olan köprü son yıllardaki kapsamlı onarımdan soma eski özelliklerini büyük ölçüde yitirmiştir.

İçinde ve yakın çevresinde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait pek çok eser bulunmasına karşılık, bu dönemler süresince ön plandaki Türk kentleri arasına giremeyen Ankara, gerçek gelişimini ve önemini Cumhuriyet döneminde kazanmıştır. Atatürk’ün yeni Türk devletinin başkenti seçişinden soma, kısa zamanda hızla gelişmiş, değişik türde ve çok sayıda önemli yapılarla donatılmıştır. Ankara’nın bir başkente dönüştürülmesi çabalarının ilk aşaması, kent planının hazırlanmasıyla uygulama alanına sokulmuştur. 1927′ de H. Jansen’in hazırlaması öngörülen kent planı çalışmaları ilerlerken bir yandan çeşitli yönetim ve kamu yapılan da hızlı kurulmaya başlandı. Gerçekte Cumhuriyet’in kuruluşundan 1926’ya gelinceye kadar, Ankara’nın büyük gereksinmesine karşılık, ancak 1924 tarihini taşıyan ve Mimar Vedat Tek’in eseri olan Eski Büyük Millet Meclisi (Halk Fırkası Mahfili), Mimar Vedat Tek ve Mimar Kemalettin’e ait Ankara Palas (1924-1928), tasarımını Mimar Mukbil Kemal’in yaptığı Ulus’ taki Gazi ve Latife Hanım Okulları (1924), Mimar Yahya Ahmet’in Maliye Bakanlığı Binası (1925) ve yine Ulus’taki Adliye Sarayı (1925-1926)’nın yapımları gerçekleştirilebilmiştir. Bu tarihten sonra ortaya çıkan yapılar, yalnız Ankara’nın değil, Cumhuriyet dönemi Türk mimarlığının belli başlı eserleri sayılır. Başlangıçtaki yapılar, Osmanlı döneminin sonlannda ön plana çıkan neo-klasik üslubu sürdürürse de, Batılı anlamda bir başkent kurma amacının ağır basması sonucu Ankara’nın bayındırlığı daha çok Avrupa’ dan sağlanan şehirciler ve mimarlar eliyle yürütülmeye çalışıldı.

İlk TBMM BinasıKentin bu tarihten sonraki önemli yapıları, mimarları ve yapım tarihleriyle şöyle sıralanabilir: Osmanlı Bankası Merkez Şubesi (Guilio Mongeri) 1926; Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü (Guilio Mongeri) 1926-1929; Etnoğrafya Müzesi (Arif Hikmet Koyunoğlu) 1926; Gazi Çiftliği istasyon Binası (A. Burhanettin Tamcı) 1926; Mimar Kemal İlkokulu (1926); Kızılay Merkez Binası (Hilâl-i Ahmer, 1926); Sağlık Bakanlığı Binası (Teodor Post) 1926; Gümrük ve Tekel Bakanlığı (Arif Hikmet Koyunoğlu) 1927; Devlet Resim ve Heykel Müzesi (Arif Hikmet Koyunoğlu, Türk Ocağı Merkez Binası olarak düşünülen yapı daha çok Halkevi olarak tanınmıştır) 1927-1930; Gazi Eğitim Enstitüsü (Kemalettin Bey) 1927-1930; Devlet Demir Yolları İşletme Binası (Kemalettin Bey) 1927; Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü (1927); Devlet Konservatuarı (Musiki Muallim Mektebi (Ernst Egli) 1927-1928; Tekel Başmüdürlük Binası (Guilio Mongeri) 1928; Yüksek Ziraat Enstitüsü (Clemens Holzmeister) 1929-1930; 1928; Sayıştay (Divan-ı Muhasebat Binası (Ernst Egli) 1928-1930; Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü (1928-1938); İş Bankası Genel Müdürlük Binası (Guillio Mongeri) 1929; Genelkurmay Başkanlığı Binası (Clemens Holzmeister) 1929-1930; Ordu Evi (Clemens Holzmeister) 1929-1933; İsmet Paşa/Zübeyde Hanım Kız Enstitüsü (Ernst Egli) 1930; Merkez Bankası (Ernst Egli) 1930; Ankara Kız Lisesi (1930); Harp Okulu (Cle-ments Hohzmeister) 1930-1935; II. Vakıf Apatmanı (Kemalettin Bey) 1928-1930; Milli Savunma Bakanlığı (Clemens Holzmeister) 1927-1931; İçişleri Bakanlığı (Clemens Holzmeister) 1932-1934; Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü (Clemens Holzmeister) 1930-1932; Bayındırlık Bakanlığı (Clemens Holzmeister) 1933-1934; Sergi Evi (Şevki Balmumcu) 1933-1934; Numune Hastanesi-İsmet Paşa Pavyonu (Robert Orley) 1933; Ticaret Bakanlığı (Clemens Holzmeister) 1934-1935; Emlak Kredi Bankası (Clemens Holzmeister) 1933-1934; Atatürk Orman Çiftliği Binası (Clemens Holzmeister) 1933-1934; Yargıtay (Clements Holzmeister) 1933-1935; Siyasal Bilgiler Fakültesi /Mülkiye Mektebi (Ernst Egli) 1935-1936; Ankara Garı (Şekip Akalın) 1935-1937; Hıfzıssıhha Okulu (V. Hüttig) 1933-1936; Ankara Stadyumu (Paolo Vietti-Viloli) 1934-1936; Ankara Güven Anıtı (Clemens Holzmeister) 1932-1936; İnhisarlar Umum Müdürlüğü (Sedat Hakkı Eldem) 1937-1939; Polis-Jandarma <9/:M/w/Bugünkü Polis Koleji (Celal Biçer-Reşat San) 1934-1937; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (Bruno Taut) 1937; Yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası (Clemens Holzmeister) 1938-1960; Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü (Bedri Uçar) 1938-1941; Cebeci Ortaokulu (Bruno Taut-Franz Hillinger) 1938; Atatürk Lisesi (Bruno Taut) 1937-1938; Sümerbank Genel Müdürlüğü (Martin Elsaesser) 1937-1938; Adalet Bakanlığı (1936-1939); Hukuk Fakültesi (A. Ziya Kozanoğlu) 1938-1940; Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (B. Uçar) 1941; Anıtkabir (E. Onat -O. Arda) 1953; Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi (S.H. Eldem-E. Onat) 1947; Saraçoğlu Mahallesi (P. Bo-natz) 1945; Ulus İşhanı ve Çarşısı (O. Bolak, G. Beken, O. Bozkurt) 1955; Emniyet Genel Müdürlüğü (E. Onat) 1959; Büyük Ankara Oteli (M. J. Saugey) 1958-1966; Kızılay Emek İşhanı (E. Tokay, İ. Tayman) 1959; Türk Standartları Enstitüsü (V. Dalokay) 1959; DSİ Genel Müdürlüğü (E. Tokay, B. Çinici, T. Doruk) 1959; ODTÜ Mimarlık Fakültesi (A. ve B.Çinici) 1962-1963; Milli Eğitim Bakanlığı (Y. Sanlı, Y. Tuncer) 1962-1967; Milli Savunma Bakanlığı Öğrenci Yurdu (Ş. Vanlı-E. Gömleksizoğlu) 1965; Hindistan Büyükelçiliği (S.H. Eldem-D. Çakmakçıoğlu) 1965; Anadolu Kulübü (E. Yener) 1965; Türk Tarih Kurumu (T. Cansever, E. Yener) 1965; ORAN Toplu Konut Yerleşmesi (Ş. Vanlı) 1968; Maden Tetkik Arama Enstitüsü (R. Bediz, D. Kamçıl) 1968; Karayolları Genel Müdürlüğü (F. Cankut-A. Okan) 1970; MESA Toplu Konut Yerleşmesi (A. Mutlu) 1970; Türk Dil Kurumu (C. Bektaş) 1972-1978; Danıştay (D. Tekeli-S. Sisa) 1974; İş Bankası Genel Müdürlüğü (A. Böke-Y. Sargın) 1977; Milli Kütüphane (1983); Atakule (1989). Ankara’daki Cumhuriyet dönemi yapıların en önemlisi hiç kuşkusuz Anıtkabir’dir.

Anıtkabir10 Kasım 1938’de ölen Atatürk’ün naaşı geçici olarak Etnografya Müzesi’ne kondu ve daha soma kendisine bir anıtkabir yapılması yolunda çalışmalara başlandı. Bu çalışmalar sırasında yer olarak Rasattepe saptandı ve anıtkabirin projelendirilmesi için uluslararası bir yarışma açıldı. Yerli ve yabancı toplam 47 projenin katıldığı yarışmada Türk mimarları büyük başarı kazandı ve Prof. Emin Onat ile Doç. Orhan Arda’nın projesi birinci seçildi. 9 Ekim 1944’te temeli atılan Anıtkabir 1953’te tamamlandı ve Atatürk’ün naaşı Etnoğrafya Müzesi’nden alınarak buradaki özel bölüme konuldu.

Yalnızca Ankara için değil, tüm Türkiye için yeni ve önemli sayılması gereken biri gelişme de, Cumhuriyet döneminde kentte dikilmeye başlanan anıt heykellerdir. Batılı ve modern bir başkent görünümü verilmeye çalışılan Ankara’nın belli başlı meydanlarına, tören alanlarına ve çeşitli yerlerine heykellerin konulması, bir bakıma yurdumuzun öteki kentlerine örnek olması yolunda atılmış bir adımdır. Ankara’ ya dikilen heykel türündeki ilk önemli anıt, Etnoğrafya Müzesi önünde bulunan Atlı Atatürk Heykeli’dir. İtalyan heykelci Pietro Canonica’nın yaptığı anıtın açılışı 29 Ekim 1927 yılı Cumhuriyet Bayramı’nda yapıldı. Yine heykelci Canonica’nın aynı yıl içinde tamamladığı ve Zafer Alanı’na yerleştirilen Mareşal Üniformalı Atatürk Heykeli de önemli bir anıttır. Cumhuriyet dönemi başlarında Türkiye’ye çağırılan ve öncelik Ankara’da olmak üzere, yurdun çeşitli yerleri için anıt heykeller yaptırılan Batılı sanatçılardan biri de Heinrich Krippel’dir. Avusturyalı olan bu heykelcilerin en önemli eserlerinden birisi Ulus Meydanı’ndaki ünlü Atlı Atatürk Heykeli’dir. 24 Kasım


1927’de tamamlanan bu heykel, yüksek bir kaide üzerindedir ve kaidenin çevresinde iki “Mehmetçik” ile cepheye mermi taşıyan bir “Türk Kadını” figürüne yer verilmiştir. Avusturyalı Anton Hanak ile yine Avusturyalı olan Josef Thorak ise 1935’te Kızılay’daki Güven Parkı’nın içinde yer alan Güven Anıtinı yaptılar. Türk halkının, eskiden yeniye doğru, günlük yaşantısını betimleyen kabartma tekniğindeki figürlerle Atatürk’ün önderliğindeki ulusun kendisine duyması gereken güveni simgelenmiştir. Bu tarihten sonra başta Anıtkabir olmak üzere dikilen heykellerin tümü Türk heykelcileri tarafından yapıldı. Bu eserler arasında en çok dikkati çekenler Ratip Aşir Acudoğlu’nun Ziraat Fakültesi önünde bulunan Atatürk Heykeli, Semiha Bengütaş’ın Çankaya Atatürk Heykeli, Hüseyin Anka Özkan’ın Dil Tarih Coğrafya Fakültesi önündeki Mimar Sinan Heykeli ile Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü önünde yer alan Mithat Paşa Heykeli ve Kredi Yurtlar Kurumu bahçesinde Atatürk ve Öğrenciler Anıtı, Hüseyin Gezer’in Hacettepe Üniversitesi Kampüsü’ndeki Atatürk Heykeli, Şadi Çalık’ın Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kampusu’nda bulunan Atatürk Anıtı, Gürdal Duyar’ın MTA Enstitüsü’ndeki Atatürk Anıtı, Tamer Başoğlu’nun Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kampusu’nda bulunan Bilim Ağacı Anıtıdır. Ayrıca kentteki heykel türü anıtlar arasında bulunan ve daha çok üzerindeki çeşitli tartışmalar nedeniyle ünlenen bir eser de Hitit Anıt’dır.



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?