Bilim Tarihi Özeti

2
Advertisement

Platon’a göre, matematik, gölgeler alemi ile idealar alemi arasında bir ara alem veya iki alemi birbirine bağlayan bir geçittir. Platon Akademi’nin kapısına “Geometri bilmeyen bu kapıdan girmesin.” diye yazdırmıştır. Platon uygulamalı matematiği sevmemiş ve bu nedenle cetvel ve pergelin dışında bir araç kullanmaya yanaşmamıştır.

Platon da doğaya Pythagorasçılar gibi bakar ve gerçeğin kilidini açacak anahtarın aritmetik ve geometri olduğuna inanır. Matematikle ilgili orijinal denebilecek bir çalışması yoktur; katkıları daha çok felsefîdir. Platon’un matematiğe ilişkin görüşleri ve çalışmaları sonucunda, matematik, diğer bilimler arasında seçkin bir konuma yerleşecek ve yüzyıllardan beri süregelmekte olan bilimsel eğitim ve öğretimin esas öğesini oluşturacaktır.

Platon’a göre evren küreseldir ve merkezinde Yer bulunur; Yer, küresel ve hareketsiz bir gökcismidir ve evren, Yer’in de merkezinden geçen eksen çevresinde 24 saatte bir dönüş yapar; Güneş, Ay ve gezegenler bu hareketle taşınırlar ama onların da kendilerine özgü hareketleri vardır. İşte bu hareketleri yüzünden, gezegenler, ekliptik kuşağı üzerinde spiral dolanımlar yaparlar.

Gezegenlerin düzgün dolanımları bir Tanrı’nın var olduğunu ilham eder. Nasıl bir saatin mekanizması ve düzenli işleyişi, onun bir yapıcısı ve bir ustası olduğunu ama bu yaratıcının saatin içinde değil dışında bulunduğunu düşündürürse, gezegenlerin dolanımları da, tıpkı bunun gibi, gezegenlerin birer tanrı olmadıklarını, ancak bu düzenli dolanımlarının ardında akıllı ve becerikli bir ustanın, yani bir Tanrı’nın bulunduğunu sezdirir. Bu görüş, sonraları Hıristiyan ve Müslüman filozofları ve ilahiyatçıları tarafından Tanrı’nın varlığının en önemli kanıtlarından biri olarak kullanılacaktır.

Advertisement

Platon, ideal bir devlet tasarımından önce, bir toplumun nasıl doğduğunu incelemiştir; ona göre, toplumların oluşma nedeni, insanların kendi kendilerine yetmemeleridir; kısacası, insan ancak yardımlaşarak yaşayabilen bir varlıktır; bu durum fırıncı, tacir, çoban, çiftçi ve mimar gibi çeşitli mesleklerin doğmasına ve bu meslek erbabının yardımlaşmasına neden olur.

Fakat insanlar, kendilerinin ve yakınlarının geleceklerini güven altına almak için, daima gereksinimlerinden fazlasını isterler; daha çok altın, daha çok gümüş ve daha çok fildişi biriktirmeye çalışırlar. Yavaş yavaş üstünde yaşadıkları topraklar kendilerine yetmez olur ve komşularının topraklarına tecavüz ederler. Savaşlar çıkar; öyleyse bir de koruyuculara ve bekçilere gereksinim vardır.

Giderek, yurttaşlar arasındaki anlaşmazlıkları giderecek mahkemeler ve hastaları iyileştirecek hastaneler gibi daha karmaşık kurumlar belirir; ancak Platon, adaleti mahkemelerde aramaya karşıdır. Bu konuda şöyle der :

“İnsanların doğruyla eğriyi kendi kendilerine ayıramayıp mahkeme ve yargıca başvurmaları, adaleti başkalarından beklemeleri çirkin bir şey değil midir?”

Advertisement

Platon hekimlerle ilgili olarak da bir şeyler söyler; bir hekimin görevi, hastalarını en kısa sürede iyileştirmektir, yoksa hasta bedenlerini sürüklemelerine yardımcı olmak değildir:

“İşte Asklepios, bu gerçeği biliyordu. Bu nedenle, hekimliği, yalnızca bedenleri sağlam olup da geçici bir hastalığa tutulmuş insanlar için kullandı.”

Sağlıksız bireylere ise, hayat hakkı tanımıyordu:

“Hekimler, yurttaşlar arasında bedenleri ve ruhları iyi olanlara bakmalı, böyle olmayanları ise ölüme terketmelidir.”

Advertisement

Platon, halkı bir koyun sürüsüne benzetir; yöneticiler bu sürünün çobanları, koruyucular, yani askerler ise çoban köpekleridir. Öyleyse, insanları yönetmek aslında bir sürüyü yönetmekten farklı değildir; Sâmî dinlerinde de bu anlayışa rastlanmaktadır.

Bu kalıtsal oligarşiyi koruyabilmek için çözülmelere ve bozulmalara karşı direnmek gerekir. Çözülmelerin ve bozulmaların başlıca nedeni, maddî ve cinsî iştahtır. Bu nedenle Cumhuriyet’in seçkinleri, yalnızca serveti değil, fakat aynı zamanda eşleri ve çocukları da toplumsallaştırmalıdır. Platon’a göre bu ahlaksızlık değildir; çünkü bu yolla herkes birbirine sevgili ve herkes birbirine kardeş olacaktır; çocuklar, toplumun çocukları olduğu için devlet tarafından yetiştirilecek ve kısacası devlet ile aile özdeşleşecektir.

Platon’a göre, zenginlik ve fakirlik, iyi insanları bozar ve işe yaramaz bir hale getirir; kısacası bunlar devlete sokulmaması gereken iki büyük düşmandır. Biri insanı sefahate ve atalete sürükler, diğeri ise bayağılaştırır ve aşağılaştırır.

Yönetici olacak bir kişinin, öncelikle filozof olması gerekir; çünkü filozoflar, idealar alemine yükselmiş ve orada doğrunun ve iyinin gerçek örneklerini görmüşlerdir. Böylece devletin başında olanlar, gölgeler için çarpışmayacaklar, başa geçmek büyük bir ayrıcalıkmış gibi kim başa geçecek diye birbirlerini yemeyeceklerdir. Platon devletin başına geçeceklere öncelikle matematik ve astronomi bilimlerinin öğretilmesi gerektiğini söyler :

Advertisement

* Sokrates

Bütün insanlık tarihinin en saygın kişilerinden birisi olarak tanınan Sokrates de aslında bir sofisttir. Atina’da doğmuş (M.Ö. 470) ve iyi bir eğitim görmüştür. Babası, onu kendi mesleğinde, yani bir heykeltıraş olarak yetiştirmek istediği halde, Sokrates felsefeye ilgi duymuştur. Meydanlarda, tiyatrolarda ve yollarda felsefî tartışmaların yapıldığı bir ortam içinde böyle bir istek gayet doğaldı. Sokrates, aritmetik, geometri, astronomi ve politikaya ilişkin yeterli düzeyde bilgiye sahipti. Çok basit bir yaşam sürmüştü. Her ne kadar görüşlerinin çok etkili olduğu kabul edilmişse de, hiçbir yapıt kaleme almamıştır. Onu iki öğrencisi, Platon ve Ksenofanes’in yazdıklarından tanımaktayız.

Sokrates diğer sofistlerden çok farklıydı. Düzenli bir öğretim yapmıyor ve öğrencilerinden ücret almıyordu. “Kendini bil!” ilkesi doğrultusunda, düşünürlerin bakışlarını evrenden insana çevirmişti. Evreni anlamlandırmadan önce kendimizi anlamlandıralım; “Biz kimiz?” bu sorunun yanıtını verelim diyordu. Bu nedenle, yalnızca bir tarlayı ölçebilecek düzeydeki geometri bilgisini yeterli buluyor, daha zor matematik problemleriyle uğraşmanın yararsız olduğuna işaret ediyordu. Ona göre, insanlara, pratik ahlak kurallarını öğretmek daha isabetli olacaktı. Böylece Sokrates, kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış oluyordu.

Sokrates ilk anlambilimcidir; anlamları belirlenmemiş kavramların ve terimlerin kullanılmasının sakıncalarına temas etmiştir. Her çeşit bilgide, kavramların ve terimlerin açık ve seçik bir biçimde tanımlamalarının yapılması gerektiğini savunmuş olması, dolaylı yoldan da olsa, bilimin ilerlemesine küçümsenemeyecek ölçüde katkıda bulunmuştur.

* Thales

Thales M.Ö. 624 yılında doğmuş ve M.Ö. 548 yılında ölmüştür. Varlıklı bir tacirdi. Yunanlı yedi bilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi.
İlk Yunan matematikçisi Thales’tir.
Thales’le birlikte geometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dalı haline geldi.

Advertisement

Thales astronomiyle de ilgilenmiş ve tarih kitaplarına ilk Yunan astronomu olarak geçmiştir. Gökyüzündeki yıldızları gözlemlerken bir kuyuya düştüğünü herkes bilir. 28 Mayıs 585 yılında gerçekleşen Güneş tutulmasını daha önceden tahmin etmiş olmasına rağmen, Yer’in bir disk biçiminde olduğunu düşündüğünden, Ay ve Güneş tutulmalarının nedenlerini bilmesi olanaksızdı.

Mısırlılardan yılın 365 gün olduğunu öğrenmişti. Kuzey yönünün bulunmasında Küçük Ayı’nın kullanılabileceğini biliyordu ve Yunan gemicilerine Küçük Ayı takım yıldızını gözlemleyerek seyahat etmelerini önermişti. Nitekim denizci bir millet olan Fenikeliler de Büyük Ayı’yı kullanıyorlardı.

Thales her şeyin aslının su olduğunu söylüyordu; su, katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç durumda bulunabilirdi. Suyun olmadığı yerde hayatın da olmayışı, bu maddenin aslî oluşunun en güçlü kanıtlarından biriydi. Thales, bu görüşleri ve Homeros’un hikayelerini bir yana bırakan gözlemsel düşünceleri nedeniyle bilimin doğuşunda önemli bir rol oynamıştır.

Aristoteles’e göre, Thales, mıknatısın demir tozlarını çekmesi nedeniyle canlı olduğuna inanıyordu. Nasıl bir yorum getirirse getirsin, mıknatıstan söz eden ilk kişi de Thales’ti.

Advertisement

* Zenon

Bu okulun diğer bir temsilcisi de Zenon’dur. Parmenides’le birlikte Atina’yı ziyaret etmiştir; orada önemli matematikçilerle karşılaşmış olması muhtemeldir.

Zenon’a göre, Pythagorasçılara ait olan bir doğrunun noktalardan oluştuğu görüşü, beraberinde zorunlu olarak sonsuz bölünebilirliği de getirmektedir; ama şu paradokslar göz önünde bulundurulacak olursa bunun olanaklı bir şey olmadığı hemen anlaşılır :

1. Stadyum Paradoksu: Bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için, öncelikle bu iki nokta arasındaki mesafenin yarısını geçmek gerekir; ancak bu yeni mesafeyi geçmek için de, önce onun yarısı geçilmelidir ve bu böylece sonsuza kadar sürdürülebilir. Öyleyse, sonsuz sayıdaki noktayı, sonlu bir sürede geçmek olanaksızdır.

2. Aşil Paradoksu : Yunanlıların ünlü koşucularından Aşil, bir kaplumbağaya bir miktar avans verdikten sonra koşmaya başlarsa, asla ona yetişemez. Aşil’in kaplumbağaya yetişebilmesi için, öncelikle avans olarak vermiş olduğu mesafeyi koşması gerekir, ama bu süre içinde kaplumbağa bir miktar daha yol almış olacaktır. Aşil bu mesafeyi de koştuğunda, kaplumbağa biraz daha ilerde bulunacak ve mesafe sonsuz noktalardan oluştuğuna ve sonsuz sayıdaki noktalar sonlu bir sürede geçilemeyeceğine göre, Aşil hiçbir zaman kaplumbağaya yetişip yarışı kazanamayacaktır.

Advertisement

3. Ok Paradoksu : Yaydan fırlayan bir okun hedefe ulaşabilmesi için, yayla hedef arasındaki noktalarda tek tek duraklaması gerekir; bu noktalar sonsuz sayıda olduğuna göre, ok asla hedefi bulamayacaktır. Öyleyse hareketten ve harekete bağlı olarak meydana gelecek olan değişmelerden söz etmek olanaksızdır.

b. Matematik

Bu dönemin en önemli matematikçisi Pythagoras’tır. Dik üçgenlere ilişkin teoremiyle tanınan Pythagoras, varlıkları ve varlıklar arasındaki ilişkileri sayılarla ve sayılara karşılık gelen çizgilerle açıklama eğiliminde olduğu için, aritmetik ve geometri bilimleri büyük bir önem kazanmıştır.

Ayrıca bir açının üç eşit parçaya bölünmesi, bir küpün iki katı hacmindeki bir küpün bir kenarının uzunluğunun bulunması ve bir dairenin alanına eşit olan bir karenin bir kenarının uzunluğunun bulunması gibi üç geometrik problem üzerindeki çalışmalar da geometrinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.

c. Astronomi

Bu dönemde gezegenlerin ve yıldızların gökyüzündeki konumlarını ve devimlerini anlamlandırmaya yönelik göksel kuramları oluşturulmuş ve özellikle Eudoxos’un kurgulamış olduğu Ortak Merkezli Küreler Kuramı sonraki dönemlerde çok etkili olmuştur.

d. Coğrafya

Yunanlılar Akdeniz kıyılarında yeni koloniler kurmuşlar ve bu koloniler arasındaki ticarî ve askerî seferler sırasında Avrupa, Asya ve Afrika’nın Akdeniz kıyılarını yakından tanımışlardı.

Advertisement

Herodotos ve Surlu Marinos’un yapıtları fizikî coğrafyanın, beşerî coğrafyanın ve matematiksel coğrafyanın gelişmesinde etkili olmuştur.

e. Tıp

Bu dönemde insan bedeninin yapısı da Yunan düşünürlerinin ilgisini çekmiş, sağlık ve hastalık durumlarının açıklanabilmesi için yarı-bilimsel kuramlar geliştirilmiştir. Sonraki çağları en çok ekleyen Koslu Hipokrates bu dönemde yetişmiştir.

f. Teknik

Bu dönemde yeni yapı teknolojileri geliştirilmiş ve özellikle kent planlaması sorunuyla ilgilenilmiştir.

B. Hellenistik Çağ’da Bilim

Hellen birliğini sağlayan Makedonyalı Philip’in öldürülmesinden sonra yerine geçen oğlu Büyük İskender, MÖ.334-323 yılları arasında bilinen Dünya’nın büyük bir kısmını fethederek Avrupa’dan Hindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuştu. Büyük İskender’in askerî seferleri, siyasî yönden olduğu kadar kültürel yönden de çok önemli sonuçlar doğurmuştur; çünkü bu seferler sonucunda, Yunan uygarlığı, Uzak Doğu’ya kadar yayılmış ve bu bölgedeki Mısır, Mezopotamya, İran ve Hint uygarlıklarıyla karışarak ve kaynaşarak, yeni bir uygarlığı, yani Hellenistik uygarlığı oluşturmuştur.

Advertisement

Büyük İskender, 323 yılının Haziran ayında Babil’de ölünce, kurmuş olduğu Dünya İmparatorluğu generalleri arasında paylaşılmıştır. Mısır valisi Makedonyalı Ptolemaios burada krallığını ilan etmiş ve M.Ö. 30 yılına kadar Mısır’a hakim olacak Ptolemaios sülalesini yönetime getirmiştir. Hellenistik dönem uygarlığını yaratanlar Ptolemaios ailesi olacaktır. Ptolemaios krallığı yöre halkının din ve kültürüne saygı göstermiş, onlarla sıkı ilişkiler kurmuştu. Hellen kültürü ile Doğu kültürleri arasındaki etkileşim daha çok dinî ve edebî konularda gerçekleşmiş, bilimsel konular ise genellikle Yunanlıların hakimiyeti altında kalmıştır.
Bu dönemde matematik, astronomi, fizik, biyoloji ve coğrafya gibi alanların bağımsız bir disiplin olarak temelleri atılmıştır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14

2 yorum

  1. bu ne yaa bunu kim yazacak allah aşkına bi çareeee yhaa sabahtan beri arıyorum bunu ya bilene aşk olsun yani kısaltın bunu bee

  2. ibrahim akdilek on

    çok güzel derleme olmuş ama bazı noktalar üstünkörü geçilirken bazı yerlerde gereksiz detaya girilmiş, yazanın ellerine sağlık

Leave A Reply