Gülistan Kitabının Özeti Konusu Seçmeler – Sadi Şirazi

0
Advertisement

Sadi-i Şirazi’nin Gülistan adlı kitabından seçmeler, kitabın konusu, karakterleri ve özeti. Gülistan kitabı incelemesi, Sadi Şirazi hayatı.

Gülistan

Gülistan Kitabının Özeti Konusu Seçmeler – Sadi Şirazi

Gülistan’dan Seçmeler

Hikâye

Cimri bir zenginin nazlı bir çocuğu hastalanmıştı. Adamın dostları dediler ki: “Bu çocuğun iyileşmesi için Allah’tan yardım iste. Bunun için de ya fakirlere yardım etmeyi ya da Kur’an dan ayetler okumayı vesile yap.” Adam düşünmeye başladı ve sonra da dedi ki: “En iyisi ben Kur’an’dan bir hatim indireyim, yani onu baştan sona okuyayım. Diğer taraftan kurban kessem de olur; ancak şimdi sürü çok uzakta, buraya getirmek zor olur.”

Bu sözler bir bilgenin kulağına gider. Bilge kişi hemen nükteli bir cevap verir ve: “Bu cimri adam Kur’an’ı hatmetmeyi şunun için tercih etmiştir: Kur’an bu tür insanların dilinin ucundan gelir, hâlbuki keseceği kurban, ta canının içinden çıkacaktı.”

Ey gafil sen bütün mallarını versen
Allah’ın sana verdiği nimetlerin birini bile ödeyemezsin
Hâlbuki sen malından vermek yerine
Bir Fatiha dense yüz tanesini birden okuyorsun

Advertisement

Hikâye

Allah, dostlarından birine bir başkası hakkında şikâyette bulundum ve dedim ki: “Falan adam benim hakkımda kötü şeyler söylemiş.” Allah dostu bana dedi ki: “O ne kadar kötü olursa olsun, sen onu iyiliğinle utandırmaya çalış.”

Sen iyi bir insan olmaya çalış
Kötü düşünceli insanlara fırsat verme
Sazının ahengi doğru olursa
Mızraba boyun eğmek zorunda kalmaz

Hikâye

Şam’da yaşayan mutasavvıflardan birine “Hakiki tasavvuf nedir? diye sordular. Bu mutasavvıf şöyle cevap verdi: “Bizden önceki Allah dostlarının dış görünüşleri perişan ve dağınık görünmesine rağmen, gönülleri toplu ve güzeldi. Şimdi mutasavvıf geçinen bazı insanların ise dış görünüşleri çok güzel ve düzgün, gönülleri ve içi perişan ve dağınıktır.”

Madem ki gönlüm elinde olmadan bir yerlere gidiyor Nerede olursa olsun onu güzel şeylerle meşgul edeceksin Eğer onu kötü şeylerden temizleyebildinse Halk içinde olsan bile Hakk’la olacaksın

Advertisement

Hikâye

Bir papağanla bir kargayı aynı kafese koymuşlardı. Papağan, karganın çirkin görüntüsünden sıkılıyor ve diyordu ki: “Ne çirkin bir yüz, ne iğrenç bir görüntü. Keşke aramız doğu ile batı kadar açık olsaydı da senin yüzünü görmeseydim.” Bir insan sabahleyin kalksa ve yüzüne baksa Sabahın aydınlığı ona zindan olur Senin gibi bir uğursuzla aynı kafeste mi olacaktım Senin gibi çirkini bulmaya imkân var mı? işin ilginç yanı karga da papağandan memnun değildi. Devamlı ah çekerek talihsizliğe üzülüyor ve: “Bu ne talihsizlik, benim şerefime uygun olan kendim gibi bir karga ile bir bağ duvarı üzerinde zıplaya zıplaya gezmekti. İyi bir insanı hapse atmakla Kötülerin arasına atmak aynı derecedir Her ikisi de birbirleri için: “Acaba günahım neydi de böyle ahmak, kendini beğenmiş saçma sözlü bir yabancının arkadaşlıkla mecbur oldum.” demekteydi

Eğer bir duvarda senin resmin bile olsa Kimse o duvarın altına gelmek istemez Eğer sen cennetlik olursan, Cennete gidecek pek az insan bulunur Bu örneği şunun için verdim: Âlimler, cahillerden ne kadar nefret ederlerse, cahiller de âlimlerden yüz kat daha fazla nefret ederler.

Allah dostlarının meclisi gül bahçesi gibi de olsa Çirkin insanların nazarında orası bir dikenliktir Sen onlardan nasıl nefret edersen Onlar da senin varlığından o derece nefret ederler Allah dostlarının meclisi bir çiçek bahçesi gibidir Kötü insan içlerine girmiş bir inek gibidir O kötü insan onların arasında buz gibi donmuştu Bir ilkbahar içinde soğuk rüzgâr gibiydi

Hikâye

Bir gün gençliğin verdiği cahillikle anneme karşı sert konuştum. Gönlü kırılarak bir köşeye çekildi ve ağlamaya başladı. Sonra da dedi ki: “Demek ki çocukluk zamanını unuttun da şimdi beni böyle azarlarsın ha?” Gönlü kırık anne ağlayarak Kötü söz söyleyen oğluna: Ey gözümün nuru Çocuklukta senin için yaptıklarımı düşünseydin Dilin benim üstüme böyle uzanmazdı O zamanlar sen zavallı ve yardıma muhtaçtın Bugün ise ben yardıma muhtacım, sen ise güçlüsün.

Advertisement

Sadi Şirazi

SADİ-İ ŞİRÂZİ

Asıl adı Ebu Abdullah Muşarrif b. Muslih el-Şirazî olan, ancak Sadi-i Şirazî olarak tanınan şair, İran’ın yetiştirmiş olduğu en büyük şairlerdendir. 12 yaşında yetim kalan Sadi, ilk tahsilini Şiraz’da tamamladıktan sonra, Moğol istilası üzerine M. 1225 yıllarında Bağdat’a gelir. Bağdat’ta Nizamiye medresesinde tahsilini tamamlar, ardından Şark-İslam ülkelerini gezmeye başlar.

Kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla Sadi öncelikle Suriye, Anadolu, Mısır, Merakeş, Azerbaycan, Belh, Gazne ve Pencap yolundan ilerleyerek Gücerat’a uğrar. Uzun süre Delhi’de kalır, meşhur şair Emir Husrev-i Dihlevî ile tanışır. Sonra yolculuğuna devam eder, bir ara Kudüs’e giderken Frenklerin eline düşer. Sonra Trablusşam’da esirlerle birlikte hendek kazarken, ileri gelen bir Halepii kendisini esirlikten kurtarır. Sadi, Halep’e geldikten sonra bu adamın kızıyla evlenir. Bu uzun ve maceralı yolculuktan sonra Sadi, M. 1257 yılında Şiraz’a döner. Bu yıllarda Salgurlular’dan Sad Zengi (M. 1231-1260) Moğollarla anlaşma yapmış ve rahat bir dönem başlamıştır. Bu hükümdar tarafından iyi bir kabul gören Sadi, önce Bostan’ı, bir yıl sonra da Gülistanı kaleme alır.

Şöhreti bir anda ülke sınırları dışına taşan Sadi’nin güzel yılları uzun sürmez. Şiraz’a gelişinden beş yıl sonra hem devrin padişahı hem de onun oğlu vefat eder. Ardından M. 1264 yılında ülke Moğolların hâkimiyeti altına girer. Bunun üzerine Sadi Şiraz’dan ayrılır, Mekke’ye gider, uzun seyahatlerden sonra tekrar Şiraz’a döner. Ömrünün son yıllarını burada ibadetle geçiren Sadi, 1292 yılında vefat eder, mezarı Şiraz’dadır.

Advertisement

Leave A Reply