Hac Da Kapının Önünde Aç Da Ne Demektir? Deyimin Anlamı ve Hikayesi

0
Advertisement

Hac Da Kapının Önünde Aç Da ne demektir? Hac Da Kapının Önünde Aç Da sözünün anlamı ve hikayesi nasıldır, nereden gelmektedir?

Hac Da Kapının Önünde Aç Da Anlamı;

Komşun, ev etrafındakiler açken para biriktirerek hacca gitmek yanlıştır. Esas hac ibadeti komşularını doyurduğunda gerçekleşir.

Hac Da Kapının Önünde Aç Da

Deyimin Hikayesi;

Erzurum ilinin bir köyünde, kendi halinde yaşayan bir adamcağız Varmış. Kunduracılık yaparak geçi-rrılrı’ temin edermiş. Kazandığından bir kısmını da kenara ayırmayı adet edinmiş. Adamcağızın bundaki amacı, bir kere gittiği hac yolculuğu-na bir kere daha gitmekmiş. Epey bir zaman sonra, kunduracının kenarda biriktirdiği paralar, hatırı sayılır bir meblağa ulaşmış. Hac için hesabını kitabını yapmış, para hac için yeterlidir, yol hazırlıklarına başlamış. O hazırlık yapa dursun, kümesindeki üç-beş tavuktan biri hastalanıp ölmüş. Adam da bu ölü tavukları alıp kapısının önündeki çöplüğe atmış.

Ertesi sabah bir bakmış ki, ölü tavuk attığı yerde değil. Acaba köpekler mi aldı götürdü diye düşünmüş. Ama köpekler alıp gitmez oracıkta yerdi. Kimin aldığını pek merak etmiş. Birisinin almış olacağından şüphelenmiş. Birisi bu hasta tavuğu yerse, o da hastalanır. Ah keşke gömeydim de böyle ortalığa bırakmasaydım diye üzülmüş. Sağa sola bakınırken, üç beş ev ötesinde oturan dul ve fakir bir kadıncağızın evinden pişmiş tavuk kokusunun geldiğini fark etmiş. Eyvahlar olsun! Bu fukara kadıncağız tavuğu almış olmasın diye gidip kapılarını çalmış. Hakikaten de, dul ve fakir kadın, adamın çöpe attığı tavuğu almıştır. Bacım, o tavuk hasta idi. Yenmez ki! der.

Advertisement
Kadın:

“Ağam, ben fakirim, günler oldu şu çocuklarıma aş edemedim. Bu ölü tavuğu da o sebeple aldım ki, kursaklarına lokma girsin.” Bu sözleri duyan kunduracı: Vay benim halime der. Şu kadıncağız ile yavruları aç yatar aç kalkarlar da, ben kenara akçe yığarım. Sonra da ikinci kez hacca gitmekten vazgeçmiş. Elinde avucunda ne biriktirdiyse kadına vermiş, doyurup giydirmiş. Kendisini bekleyen hac kafilesini de: “Siz varın gidin. Allah haccınızı mübarek etsin diye” uğurlamış. Kafilesi, kunduracıyı köyünde bırakarak yola çıkmış. Ova geçilir, dağ aşılır, çöl gidilir. Onlar mübarek Hicaz’a varmışlar. Kâbe’ye vardıklarında bir de ne görsünler, kunduracı, beyaz ihrama bürünmüş, tavaf ediyor. Şaşırıp kalmışlar. İçlerinden bir kaçı koşarak yanına gidip, sormak istemiş. Ancak gittiklerinde onu gördükleri yerde bulamamışlar.

Bakmışlar, başka bir tarafta yine görmüşler. Bu sefer de o yana koşmuşlar. Ancak yine aynı şey olmuş. Gözlerinin değdiği yere, ayakları değdiğinde, kunduracı orada yoktur. Seslenirler, seslerini duyuramazlar. Bu böyle çokça olur. Nihayet hac vazifesi biter ve kafile geriye, köylerine doğru yola çıkar. Köye dönüp geldiklerinde, konu komşu, hısım akraba, torun torba ziyarete gelip, el öpmek için sıraya girince, hacılar bir türlü ellerini vermemişler. Boş verin demişler, Bizim elimizi öpüp de ne yapacaksınız! Gelin hep beraber kunduracıya gidelim, onun ellerini öpelim. Esas hacı odur. “Hac da kapının önünde, aç da” sözü, işte bu şekilde doğar.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?