Halid Ziya Uşaklıgil Eserlerinin Kısa Özetleri, Edebi Kişiliği, Edebiyatta Yeri

0

Halid Ziya Uşaklıgil’in eserleri, edebiyattaki yeri nedir? Halit Ziya Uşaklıgil’in eserlerinin isimleri ve kısaca özetleri.

Halit Ziya Uşaklıgil

Advertisement

Halit Ziya Uşaklıgil Edebi Kişiliği

Tevfik Fikret’in “Servet-i Fünun Edebiyatı” nazmının temsilcisi olmasına karşılık Halit Ziya Uşaklıgil de bu edebiyatın nesir bölümünün temsilcisi ve en büyük ustasıdır. Bu özellikten ötürü bazı kişiler “Servet-i Fünun Edebiyatı”nı “Tevfik Fikret-Halit Ziya Ekolü” olarak isimlendirmiştir.

“Servet-i Fünun” şairleri her yönden nasıl Tevfik Fikret’i izlemiş, onun etkisinde kalmışlarsa, nesircileri de her yönden Halit Ziya’nın izinde ve etkisinde kalmışlardır.

Halit Ziya Uşaklıgil roman ve hikaye yazarı olarak edebiyatımıza bu türlerin hem ilk hem de en başarılı örneklerini vermiştir. Bu sebeple kendisi “Türk romanının babası” olarak anılmaktadır. Gerçekten de roman tekniği ve hikâye ediş bakımlarından çok usta çok sanatçı bir yazardır. Bir romanda canlandırılması gerekli noktaları maharetle belirtir. Kişileri en bariz yönleriyle okuyucuya tanıtır. Konuları en ilgilendirici şekilde anlatırdı. Bütün bu hususlardaki ustalığında ünlü Fransız romancısı Paul Bourget’nin izlerine rastlamak mümkündür.

Teknik ve hikaye edişteki başarı ve ustalığına karşılık bazı edebiyatçılar Halit Ziya Uşaklıgil‘i fazla alafranga olmak romanlarının kahramanlarını geniş halk yığınları içinden seçmemekle suçladılar. Bu düşünüş romanları için genel olarak haklı görülebilirse de hikayelerinin tümüne yaygın değildir. Hikayelerinde romanlarına göre daha yerli renk ve hava daha ulusal bir nitelik göze çarpar.

Advertisement

Halit Ziya Uşaklıgil’in en aksayan tarafı dili ve anlatımıdır. Yazar yabancı kelime ve tamlamalara çok yer vermiş yazılarını fazla sanat özentisi ile doldurmuş ve konunun dışına taşan şairane tasvirlere yer vermiştir.

Yazarın kendisi de bu kusurları görmüş olduğu için hayatının son yıllarında iki büyük romanını (Mai ve Siyah – Aşk-ı Memnu) belli bir ölçüde sadeleştirerek yeniden bastırmıştır. Romanlarında ve şiirlerindeki bu külfetli diline karşılık Halit Ziya’nın hikayeleriyle romanları dışındaki eserleri daha doğal bir Türkçe ile kaleme alınmıştır.

Eserlerinde realizme yer vermek çabasında görünen lakin duygu, düşünce ve zevk bakımından romantizmin etkisinden tamami ile kurtulamayan bu büyük Türk edebiyatçısının hiçbir zaman unutulmayacak hizmeti ve değeri batılı metodlarla ve edebi ölçülerle yazılmış ilk Türk romanlarının yapıcısı, yaratıcısı oluşudur. Halit Ziya Uşaklıgil Türk edebiyatında bu yönü ile ölmezliğe ulaşmış bir kişi olarak daima yaşayacak ve anılacaktır.

Halit Ziya Uşaklıgil

Başlıca eserlerinin özetleri:

Aşk-ı Memnû

Aşk-ı Memnû, Türkçe karşılığı “Yasak Aşk” olan roman eşini yitirmiş iki çocuklu, orta yaşlı Adnan Bey’in kendinden epeyce küçük Bihter (22) ile evlenmesiyle başlar. Bir aşk birleşmesi olmayan, üstelik kuşak ayrılığı taşıyan bu varlıklı yalı-köşk evliliği, bir yerlerinden çatlak kurum olan nikâh evliliği mi, doğal bir sevgi eğilimine dayalı Behlül-Bihter ilişkisi mi yasaktır, bunun tartışmasını yazar okuruna bırakır. Gerçekte Adnan Bey ile Bihter’in evliliği yasal; Bihter ile Adnan Bey’in yeğeni genç Behlül’ün ilişkisi doğaldır. Arada Behlül ile Adnan Bey’in kızı Nihal’in her iki anlamda da doğru olan yasal-doğal yakınlaşmaları vardır. Yazarın koyduğu tez; Nihal-Behlül gibi yasal-doğal ilişkilerin toplumda pek az mutluluk kapısı bulabildiği, buna karşılık her çeşit aşkların mutsuzluk yarattığıdır. Roman Bihter’ in canına kıyışı, Behlül’ün kaçışı, küskün ve kırgın Nihal ile aynı yazgıdaki babasının çaresiz yalnızlarıyla biter.

Kırık Hayatlar

Kırık Hayatlar, yazarın 1924’te kitaplaşan romanı. Günlük yaşam olayları içinde genellikle orta kat insanların dramlarını sergiler. Öndeki ilk konu çizgisi; evli ve iki çocuklu Doktor Ömer Behiç’in ev dışındaki ikinci ilişkisinin (Neyir), evine ve eşine karşı duyduğu görevleri unutmasını, küçük çocuğunun menenjitten ölümü üzerine vicdan acısı duyup bilinçlenmesini izler. Oysa “kırık hayatlar” yalnız onlarınki değildir.

Advertisement

Çeşitli vesilelerle romana giren kişilerin yaşamlarında da sürüp gitmektedir; Ferruh Beyle Rafet ve Şekûre Hanımlar üçgeni, Mürüvvet Hanımın boşanamadığı için yaşadığı düş kırıklığı, Andelip Bacının dul yalnızlığı, Sûzidil’in ezik ve mutsuz yaşamı; koca dayağına yargılı yazgısı ayrı ayrı kırık hayatlardır.

Kırk Yıl

Kırk Yıl, yazarın ilk anılar derlemesi (5. cildi 1936’da 6. cildi 1969’da basıldı). Önemli yanı; kişisel yaşam olaylarını açıklaması değil, yazarın da bağlı bulunduğu Servetifünun (Edebiyat-ı Cedide, 1896-1901) topluluğunun oluşum, gelişim özelliklerini yansıtması, çağın edebiyat dünyasına her bakımdan tanıklık etmesidir. Mai ve Siyah, roman Mülkiye Mektebi’nin son sınıfında okurken babasını yitirdiği için geçim sağlayıcı işlere bağlanan, bu arada başarı kazanacağı edebiyat dünyasının düşlerini kuran Ahmet Cemil adlı romantik bir gencin gerçekçi (realist) anlatışıdır. Yazılmamış eserinin kendisine hem ün hem zenginlik getireceğini uman Ahmet Cemil, basın işleri, çeviriler ve özel derslerle ev geçindirirken, bir matbaaya da ortak olur. Matbaa sahibinin oğluyla evlenen kız kardeşi İkbal bir geçimsizlik kavgası sırasında çocuğunu düşürüp ölürken şiirlerini okuduğu arkadaşları bu düzeye ilgisiz kalmış, üstelik ters eleştiriler doğmuştur. Uzaktan sevdiği Lâima’nın da varlıklı biriyle evlenip nasip ufkundan uzaklaştığını gören Ahmet Cemil, birkaç yanlı yenilgilerin altından kalkamaz; Yemen dolaylarındaki mutassarrıflık görevine giderken nerdeyse bir intihar adayıdır. Böylece mai düşlerle başlayan eser, çabasız ve çatışmasız Ahmet Cemil’in kara bir gecedeki umutsuzluğuyla birlikte Arabistan yolculuğu başlarken sonuçlanır.

Saray ve Ötesi

Saray ve Ötesi, yazarın anı dizisini oluşturan üç kitaptan biri. Mabeyn başkâtibi olarak görevlendirildiği 1908 yılından başlayarak dört yıllık sürede rastladığı olaylarla tanıdığı kişileri, saray yaşamım ve eleştirilerini içerdiği gibi Kırk Yıl adlı ilk anılar dizisinin eksik kalan yerlerini de tamamlar, eser bu görevden ayrıldığı 1912’ye kadarki izlenimleri ilettiği gibi son bölümlerinde kendi ev yaşamını, görevle yüklendiği Paris yolculuğunu, öğretim görevlerini, Avrupa görgülerini, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerini özetler.

Halit Ziya UşaklıgilHALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866 – 1945)

İstanbul’da doğan Halit Ziya, gençlik yıllarını İzmir’de geçirdi. Orada yazı yaşamına başladı. Arkadaşlarıyla birlikte Nevruz ve Hizmet gazetelerini çıkardı. İzmir Rüştiye ve İdâdîsinde Fransızca öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra İstanbul’a gelerek 1896’da Servet-i Fünûn Topluluğuna katıldı. Meşrutiyetten sonra Dârülfünunda Batı edebiyatı okuttu. Bir ara Fransa ve Almanya’ya gönderildi. Cumhuriyet Döneminde de çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yayımladı. Anılarını yazdı.

Halit Ziya yazı yaşamına çevirilerle başlamıştır. Onun Fransız yazarlarından bazılarının öykülerini “Bütün bölüm ve parçalarını aslına bağlı kalarak noktalamada bile asıllarına uymaya çalışarak” Türkçeye çevirme denemeleri vardır. Bu durum yazarın Fransız edebiyatını da çok iyi bildiğini göstermektedir. Türkçenin Fransızcaya uygulanmasından Servet-i Fünûn düz yazısının üslûbu doğmuştur.

Kurduğu roman tekniği ve güçlü anlatımıyla sadece Edebiyat-ı Cedîdenin değil, XX. yüzyıl Türk edebiyatının da en güçlü romancılarındandır. Fransız realist ve natüralistlerinin etkisinde psikolojik tahlillerin ağır bastığı eserleriyle ün kazanmıştır.

Romanlarında daha çok aydın çevreleri konu edindiği hâlde, öykülerinde halka inmiş ve daha yalın bir dil kullanmıştır.

Mâi ve Siyah, Aşk-ı Memnu ve Kırık Hayatlar en tanınmış romanlarıdır. Aşka Dâir, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Onu Beklerken gibi öykü kitapları da bulunan yazar, anılarını Kırk Yıl ve Saray ve Ötesi adlarıyla yayımlamıştır.


Yorum yapılmamış

Leave A Reply