İnsan Felsefesi Nedir? Konusu Önemli Filozofları Öncüleri Hakkında Bilgi

0
Advertisement

İnsan felsefesi nedir, özellikleri nelerdir? İnsan felsefesinin öncüleri, filozoflar, özellikleri, hayatları hakkında bilgi.

insan felsefesi

Kaynak: pixabay.com

İnsan Felsefesi

SOFİSTLER: “Sofist” sözcüğü, Yunanca’da “Bilgili kişi” anlamına gelir. Ancak bazıları bu sözcüğü “safsatacı, laf ebesi” gibi kötüleyici anlamda da kullanmışlardır. Sofistlere göre, herkes için geçerli genel doğrular yoktur. Benim için doğru olan, bir başkası için yanlış; iyi olan da kötü olabilir. Bu görüşleriyle Sofistler, hem bilgi, hem de değerler alanında bir “görecilik – relativizm” ve “Kuşkuculuk – septisizm” felsefesini savundular. Sofistlerden Protagoras, (İ.Ö. 5. yy):

“İnsan, herşeyin ölçüsüdür.”

‘”Herşey bana nasıl görünüyorsa benim için böyledir, sana nasıl görünüyorsa senin için de öyle… üşüyen için soğuk olan rüzgar, üşümeyen için soğuk değildir.”

“Tanrılar üzerine bilgi edinmede çaresizim; ne var olduklarını, ne de varolmadıklarını, ne de ne şekilde olduklarını söyleyebilirim. Çünkü, bilgi edinmeyi engelleyen çok şey vardır: Duyularla algılanmamaları, insan yaşamının kısa oluşu.” sözleriyle göreci ve kuşkucu bir anlayış ortaya koyar. Ayıca bilginin doğruya değil “yarara” dayandığını; bir düşüncenin bir başka düşünceden daha doğru olmadığını ama daha yararlı olabileceğini; daha yararlı düşüncesi olan kimsenin daha bilgili sayılması gerektiğini ileri sürerek, göreci ve kuşkucu tutuma bir de pragmacı (yararcı) anlayışı katar.

Advertisement

Bu düşünceleri geliştiren Kritias, “Tanrıların ve dinin, zeki devlet adamlarının, uyruklarını baş eğdirmek için ortaya attıkları şeyler olduğunu”, Thrasymakhos, “yasa ve adalet denilen şeyin, aslında, güçlüye ve egemen olana yararlı, güçsüze ise zararlı olduğunu” bütün yasaların güçsüzler tarafından, kendilerini korumak ve güçlülerin elini kolunu bağlamak amacıyla ortaya konduğunu, savunmuşlardır. Sofistlerden Antiphon, doğal hukuk ile pozitif (insanların koyduğu) hukuk arasındaki karşıtlığı belirterek yalnız sanılara dayanan “konulmuş yasaların güçsüz olduğunu söyler ve buradan insanların “doğadan eşit” oldukları sonucunu çıkarır: “Yalnız Yunanlılar kendi aralarında değil, Yunanlılar ile Barbarlar da eşittir.” Bunun için, toplum içindeki sınıf ayrılıkları, ayrıcalıklar, soyluluklar v.s hep insanın kendi koymalarıdır. Oysa toplum insanoğlunun yararı için kurulmuştur, bundan dolayı herkes ondan eşit olarak yararlanmalıdır.

SOKRATES:

İ.Ö. 469-399 yıllarında Atina’da yaşadı. Sokrates de Sofistler gibi, Doğa Felsefe-si’yle değil insanla ve ahlak sorunlarıyla ilgilendi. Ancak, Sofistlerin kişiden kişiye değişen ampirik,

keyfi, rastlantısal öznelliğinin yerine; şu ya da bu kişiye bağlı olarak değişmeyen mutlak ve akılsal bir öznellik koymaya yöneldi. Onun için, gerçek değer taşıyan bilgi, insanın kendi öz varlığına ilişkin olan bilgiydi. Bundan dolayı “Kendini bil, tanı.” sözünü kendine ilke edinmiştir. Ona göre, iyilik, kötülük, erdem gibi ahlaksal gerçekler kişi ve toplumlara göe değişken değerler değildi. Filozofun görevi, kuşku, inkar etme, araştırma ve eleştirme yoluyla; iyilik, kötülük, adalet v.s gibi kavramların tam bir bilgisine ulaşarak onların kesin tanımlarını ortaya koymaktır. Bu bilgiler aslında insan ruhunda gizli, örtülü olarak vardır (inneizm), önemli olan bunların ortaya çıkmalarına yardım etmektir. Bu nedenle Sokrates araştırmalarında kullandığı soru-yanıt yöntemine “maieutike – doğurtma sanatı” adını vermiştir. Sokrates, ahlaklı olmakla bilmeyi bir tutar. Bu anlayışını ifade eden “Kimse bile bile kötülük yapmaz”, “Erdem bilgidir.” sözlerinin ona ait olduğu kabul edilir.

Advertisement

PLATON:

M.Ö. 427-347. Yunan filozofudur. Birçok felsefe tarihçisine göre, batı metafizik düşünüşünün kurucusudur.

Platonun felsefesi beş ana görüşte toplanır: Devlet, idealar, bilgi, yaratılış, ölümsüzlük.

a) Devlet:

Platonun devleti ilk Ütopya (hayali devlet) dır. Köle emeğine dayanan aristokratik ve totaliter bir devlettir. Bu devlette; yöneticiler, koruyucular (askerler) ve halk (çiftçiler ve zanaatkarlar) tan oluşan üç smıf bulunur. Yöneticiler, devleti yönetip adalet ve doğruluğu gerçekleştirecekler, askerler devleti koruyacaklar, çiftçiler ve zanaatkarlar da toplumun diğer ihtiyaçlarını karşılayacaklardır. Yöneticiler ve askerlerin mal ve mülkü olmayacaktır. Mülkiyet edinme sadece halka tanınmıştır. Çünkü malı olan kişinin aklı malında olur, ne yöneticilik ne askerlik yapabilir. Halkmsa aklının malında olması gerekir, çünkü böylelikle daha iyi çift sürüp, daha iyi çömlek yapar.

Advertisement
b) İdealar ve Bilgi:

Platona göre bilgi değişmez olanın (idea) bilgisidir ve ancak akılla kavranabilir. Değil başkalarının, kendi duyumlarımızı bile akılsal sınıflamalar yapmadan bilemeyiz. Örneğin, “üşüdüm” derken, üşüyenin kendimiz olduğunu, ancak kendimizi bitkilerden, hayvanlardan ve diğer varlıklardan ayırabildiğimiz, yani sınıflandırabildiğimiz ölçüde bilebiliriz. Demek ki bilgi akılsal ve kavramsaldır. Bizim gördüğümüzü söylediğimiz nesneler aslında gerçek olarak yoktur, sadece gölgedir, görüntüdür. Örneğin, “masa” diyoruz, masa nedir? “Serttir”, ama bu bir kavramdır; “Dörtköşedir” bu da bir kavramdır, “sarıdır” bu da bir kavramdır. Bunlar yok sayarsak geriye ne kalır, “hiç”. Demek ki gerçek olan nesneler değil, kavramlardır, idelerdi Bireyseller değil tümellerdir. Nesneler ancak bunlardan aldığı pay oranında var olurlar. Öyleyse evren: İdeler evreni ve gölgeler evreni olarak iki tanedir.

Platon’a göre “bilgi” sadece bir anımsamadır. Ölümsüz olan “ruh” önce ideler evreninde-dir. Ölümsüz ruh, ölümlü bedene girmeden ideleri tanımıştır yani bilgi sahibidir. Ama bu bilgileri ancak eğitimle anımsayabilirler. Çünkü, araştırılan şey biliniyorsa araştırma yararsızdır, araştırılan şey bilinmiyor ise bu kez de araştırma olanaksızdır (neyi arayacağımızı bilmediğimize göre). Öyleyse araştırma hem bilinen, hem bilinmeyen bir şey üzerine yapılmaktadır. Bu ise “anımsama”dan başka bir şey olamaz ona göre.

Yaratılış ve Ölümsüzlük: Evreni yaratan, niçin yaratmıştır? “Yaratan ‘iyi’ydi, her şeyin kendisine benzemesini istedi. Düzenin düzensizlikten daha iyi olduğunu bildiğinden bir düzene soktu. Zekası olan bir bütünden zekasız bir şey çıkamayacağını düşünerek zekayı ruha, ruhu da bedene koydu.” Platon’daki bu tanrı, yaratıcı (yoktan var edici) bir tanrı değil, düzenleyici bir güçtür. Bu düzenleyici (adına Demiurgos diyor) ilksiz ve sonsuz bir madde bulmuş ve ona biçim vermiştir. Ruh ölümsüz bir varlıktır ona göre.

Advertisement

ARİSTOTELES:

(Aristo) M.Ö. 384-322. Platonun öğrencilerindendir. “lise” adını verdiği bir okul açmıştır. Bu okulda daha çok hayat ve doğa bilimlerinin egemenliği görülür. Oysa, Platonun akademisinde, matematik, politika ve teorik felsefeye önem verilmekteydi.

Ona göre, insan faaliyetlerinin üç yönü varır: Sanat, ahlak, bilim.
Bunlardan üç bilim grubu doğar.

a) Poetik (şiir), retorik (hitabet), organon (mantık)
b) Etik (ahlak), ekonomi, politika
c) Fizik, meteoroloji, hayvanların tarihi, psikoloji, metafizik.

Aristo, hemen her konuda yazmış, ancak bunların günümüze pek azı kalmıştır.

Advertisement

Felsefesini, şu alanlarda özetleyerek sıralayabilir.

a) Mantık: (Organon)
b) Psikoloji: Ona göre ayrı ayrı ele alınabilecek üç çeşit ruh vardır.

1- Bitkisel Ruh: Beslenme ve üreme özelliklerine sahiptir.
2- Hayvansal Ruh: Beslenme, üreme ve hareket özellikleri vardır.
3- İnsansal Ruh: Hayvansal ruhtan fazla olarak akıl (düşünme) özelliği bulunur.

Ona göre ruh, bedenin biçimlenme ve hareketlerini bir amaca doğru yönelten nedendir. Ruhun kendisi cisimsel değildir ama, bedeni hareket ettiren, ona egemen olan güçtür. Bu anlamda ruh bedenin işlevidir (fonksiyonudur).

Advertisement
c) Ahlak:

Ona göre, ahlakın amacı mutluluktur. İnsan ancak, aklı ile, aklını kullanmasıyla, aklının etkinliğiyle mutlu olabilir. Akıl bize doğru olan orta yolu, ya da ölçülülüğü verir. Örneğin, cömertlik: Cimrilikle savurganlık arasındaki doğru olan orta yoldur, ölçüdür. Yine, örneğin cesaret; korkaklıkla budalaca ortaya atılmak arasında doğru olan orta yoldur. Ancak, bunu yapabilmek için Sokrates’teki gibi sadece bilmek yetmez, insanın isteklerini zaman içinde eğitmesi de gereklidir.

Aristo, bu alanda da Platon gibi, ideal bir devlet bir toplum önermiyor, sadece var olan devlet ve hükümet biçimlerini ortaya koyup, eleştirmekle yetiniyor.

d) San’at:

Ona göre sanat yaratıcı bir etkinliktir, ama aynı zamanda bir taklit (mimesis) işidir. Örneğin, edebiyatın taklit konusu insanlar ve bunların eylemleridir. Taklit araçları ise söz, ölçü ve uyumdur. Sanatın amacı ise ahlaksaldır. Sanat insanı duygulandırmalarıyla öyle etkiler ki ruh temizlenir, arınır (katharsis). Sanatın da konusunu ele alıştaki anlayışı, bilim gibi özellerde gerçekleşen “genel”i göstermektir.

e) Metafizik:

Mantık, düşünmeyi incelerken, bu arada var olanı da incelemiş olur, çünkü düşünme varlığı da yansıtır. Ama varlığın asıl yapısını ve iç bağlantısını, ancak, var olanların özüne ve nedenlerine yönelmiş olan “metafizik”te kavrarız.

Advertisement

Platon’a göre varlıkların nedeni, ayrı bir evrende var olan “idea’lardır. Aristo’da ise bu tümeller (ideler) bizzat varlığın içindedir, yani ayrı bir ideler evreni yoktur (buna konseptualizm denir).

Ona göre varlık dört nedenle oluşur ve değişir.

1- Maddesel neden (örneğin bir bina yapımı için gerekli malzeme)
2- Biçimsel neden (plan)
3- Hareketsel neden (usta, işçi, v.s)
4- Ereksel neden (hangi işte kullanılacağı, ne işe yarayacağı).

Varlıkların tümünün ilk hareketsel nedeni tanrıdır.

Advertisement
f) Fizik:

Ona göre, her değişmenin koşulu “harekettir”. Cisimler ağırlıklarına göre, merkezden toprak, su, hava ve ateş biçiminde sıralanır. Bu sıralanma onların doğal yeridir. Doğal yeri değiştirmek zorla yapılan bir harekettir. Taşı havaya fırlatırsan, doğal yeri olan toprağa düşer. Fırlatma zorla, düşme doğal bir harekettir. Özetle, ona göre cisimler ağır olduğu için düşerler. “Ay” niye düşmez? Bu soru, ona göre anlamlı değildir, çünkü ay ve diğer varlıklar cisimsel olmayan ışık parçalarıdır.


Leave A Reply