Normanlar Kimlerdir?

0

Normanlar kimlerdir? Normanlar nerede ve ne zaman yaşamışlardır? Normanların özellikleri, tarihçesi, hakkında bilgi.

Advertisement

Normanlar

Normanlar; Fransa’nın (ya da Frank Krallığı’nın) kuzeyine yerleşen Vikingler ve torunlarıdır. Normandiya Düklüğü’nü kurarak, fetih ve kolonileşme amacıyla İtalya’ nın güneyi, Sicilya, İngiltere, Galler, İskoçya ve İrlanda’ya seferler düzenlemişlerdir.

Adlarını “Kuzeyliler” anlamına gelen Nortmanni sözcüğünden alan Normanlar Danimarka, Norveç ve İzlanda kökenli putperest barbar korsanlardı. Bir olasılıkla İskandinavya’da nüfus artışı ve kabile toplumunun belirli bir iç farklılaşma geçirmesi üzerine 8. yüzyılda Avrupa’nın kıyı yerleşmelerine saldırarak yağmalamaya başladılar. 9. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’nın kuzey ve batı kıyılarına saldırılarını artırdılar. Yaklaşık 900’de, Aşağı Sen Irmağı vadisindeki Frank topraklarında bir köprübaşı edindiler. İskoçya ve İrlanda’ya yönelik akınlarda büyük bir Viking önderi olarak ünlenen Rollo çok geçmeden burada koloni kuranlar arasında da öne çıktı. 911’de Fransa kralı III. Charles, Rollo ile yaptığı Saint-Clair-sur-Epte Antlaşması ile Sen Irmağı ağzındaki topraklan ve bugünkü Rouen kenti yöresini Vikinglere bıraktı. Vikingler ya da daha sonraki adlarıyla Normanlar, batıya doğru genişleyerek bir kuşak sonra Aşağı Normandiya topraklarına egemen oldular. 11. yüzyılın ortalarına değin, kendilerine Normandiya dükü ya da kontu unvanını veren acımasız ve güçlü beyler, bölgenin yerli Frank halkı üzerinde olduğu kadar eski İskandinav yönetici sınıfı üzerinde de siyasal egemenlik kurmaya çalıştı.

Sonuçta Hıristiyanlığı kabul etmelerine, Fransızcayı benimsemelerine ve Normandi-ya’ya yerleşmelerini izleyen yıllarda denizciliği bırakıp karada Franklar gibi zırhlı süvari birlikleri oluşturmalarına karşın, Normanlar korsan Viking atalarının birçok alışkanlığını korudular. Normandiya’dan Avrupa’nın çeşitli bölgelerine düzenledikleri seferlerin en önemlisi, 1066’da Normandiya dükü William’in (sonradan İngiltere kralı I. William [Fatih]) İngiltere’yi istila etmesi oldu. Serüvenci Normanlar 11. yüzyılın başında İtalya’nın güney kesimine ve Sicilya’ya doğru, uzun süreli ve daha plansız bir göç hareketini de başlattılar. Buralarda yerel soylular hesabına Araplara ve Bizanslılara karşı paralı asker olarak savaştılar. Yeni göç dalgalarıyla sayıları arttıkça, daha önce yanında çalıştıkları beylerden toprak kopararak küçük prenslikler kurdular. Bu serüvencilerin en ünlüleri olan Tancrède de Hauteville’in oğullan, 1050’lerde İtalya’nın güney kesimindeki Calabria ve Puglia (Apulia) bölgelerinde, sonraki 10 yılda da Sicilya’da kendi yönetimlerini kurdular. Tancrède’in torunlarından II. Roger (Ruggiero) 12. yüzyılın başında bu toprakları birleştirerek Sicilya Krallığı’m kurdu ve bu soydan krallar 12. yüzyılın sonuna değin Norman karakterlerini korudular.

Normanlar çağdaşları tarafından dizginle-nemeyen, kendilerini bulunduktan ortama hızla uyarlayabilen, gördüklerini taklit edebilen bir halk olarak tanındı. Birinci özellik, doğal elemeye benzer bir süreç aracılığıyla, her Norman devletinde son derece yetenekli ve acımasız bir hükümdar soyunun yetişmesine katkıda bulundu. Normandiya, İngiltere ve Sicilya’nın ilk Norman beylerinin çoğu, istikrarlı ve kalıcı siyasal kurumlar oluşturma yetenekleri açısından Batı Avrupa’da dönemlerinin en güçlü ve başarılı dindışı hükümdarlan arasında yer aldı. Taklit ve uyarlanma yetenekleri ise Avrupa tarihinin bütünü açısından daha da önemli oldu. Normanlar başlangıçta yağmacı ve kan dökücü putperestlerdi. Karolenj ve Capet hanedanlarıyla anlaşmaya ve dil olarak Fransızcayı, din olarak da Hıristiyanlığı kabul etmeye zorlanınca, eskiden saldırdıkları, zamanla içinde eridikleri uygarlığın misyonerleri ve yayıcıları oldular. Karolenj feodalizminin ilkelerini hızla kavradılar; Normandiya 11. yüzyılda Batı Avrupa’nın en yüksek düzeyde feodalleşmiş devletlerinden biri oldu.

Advertisement

Şato yapım sanatı daha önce de bilinmekle birlikte, Normanlar basit, ama çok etkili şatolar yapmakta ustalaştılar. Bu amaçla bir tümseğin üzerinde kurulu ahşap kazıklı perde ve kule, bir hendek ve ahşap bir duvar ile çevriliyordu. Açık arazide küçük süvari birliklerinin yürüttüğü savaşın tamamlayıcı öğeleri olan bu küçük, palanga benzeri müstahkem mevkiler Norman yayılmasının ve istilasının simgesi oldu. Normanlar başlangıçta at sırtında savaşma tekniğinin acemisi ve taklitçisiydiler, ama çok geçmeden süvari savaşında da ustalaştılar. Frank, Angevin ya da Breton karşıtlarıyla aynı cins savaş atlarına binen Normanlar, kuzeybatı Avrupa savaşçıları arasında yaygın olan ağır örme zırhlı yelekler giyiyor, konik miğfer takıyor, armudi uçurtma biçiminde bir kalkanla korunuyorlardı. Enli büyük kılıçlan, ince uzun kargıları vardı. Böyle bir donanımla Norman süvarileri, karşılarına çıkan en güçlü ordularla baş edebileceklerini birçok kez kanıtladılar. Bu başarı bir ölçüde, Norman şövalye sınıfının genç savaşçıları eğitmeye verdiği önemden kaynaklanıyordu. Normanlar, 10. ve 11. yüzyıllarda Karolenj yönetiminde gelişen şövalyelik töresini büyük bir hevesle benimsediler.

Bir bakıma İslam kültür dairesi içindeki Türkler gibi, Hıristiyanlık âleminde de Normanlar Karolenj feodalizminin, süvari ve şato savaşının tipik uygulayıcıları olmanın yanı sıra, dinde öğretiye bağlılığın da savunucusu oldular. Normandiya düklerinin korumasında bölgede dinsel yaşam canlandı; Norman manastırları, Benedikten yaşamının ve eğitiminin tanınmış merkezleri haline geldi. Bunun başlıca nedeni Norman olmayan bilginlerin ve reformcuların Normandiya‘da yerleşmeye özendirilmesiydi. 11. yüzyılda Normandiya’da görülen büyük dinsel canlanmanın bir yönünü de, Roma’ya ve Kutsal Topraklar’a haccın yaygınlaşması oluşturdu. Bu hac özlemi Normanları İtalya’nın güney kesimini istila etmeye yönelten etmenlerden biriydi. Birçok Norman soylusu iman, serüven aşkı ve yeni fetihler yapma isteğiyle Akdeniz’e indi. Buna karşılık, 12. yüzyılda kurulan kısa ömürlü Antakya Haçlı Kontluğu dışta bırakılırsa, ilk Haçlı seferlerinde Normanların rolü önemsizdir.

Normanlar İngiltere’ye de kendilerine özgü feodal yasallık yapılarını, güçlü kişisel yönetim anlayışını ve mali kurumlan getirmekle birlikte, var olan kurumların ve geleneklerin birçoğunu benimsediler. Hatta I. Henry’nin yönetiminin sonuna gelindiğinde (1135) bile, İngiltere’de krallık yönetiminin yapısı Anglosakson özelliklerini korumaktaydı: Monarşi, kralın danışma konseyi, kraliyet mührü ve kâtipliği, il (shire) sistemi ve şerifler, ikili bir gelir sistemi hep bu özelliklerdendi (söz konusu maliye sistemi, kraliyet malikânelerinin geliri ile toprak sahibi sınıftan alınan dolaysız vergilerden oluşuyordu). Ama Normanların yönetiminde ve onların getirdiği maliye bakanlığı, gezici mahkemeler, yeminli soruşturmalar gibi bir dizi yenilikle bu sistem 1066’dan sonra eskisinden çok daha etkili biçimde işledi. Bir başka önemli olgu da, İngiltere’ nin dıştan gelecek saldınlara karşı güvenliğinin böylece sağlanmış olmasıydı, İngiltere’de Normanların etkisi kilisenin örgütlenme ve disiplin açılarından gelişmesini sağladı.

Özetle, 11. ve 12. yüzyıllarda Normanlar enerjileri ve girişimcilikleriyle Avrupa’da merkezi otoriter yönetimin, feodalizmin, süvari savaşının ve dinsel reformun yayıcısı oldular.


Leave A Reply