Nükleer Silahlar Nelerdir? Özellikleri Tarihçesi ve İlk Kullanımları

0

Nükleer silah nedir? Nükleer silahlar nelerdir, özellikleri, tarihçeleri ve keşfi. Nükleer silahların ilk kullanımları hakkında bilgi.

Nükleer Silahlar

Nükleer silahlar, atom silahları, çekirdeksel silahlar olarak da bilinir, uçak, güdümlü füze, yörüngede bir uydu ya da başka bir stratejik sistem aracılığıyla gönderilebilen ve gücünü atom çekirdeğinin bölünmesi (fisyon) ya da kaynaşmasından (füzyon) alan bomba ya da savaş başlıkları. Füzelere hatta top mermisi gibi “gönderme araçları”na yerleştirilebilen nükleer silahlar, bugüne değin geliştirilen en etkili patlayıcı aygıtlardır. Atom çekirdeğinde saklı enerji, iki tür çekirdek tepkimesi yoluyla yıkıcı güce dönüştürülebilir. Çekirdek bölünmesi, ağır bir elementin çekirdeğinin iki parçaya ayrılması olgusudur. Çekirdek kaynaşmasında ise, en hafif element olan hidrojenin çekirdekleri, sıkıştırılarak birbirleriyle kaynaştırılır. Bu sınıflandırmaya göre nükleer silahlar, bölünme (“atom”) ve kaynaşma (“hidrojen”) bombalan olarak ikiye ayrılır.

nukleer silah

Bombalar

Bölünme bombalarında yakıt olarak uranyum ya da plütonyum kullanılır. Yeterli miktarda yakıt üzerine ani olarak çok yüksek basınç uygulandığında, bir çekirdeğin bölünmesi başka çekirdeklerin de bölünmesine yol açar; bu da daha çok çekirdeğin bölünmesine neden olur. Yakıt bitene kadar süren bu sürece zincirleme tepkime(*) denir ve bunun için gereken yakıt miktarı “kritik kütle” olarak adlandırılır. Kritik kütle yakıtın türüne, arılığına ve kullanım miktarına (kütle) bağlıdır. Atom bombasında kritik kütlenin oluşturulması iki yöntemle sağlanır. Namlu yönteminde, kritik kütleden ufak bir yakıt parçası, bir namlu içinden başka bir yakıt parçasına doğru fırlatılır; çarpışma anında oluşan kritiküstü kütle bir zincirleme tepkimenin başlamasına yol açar. İçe patlama türü bombada ise, bölünmeye girebilecek maddeden yapılmış içi boş küre biçimindeki bir yakıt kütlesini çevreleyen patlayıcılann ateşlenmesiyle yakıt kütlesi sıkışarak tek bir kritiküstü kütle haline gelir. Bu yöntem daha etkilidir ve daha az yakıt gerektirir.

Kaynaşma bombaları, yalnızca çekirdek bölünmesinden yararlanılan bombalara oranla çok daha güçlüdür; bununla birlikte kaynaşma bombalarının çok küçük tipleri de yapılmıştır (bak. nötron bombası). Kaynaşma bombasında, yakıt olarak kullanılan trityum (hidrojenin ağır bir izotopu) atomlarını sıkıştırmak için gereken devasa basınç, fünye olarak kullanılan bir bölünme bombasıyla yaratılır. Bomba içinde kullanılan özel ışınım yansıtıcıları, bölünme bombasının yarattığı ve X ışınları ile gamma ışınlarından kaynaklanan “ışınım basıncı” nın dışa doğru yayılmasını önler. Yansıtıcılar ışınım basıncının, yakıtı içeren ufak bir silindiri aynı anda her taraftan sıkıştırmasını sağlar. Bu sıkıştırma, bombanın zırhı ve başka bölümleri, daha yavaş yol alan öbür patlama parçacıkları tarafından tahrip edilmeden gerçekleşmelidir; ışınımın patlama parçacıklannın önüne geçerek çekirdek kaynaşmasını gerçekleştirebilmesi için saniyenin milyonda biri kadar bir gecikme yeterlidir.

Bir nükleer bombanın patlama gücü, aynı şiddette bir patlamayı yaratmak için gereken TNT miktarı olarak, bin ton (kiloton) ya da milyon ton (megaton) birimleriyle ifade edilir. Bölünme bombaları için genel olarak kiloton birimi kullanılır; buna karşılık 60 megaton patlama gücünde kaynaşma bombaları yapılmıştır.

Tarihçe

Çekirdek bölünmesinin bulunuşundan, bölünme enerjisinin Hiroşima kentinin yok edilmesinde kullanılmasına değin geçen süre yalnızca altı yıldır. 1939 başlarında Alman kökenli fizikçiler Otto Frisch ve Lise Meitner, başka bir Alman bilim adamı olan Otto Hahn’ın ortaya koyduğu deneysel bulgular üzerinde yaptıklan çalışmalar sonunda, uranyumun belirli bir izotopunun atomlannın, nötron bombardımanı altında ikiye bölündüğünü ve bu sırada yeni nötronlar ile büyük miktarda enerjinin açığa çıktığını buldular. Uranyum atomunun bir nötron soğurmasından sonra birkaç nötronun ortaya çıktığı anlaşılınca, enerji açığa çıkaran bir zincirleme tepkimenin oluşturulması olanağı doğdu.

Albert Einstein‘ın kendisine yazdığı bir mektup sonucunda çekirdek’ bölünmesinin askeri önemini kavrayan ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt 1942’de, daha sonraları Manhattan Projesi olarak adlandırılan atom bombası geliştirme çalışmalarının başlatılmasını sağladı. Manhattan Projesi, ABD’de birçok yerde, her biri çözülmesi gereken bir problem üzerinde çalışan bilim adamı gruplarından oluşmuştu. Berkeley (California), Oak Ridge (Tennessee) ve Hanford’daki (Washington) tesislerde yakıt hazırlandı; zincirleme tepkime konusu Chicago Üniversitesi’nde araştırıldı; bombalar New Mexico eyaletindeki Los Alamos’ta tasarımlandı ve gerçekleştirildi.

İtalyan fizikçi Enrico Fermi yönetiminde 2 Aralık 1942’de gerçekleştirilen ilk zincirleme tepkime, projenin dönüm noktasını oluşturdu. “Y. Projesi” olarak bilinen, ABD’li fizikçi J. Robert Oppenheimer’in yönetimindeki Los Alamos grubu, 16 Temmuz 1945’de ilk atom bombası denemesini gerçekleştirdi. “Trinity” adı verilen bomba plütonyum yakıtlı ve içe patlama türünden, 20 kiloton gücündeydi. 6 Ağustos 1945’te bir B-29 bombardıman uçağıyla Hiroşima’ ya atılan ve kentin üçte ikisini yok eden bomba ise daha önce denenmemiş, namlu tipi, uranyum yakıtlı bir bombaydı. Üç gün sonra Nagasaki’ye “Trinity” bombasının bir benzeri atıldı.

nukleer silah

Atom Bombası

Başka ülkelerde atom bombası geliştirme çalışmaları daha yavaş ilerledi. SSCB’de ilk atom bombası 1949’da, Fransa’da 1960’ta, Çin’de ise 1964’te denendi. Günümüzde birçok ülke nükleer silah üretimi için yeterli bilgi ve malzemeye sahiptir.

Kaynaşma bombasının gelişiminin bölünme bombasından sonra olmasının bir nedeni, dönemin en gelişkin bilgisayarlarında bile ancak çok uzun sürelerde gerçekleştirilebilen karmaşık hesaplar içermesiydi. 1 Kasım 1952’de ABD, ilk termonükleer kaynaşma bombasını Büyük Okyanusta bir adada denedi. SSCB ilk kaynaşma bombasını 1956’da, İngiltere 1957’de, Çin 1967’de, Fransa 1968’de denedi.

Nükleer bombanın yıkıcı etkileri patlama etkisiyle sınırlı kalmaz. Öteki etkileri ortama yayılan ısının yakıcı etkisi ile radyoaktif izotoplar biçiminde yüzlerce hatta binlerce yıl çevrede kalabilecek öldürücü ışınımdır. Patlama sonunda atmosfere itilen radyoaktif tozların neden olduğu “serpinti” rüzgârlarla uzun mesafelere taşınarak uzun süreli bir radyoaktif tehlike oluşturabilir. Yapılar ve tesisler gibi inorganik maddelere zarar vermeden canlı dokuları yok eden özel bir tip ışınım (nötron demeti) üreten bombalar, yoğunlaştırılmış ışınım silahlan (nötron bombası) olarak bilinir.

Nükleer silahların etkili olabilmesi, patlama kuvvetinden çok, kullanılan gönderme sisteminin algılanamama ve hedefi tam bulabilme özelliklerine bağlıdır. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan bombalar büyük ve vurulması kolay uçaklarla taşınmıştı. Günümüzde nükleer bombalar füzelere, hatta obüslere sığacak kadar küçülmüştür. Bilgisayarlı füze güdüm sistemlerinin gelişimi, nükleer silah gönderme sistemlerinde devrim yaratmıştır. Bu teknikler kullanılarak, alçaktan uçup hedefi büyük doğrulukla bulan ufak robot uçaklar olan “Cruise” füzeleri ile uzaydan atmosfere girişte taşıyıcı füzeden ayrılarak her biri ayn bir hedefe yönlendirilen çok sayıda savaş başlığı taşıyan “MIRV” füze sistemleri geliştirilmiştir. Füzeler denizaltılardan ya da kara üslerinde-ki korunmuş silolardan da fırlatılabilmektedir.

SSCB ile ABD arasında, nükleer silah denemelerini sınırlamaya yönelik ilk görüşmeler 1950’lerin ortalarında başladı. 1963’te ABD, SSCB ve İngiltere’nin imzaladığı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Antlaşması’na birkaç ülke dışındaki bütün ülkeler katıldı. Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT) ise 1969’da başladı. Silahların denetimi için benzer görüşmeler 1980’ler boyunca sürdü. 8 Aralık 1987’de Ronald Reagan ile Mihail Gorbaçov orta menzilli nükleer silahların ortadan kaldırılmasını öngören bir antlaşma imzaladılar.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?