Osmanlı “19. ve 20. Yüzyıl Dönemi” Mimari Özellikleri ve Yapıları Nelerdir?

0
Advertisement

Osmanlı mimari dönemleri incelenirken ki “19. ve 20. Yüzyıl Dönemi” mimarisinin özellikleri ile birlikte bu mimari ile verilmiş olan örnek yapılar nelerdir?

19. Yüzyıl

Bu yüzyıl Osmanlı mimarlığında çeşitliliğin arttığı bir dönem oldu. Barok ve rokoko öğelere, gene Avrupa’nın tarihseldi mimarlıklarının uzantısı olan ampir ve yeni-klasik üslup öğeleri de katıldı. Bir yandan geleneksel yapı türlerinin uygulanması sürerken, özellikle yüzyılın ikinci yansından sonra, toplumsal yaşamdaki yeni gereksinimleri karşılayacak yeni yapı türleri de belirdi. O zamana değin süregelen usta-çırak ilişkisine dayalı mimarlık eğitimi geçerliliğini yitirmeye başladı.

Nusretiye Camii

Nusretiye Camii

1831’de Hassa Mimarları Ocağı’nın yerine Ebniye-i Hassa Müdiriyeti kuruldu. Batı kültürüyle daha yakın bir ilişki içinde olan azınlıklar arasından Avrupa’da eğitim gören mimarlar çıkmaya başladı. Çeşitli kurumlann düzeltilmesi ve iyileştirilmesi amacıyla Batı ülkelerinden getirtilen uzmanlar arasına mimarlar da katıldı. Bütün bu çerçeve içinde sürdürülen yapım etkinliklerine bakıldığında bünyelerinde barok ve ampir üslup öğelerini barındıran Nusretiye Camisi, Ortaköy Camisi, Dolmabahçe Camisi gibi büyük camiler, Beylerbeyi Sarayı, Çırağan Sarayı, Dol-mabahçe Sarayı gibi büyük saraylar göze çarpar. Bütün bunlar ve başta Mekteb-i Harbiye, Harbiye Nezareti Binası, Bahriye Nezareti Binası, Orhaniye Kışlası olmak üzere daha pek çok yapı Balyan ailesi mimarlarının elinden çıkmıştı.

Pertevniyal Valide Sultan Camii

Pertevniyal Valide Sultan Camii

Bu arada birbiri ardından yaptırılan Selimiye, Taksim, Topçular (bugün yerinde Taksim Gezi Parkı var), Gümüşsüyü (bugün İTÜ) kışlaları, Maçka Silahhanesi (bugün İTÜ Maden Fakültesi), Kuleli Süvari Kışlası (bugün askeri lise), Taşkışla (bugün İTÜ Mimarlık Fakültesi) gibi büyük askeri yapılarla İstanbul’un silueti değişmeye başladı. Yabancı mimarların yapılan arasında ise, İtalyan Montani’nin Pertevniyal Valide Sultan Camisi’nden başka, geleneksel yapı programı içinde yer alamayan tarihselci anlayış doğrultusunda ve seçmeci bir tutumla biçimlendirilmiş birçok uygulama vardı.

Yüzyılın ikinci yansında inşa edilenler

Hatta bazısı 20. yüzyıl başlarına bile taşan bu yapılar arasında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Binası (sonradan Haydarpaşa Lisesi, bugün Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi), Sirkeci Gan, Haydarpaşa Gan, Düyun-ı Umumiye Binası (bugün İstanbul Lisesi), çeşitli ülkelerin elçilik ve konsolosluktan, oteller, iş hanları vb sayılabilir. Ülkede etkinlik gösteren ilk yabancı mimar Anton Ignaz Melling’di. Onu G. Fossati, Alex-andre Vallaury, Raimondo d’Aronco, Jachmund, Ritter ve Cuna başta olmak üzere başkalan izledi. Aynca d’Aronco 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında Avrupa’da çok yaygın olan art nouveau üslubunu da Türkiye’ye getirdi. Bu üslup ilginç bir gelişme göstererek özellikle İstanbul’da kâgir yapılardan başka ahşap yapılarda da uygulandı; bunun sonucunda kendine özgü bir Türk art nouveau’su ortaya çıktı.

Advertisement

19. yüzyılın sonlarında Osmanlı mimarlığındaki önemli bir gelişme de ilk mimarlık okulunun açılması oldu. Müze-i Hümayun müdürü Osman Hamdi Bey’in girişimiyle kurulan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi 1883’te eğitime başladı.

20. Yüzyıl

Osmanlı mimarlığının geçirdiği son aşama I. Ulusal Mimarlık adıyla anılır. 20. yüzyılın başlarında, yüz yıla yakın bir zamandır sürmekte olan seçmeci mimarlık anlayışına ve bunun çeşitli yönelişlerdeki uygulamalarına bir tepki olarak mimar Kemalettin Bey ve Vedat Tek’in başlattığı bu akım da temelde seçmeci bir nitelik taşıyordu. Eskilerinden farkı, çeşitli Batı mimarlık üsluplarına değil, Anadolu Selçuklu ve klasik dönem Osmanlı mimarlıklarına yönelmiş olmasıydı. Osmanlı mimarlığının yarattığı bu son akım, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da varlığını sürdürdükten sonra sona erdi.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?