Osmanlı Minyatür ve Hat Sanatı Hakkında Bilgi

0

Sanatsal anlamda da insanlık tarihine çok şey katmış olan Osmanlılar dönemi minyatür ve hat sanatı hakkında bilgiler.

Osmanlı Minyatür ve Hat Sanatı


Osmanlı Minyatür ve Hat Sanatı

Doğu kökenli bir sanat olan minyatür, yaklaşık 300 yıl süreyle Osmanlı sanatçıları tarafından süsleme öğesi olarak kullanıldı.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde en geniş boyutuna ulaştı. Şehnamecilik mansıbının kurulması ve sarayda bir nakış atölyesinin açılması, minyatür sanatında çalışanlara olanak sağladı. İran minyatürünün daha gerçekçi hale getirildiği bu sanatın önde gelen adları, Nakkaş Osman, Hasan Paşa, Macar Pervane, Levni’dir. Bugün bu sanatçıların süslediği Osmanlı yazma eserleri, dünya çapında değer kazanmıştır.

hat sanatı

Hat Sanatı

Hat sanatı, 15. yüzyıldan sonra Osmanlılarda önemli bir yer aldı. Şeyh Hamdullah ile başlayan çalışmalar, günümüze kadar geldi. Hamdullah’tan sonra, Karahisarî ve Yesarizade gibi birçok ünlü hattalar yetişti. Bunların yazdıkları Kuranlar, hat sanatının en önemli eserleri oldu.


Hat sanatı, Osmanlı sanatının en önemli dallarından biridir. Kelime anlamı olarak “hat”, Arapça’da “çizgi” ya da “bir satır yazı” anlamına gelir. Hat sanatı, günümüzde Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı anlamında kullanılmaktadır. Hat sanatıyla uğraşan kişiye de “güzel yazı yazan sanatçı” anlamına gelen “hattat” adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu us-ta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir.

Hat sanatı ağırlıklı olarak “kufi” tekniğiyle yazılmıştır. Bundan başka sülüs, rik’a, ta’lik, divani, celi gibi bin kadar çeşidi vardır. Türklerin geliştirdiği “divani” yazı türü, yalnızca Divan-ı Hümayun’da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren mali kayıtlarda kullanılmıştır. “Nev’i” yazı şekli de devlet yazışmalarında sahtekarlığı önlemek için, zor okunan ve kelime arasına ilave yapılamayacak şekilde girifttir. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan “rik’a” yazı türü ise, 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında ve uzaktan okunabilen yazılara “iri” anlamında “celi” adı verilirdi. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara “hürde”, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da toz anlamına gelen “gubari” denilirdi.

Harflerin şekilleriyle oynayarak, adeta bir resim gibi yazıyla cisimleri tasvir etme yöntemi de oldukça yaygındı. Harfleri birleştirip çeşitli düzenlemelerle yapılan yazı-resimler arasında en çok işlenen konular, kuş, at, cami, gemi, kale, insan yüzü, kayık, aslan, sancak, ibrik, çiçek tasvirleri olmuştur. Yazıya estetik bir şekil kazandırılmasıyla oluşan hat sanatı saraylarda da sıkça kullanılmıştır. Hat sanatı kitap yazılarında, duvarlara yazılan levhalarda, kubbe içlerinde, minarelerde, mezar taşlarında, çinilerde, halı bordürlerinde kullanılmıştır.

minyatür


Minyatür Sanatı

Minyatür ışık, gölge tekniklerinin, resimde derinlik boyutunun önemsenmediği, klasik Batı resim tekniğinden çok farklı, özgün bir resim tarzıdır. Minyatür kelime anlamı olarak bir nesnenin küçük boyutlardaki örneğini ifade eder. Bu kavram zamanla kitap resmi için kullanılmıştır. Kitap ressamlığı olarak da bilenen minyatür sanatı, 18. yüzyıla kadar Türkler için önemli bir yere sahip olmuştur.

Sarayyönetimdeki “ehl-i hiref” denilen sanatçı topluluğu arasında, “nakkaş”, “musavvar” olarak anılan minyatür ressamlarının da önemli bir yeri olmuştur. 8. ve 9. yüzyıla ait günümüze gelmiş Türk resim sanatının örnekleri arasında, minyatürler de bulunmaktadır. Türklerin Türkistan’da yaşadıkları döneme ait olduğu düşünülen minyatür örnekleri, hâlâ Topkapı Sarayı arşivlerinde bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra da çok sayıda minyatür eser ortaya konmuştur. Bu eserler dönemin giyim kuşam, günlük uğraşılar, müzik aletleri, eğlence hayatı gibi özelliklerini yansıtması açısından ayrı bir öneme sahiptir.

Minyatürler resme bakan kişilerin binanın içinde yaşananları görebileceği gibi, önden açık bir kesit halinde de yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Osmanlı minyatür sanatı “şehnamecilik” denilen resmi bir görev halini almıştı. Bu dönemde tarihi olaylar -fetihler, seferler, savaşlar, tahta geçişler, yabancı elçilerin kabulü, bayram kutlamaları- bir yandan yazı olarak kayda geçirilirken, bir yandan da minyatür resimlerle anlatılmıştır. Bütün ayrıntıların resme yansıtılması, bugün müzelerde sergilenen minyatürlere sanat değeri kadar, resimli bir belge niteliği de kazandırmıştır. Batıdan etkilenmenin yoğun olarak yaşandığı Lale Devri‘ndeyse, minyatür sanatı yerini Batı resim tarzına bırakmıştır.





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?