Platon’un Mağara Alegorisi: Dünyevi Bilgi Gölgeden İbarettir (Açıklaması)

0
Advertisement

Felsefede Platon’un Alegorisi nedir? Neyi iddia eder? Tümeller problemi, Platon’un idealar kuramı nedir? Felsefe açısından anlaşılır açıklaması.

Platon’un Mağarası

Ömrümüz boyunca karanlık bir mağaraya hapsedildiğinizi düşünün. Elleriniz ve ayaklarınızdan zincire vurulmuşsunuz. Başınızı da kıpırdatamıyorsunuz. Sadece tam karşınızdaki duvara bakabiliyorsunuz. Arkanızda cayır cayır yana bir ateş var. Sizinle ateş arasında ise sizi tutsak edenlerin heykeller ve her türlü eşya taşıyarak yürüdüğü bir yol var. Sizin ve öbür mahkumların gördüğü, düşündüğü ve hakkında konuştuğu yegane şey, bunların duvara vuran gölgeleri.

Platon'un Mağarası

Yunan filozof Platon’un kullandığı birçok imge ve benzetme arasında muhtemelen en ünlüsü olan Mağara Alegorisi, filozofun ideal devlet biçimini ve bu devletin ideal yöneticisi “filozof-kral”ı incelediği dev yapıtı Devlet’in 7. kitabında yer alır.

Mağara benzetmesinin ilerleyen kısımlarında netlik kazandığı gibi, Platon’un bilgi ve nesneleri kavrayışı son derece karmaşıktır.

Advertisement

Şimdi zincirlerinizden kurtulduğunuzu ve mağarada serbestçe dolaşabildiğinizi hayal edin. Once ateşten gözleriniz kamaşır. Sonra yavaş yavaş mağaranın içindeki durumu açıkça görmeye ve eskiden gerçek sandığınız gölgelerin kaynağını anlamaya başlarsınız. En sonunda mağaradan ayrılıp güneşin aydınlattığı dış dünyaya çıkmanıza izin verilir. Göklerdeki en parlak nesne olan Güneş’in aydınlattığı gerçekliği tüm çıplaklığıyla görürsünüz.

Mağaranın yorumu

Platon’un mağarasının nasıl yorumlanması gerektiğinin ayrıntıları çok tartışılmışsa da genel anlamı açıktır. Mağara “değişim alemi”ni temsil eder; her şeyin kusurlu ve sürekli değişken olduğu, gündelik deneyimlerimizin görünür evrenidir bu. Sıradan insanları simgeleyen zincire vurulmuş mahkumlar, sanı ve yanılsamalardan oluşan bir dünyada yaşar. Daha önceden mahkum olan ve şimdi mağaranın içinde serbestçe gezebilen kişi, sürekli değişen algı ve deneyim dünyası içinde mümkün olabilecek en doğru gerçeklik görüşüne ulaşır. Mağaranın dışındaki dünya ise “varlık alemi”ni temsil eder: kusursuz, ebedi ve değişmez olan bilgi nesnelerinin doldurduğu, hakikat evrenini.

İdealar kuramı

Platon’a göre bilinen şeyler sadece gerçek olmakla kalmayıp ayrıca kusursuz ve değişmez olmalıdır. Ne var ki mağara içindeki yaşam tarafından simgelenen görgül (ampirik) dünyadaki hiçbir şey bu tasvire uymaz: uzun boylu bir kişi ağacın yanında kısadır; öğleyin kırmızı görünen bir elma akşam karanlığında siyah görünür vs. Görgül dünyadaki hiçbir şey bir bilgi nesnesi olmadığı için Platon, İdealar (fikirler) diye adlandırdığı kusursuz ve değişmez varlıklardan meydana gelmiş başka bir evren (mağaranın dışındaki dünya) olması gerektiğini ileri sürer. İdealar dünyasında örneğin bir Adalet İdeası vardır; herhangi bir adil eylemin adil olması, Adalet İdeası’nı taklit ya da kopya etmesi sayesindedir. Mağara Alegorisi’nde ileri sürüldüğü gibi İdealar arasında bir hiyerarşi vardır; hepsine egemen olan, Güneş tarafından simgelenen İyilik İdeası’dır. Öbür İdealara nihai anlamını veren, hatta onların varoluşunun altında yatan bu ideadır.

Tümeller problemi

Platon’un İdealar kuramı ve ona dayanak oluşturan metafizik temelin yanıtlamaya çalıştığı sorun olan “tümeller sorunu”, o dönemden beri felsefede türlü biçimler altında baskın bir tema olmuştur. Ortaçağ’da felsefenin savaş çizgisi gerçekçiler (ya da Platoncular) ile adcılar (nominalistler) arasında çizilmişti; gerçekçiler, kırmızılık ya da uzunluk gibi tümellerin tikel kırmızı ve uzun şeylerden bağımsız olarak var olduğuna inanırken adcılar bunların nesneler arasındaki birtakım benzerlikleri vurgulamak için nesnelere iliştirilmiş birer addan ibaret olduğunu savunuyordu.

Advertisement

Genellikle gerçekçilik ve karşı-gerçekçilik açısından dile getirilen aynı temel ayrım, modern felsefenin birçok alanında hâlâ yankılanır. Gerçekçi görüşe göre “dışarıdaki” dünyada, örneğin fiziksel nesneler, ahlaki olgular, ya da matematiksel özellikler gibi bizim bilmemize veya hissetmemize bağlı olmaksızın var olan gerçekler bulunur. Bu görüşe karşı çıkan “karşı-gerçekçiler”, bilinen ile bizim ona ilişkin bilgimiz arasında zorunlu bir bağ bulunduğunu öne sürer. Bütün bu tartışmaların temel kavramları, 2000 yıldan fazla bir süre önce felsefi gerçekçilerin öncülerinden ve en esaslılarından biri olan Platon tarafından yerleştirilmiştir.

Narnia Günlükleri

Popüler kültürde

C.S. Lewis’in fantastik roman dizisi Narnia Günlükleri’nde Platon’un Mağara Alegorisi’nin belirgin bir yankısı vardır. Son Savaş başlıklı son kitabın bitiminde öykülerin kahramanı olan çocuklar Narnia’nın yıkılışına tanık olur. Gözlerimizin önüne Aslan’ın ülkesi çıkar bu defa; eski Narnia’da ve anılarındaki İngiltere’de en iyi olan ne varsa hepsini barındıran bir ülkedir burası.

Çocuklar aslında öldüklerini ve şimdi bulundukları sonsuz ve hiç değişmeyen dünyanın soluk bir taklidi niteliğindeki “Gölge Ülkesi”nden geçtiklerini keşfederler. Buradaki apaçık Hıristiyanlık mesajına rağmen Platon’un etkisi belirgindir – Yunan filozofun Batı’nın kültürü, dini ve sanatı üstündeki büyük (ve genelde umulmadık) etkisinin sayısız örneklerinden biridir bu.

Advertisement

Sokrates’i savunurken

Platon, Mağara Alegorisi’nde gerçeklik ve bizim gerçekliğe ilişkin bilgimiz üstüne özgün görüşlerini örneklemekten çok daha fazlasına girişir. Bu durum öykünün son bölümünde iyice belirgin hale gelir. Dış dünyaya çıkan, nihai doğrunun ve gerçekliğin doğasını tanıyan serbest mahkum, mağaraya geri dönüp karanlıkta kalmış yoldaşlarının gözlerini açmaya can atar. Ama artık dış dünyanın parlak ışığına alıştığından, mağaranın karanlığında sendeler ve hâlâ tutsak olanlar tarafından bir aptal olarak görülür. Yolculuğun onu mahvettiğini düşünür ve ona kulak asmazlar; hatta vazgeçmezse canından olabileceği konusunda uyarırlar. Platon bu pasajda, filozofun sıradan insanları aydınlatmaya, onları bilgelik yoluna sokmaya çabalarken yaşadığı o tanıdık gülünç düşme ve dışlanma durumunu mecazi bir dille anlatır. Aklında özellikle hocası Sokrates’in yazgısı vardır; Sokrates ömrü boyunca felsefe öğretilerini yumuşatmayı reddetmiş ve sonunda 10 399’da Atina devleti tarafından ölüme mahkum edilmiştir.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?