Robert Nozick’in Deneyim Makinesi – Mutluluk Yeterli Mi? Düşünce Deneyi

0
Advertisement

Size arzu ettiğiniz her deneyimi yaşatacak bir deneyim makinesi olduğunu hayal edin. Robert Nozick’in Deneyim Makinesi düşünce deneyini yapalım.

‘Size arzu ettiğiniz her deneyimi yaşatacak bir deneyim makinesi olduğunu hayal edin. Nöropsikoloji öyle bir seviyeye gelmiş ki, beyninize uyarılar göndererek müthiş bir roman yazdığınızı veya yeni bir arkadaş edindiğinizi veya ilginç bir kitap okuduğunuzu sandırabiliyorlar. Siz bu sırada beyninize elektrotlar takılmış halde, bir sıvı tankının içinde sürekli yatıyor olacaksınız. Hayattaki tüm arzularınızı önceden programlayarak ömür boyu bu makineye bağlı kalmak ister miydiniz?… Tankın içindeyken orada olduğunuzu bilmeyeceksiniz elbette; hepsinin gerçek olduğunu sanacaksınız … Bu makineye bağlanır mıydınız? Yaşamımız hakkında hissetiklerimiz dışında, bizim için başka ne vardır önem taşıyan?

deneyim makinesi

1974 tarihli bu düşünce deneyinin yaratıcısı, Amerikalı filozof Robert Nozick, son sorularının yanıtlarının sırayla “Hayır” ve “Pek çok şey” olduğunu düşünüyor. Yüzeysel bakıldığında, deneyim makinesi Putnam’ın kavanozuna çok benziyor. İkisi de içeriden bakıldığında gerçek hayattan ayırt edilemeyecek biçimde simüle edilmiş dünyaların sanal gerçekliklerini betimler. Putnam kavanozdaki beynin durumuyla ve bunun şüpheciliğin sınırlarıyla ilgili ne ifade ettiğiyle ilgilenirken, Nozick insanın makineye bağlanmadan önceki durumuyla ilgilenir: İnsanlar böyle bir makineye bağlanmayı seçer mi? Eğer seçerlerse bunun üzerine insanoğlu hakkında nasıl bir yorumda bulunabiliriz?

Bir yanda her arzunun ve tutkunun gerçekleştiği katıksız haz dolu simüle bir yaşam, diğer yandaysa beklendik tüm hayal kırıklıkları ve yoksunluklarla dolu, kısmi başarıların ve gerçekleşmemiş rüyaların bir karışımından oluşan gerçek hayat.

Nozick’in düşüncesine göre, deneyim makinesinin sunduğu tüm cazibelere rağmen çoğu insan makineye bağlanmamayı yeğleyecektir. Yaşamın gerçekliği önemlidir: Bazı şeyleri yapmayı istiyoruz, sadece onları yapmanın hazzını tatmayı değil. Esenliğimizi etkileyen tek şey haz olsaydı, iyi yaşamın yegane unsuru bu olsaydı, hiç kuşkusuz gerçek yaşam seçimini yapmazdık, çünkü deneyim makinesine bağlanmanın çok daha fazla haz vereceğini biliyoruz. Nozick bu akıl yürütmenin sonucunda, zevk dışında içsel değere sahip olduğunu düşündüğümüz başka şeyler daha olduğu sonucuna vardı.

Advertisement

deneyim makinesi

Klasik faydacılık

Bu vargı, herhangi bir hedonist (hazza dayalı) ahlak kuramına, özellikle de faydacılığa darbe vurur (en azından faydacılığın 18. yüzyılda kurucusu Jeremy Bentham tarafından ortaya konan klasik versiyonuna). Faydacılığa göre, eylemleri değerlendirirken bakmamız gereken, insanların refahını ne derece artırdığıdır. Bentham’dan bu yana faydacılığın farklı yorumları önerilmişse de Bentham’ın faydadan kastı insanın hazzı ya da mutluluğuydu. Bu görüş genelde “en çok insana en çok mutluluk” sözüyle özetlenir.

Faydacılık, sağduyumuza ters düşen ahlaki yargılara varmaktan kaçınmaz. Hatta Bentham’a göre asıl iyi yanı, ahlaki ve sosyal kararlar alırken akla ve bilime dayalı bir temel oluşturmasıydı; böylece sözüm ona doğal haklar ve doğa yasalarını temel alan kaotik ve tutarsız sezgilere gerek kalmayacaktı. Böyle akılcı bir temel oluşturmak amacıyla Bentham “felisifik hesap” adında bir şey önerdi; farklı eylemlerin sağlayacağı farklı miktarlardaki haz ve acı ölçülüp kıyaslanabilirdi. Böylece belli bir durumdaki doğru eylem basit bir toplama çıkarma işlemine dönüştürülebilirdi. Dolayısıyla Bentham’a göre değişik hazlar nitelik açısından değil, sadece süre ve şiddet açısından farklıydı. Nozick’in deneyim makinesinin içerimleri karşısında savunmasız kalacak oldukça yekpare bir haz anlayışıydı bu. Uzlaşmaz kişiliğini gözönüne alacak olursak, Bentham muhtemelen Nozick’in düşünce deneyinin içerimlerini umursamazdı. Faydacılığın bir diğer kurucusu olan J.S. Mili ise kuramın yontulmamış tarafları üzerinde çalışmaya daha çok önem veriyordu.

Faydacılığın çeşitleri

Sonuççuluk, eylemlerin doğru veya yanlışlığına sonuçları ışığında hükmedilmesi gerektiğini ileri süren görüştür. Faydacılık ise sonuççuluğun en dikkate değer versiyonu olarak karşımıza çıkar. Faydacılıkta eylemlerin sonuçların değeri sağladıkları refahla ya da “fayda”yla ölçülür. Bentham ve Mill’in klasik faydacılığında faydadan kasıt insanın hazzı olmakla beraber, bu anlayış zaman içinde çeşitli biçimlerde değiştirilmiş ve genişletilmiştir. Bu farklı yaklaşımlar, insan mutluluğunun sadece hazza değil, geniş bir arzular ve tercihler yelpazesinin tatmin edilmesine de bağlı olduğunu kabul eder. Bazı kuramcılar ise faydacılığın kapsamını insanoğlunun refahının ötesine, duyguları olan bütün yaşam biçimlerine doğru genişletilmesini önermiştir.

Faydacılığın eylemlere nasıl uygulanacağı konusunda da çeşitli görüşler vardır. Eylem faydacılığına göre eylemler faydaya sağladıkları katkı açısından kendi başlarına değerlendirilmelidir, çünkü faydayı doğrudan etkileyenler eylemlerdir. Kural faydacılığına göre ise uygun eylem rotası, genel olarak uyulduğunda fayda getirecek kurallara göre belirlenmelidir. Söz gelimi masum bir insanı öldürmek bazı koşullarda birçok canın kurtarılmasını ve böylece genel faydanın artmasını sağlayabilir, dolayısıyla eylem faydacısı masum kimseyi öldürmenin doğruluğunu savunabilir. Ne var ki kural olarak masum insanları öldürmek faydayı azaltır; dolayısıyla, belli bir durumda kazançlı sonuçlar doğurma olasılığı olsa bile kural faydacısı masum kimseyi öldürme eyleminin yanlış olduğunu savunacaktır. Dolayısıyla genel olarak değerlendirildiğinde, kural faydacılığı ahlak meselelerindeki ortak sezgilerimize daha uygun düşer gibi görünüyor. Ancak son dönemdeki faydacı düşünürler bu faydacılık biçimine pek rağbet etmemekte ve çeşitli nedenlerden ötürü tutarsız ya da sakıncalı bulmaktalar.

deneyim makinesi

Advertisement

Yüksek ve düşük hazlar

Çağdaş eleştirmenler Bentham’ın sunduğu ahlak kavramının ne kadar dar olduğunu işaret etmekte gecikmedi. Bentham’ın yaşamın hazdan daha yüksek bir amacı olmadığını varsayarak, bilgi, onur ve başarı gibi değeri kendinden gelen şeyleri dışlamıştı. “Anca domuzlara yaraşır bir öğretiydi bu ileri sürdüğü (muhaliflerin sözünü aktaran Mill’in ifadesiyle). Bentham ise kendisine söylenen sözün altında kalacak biri değildi; “Önyargıları bir kenara koyacak olursak,” diye ilan etti, “toplu iğne oyunu” [İngiltere’de 16.-19. yy.’larda popüler olan basit bir çocuk oyunu, Push-pin], müzik ve şiir sanatları ve bilimleriyle eşit değerdedir.” Bir başka deyişle, basit bir oyun oynayarak daha fazla miktarda haz üretiliyorsa, o oyun aklın daha seçkin uğraşlarından gerçekten daha değerlidir.

Mill ise Bentham’ın lafı ardına koymadan verdiği cevaptan rahatsız olmuştu. Eleştiriyi yanıtlamak için faydacılığı değiştirmeye çalıştı. Bentham’ın hazzı ölçmede kullandığı iki değişken olan süre ve şiddete ek olarak üçüncü bir değişken ekledi: nitelik. Böylece hazlar arasına bir yükseklik-düşüklük hiyerarşisi getirdi. Buna göre aklın ve sanatın hazları gibi hazlar, özleri bakımından temel fiziksel hazlardan daha değerlidir. Mili onlara haz hesaplamasında daha büyük bir ağırlık vererek şu sonuca vardı: Memnun olmayan bir Sokrates’in yaşamı, memnun bir aptalın yaşamından daha iyidir.” Ne var ki bu düzenlemenin de bir bedeli vardı. En basitinden, Bentham’ın fikrinin temel cazibelerinden biri olan basitliği kaybolmuştur. Gerçi felisifik hesaplamalar her halükarda zorluklarla dolu-ur. Daha ciddisi, Mill’in çeşitli hazlar kavramında, bu çeşitleri birbirinden ayırt etmek için hazdan başka bir ölçüte daha gerek duyulur. Eğer Mill’in fayda fikri hazdan başka şeyler de barındırıyorsa, Nozick’in problemiyle belki başa çıkabilir, ama o zaman da kuramının hâlâ faydacı olup olmadığı tartışılabilir.


Leave A Reply