Soğuk Savaş Dönemini Şekillendiren Faktörler

0

Soğuk savaş dönemini etkileyen faktörler nelerdir? Soğuk savaş dönemini şekillendiren faktörlerin açıklaması, hakkında bilgi.

Soğuk Savaş

1962’de yapılan bu karikatür, Sovyetler Birliği’nden Nikita Khrushchev (solda) ve Amerika Başkanı John F. Kennedy’yi, her ikisinin de parmağı nükleer bombada gösteriyor.

Soğuk Savaş Dönemini Şekillendiren Faktörler

II. Dünya Savaşı tarihin gördüğü en yıkıcı savaşlardan biri olmuştur. Ülkeler yanmış, yıkılmış ve milyonlarca insan ölmüştü. Bu savaş tam bir “dünya” savaşı olmuştu. Savaşın tesirlerini hissetmeyen hiç bir ülke ve toplum kalmamıştı. Fakat ne var ki, altı yıllık bu ızdıraplı dönemden sonra, dünyanın ve insanlığın barışa hemen kavuşabilmesi mümkün olmamıştır. Milletlerarası mücadeleler, büyük devletlerin çatışması ve mahalli savaşlar, insanlığı zaman zaman üçüncü bir dünya savaşının eşiğine kadar getirmiştir. Böyle bir “sıcak savaş” patlak vermemiş ancak barış da olmamıştır. Dünya bir “soğuk savaş” atmosferi içinde, heyecanlı bir onbeş yıl geçirmek zorunda kalmıştır. Özellikle ekonomik çıkarlar ve çıkar çatışmaları II. Dünya Savaşı kadar olmasa bile bu dönemler içinde dünya barışını tehdit etmeye devam etmiştir.


Bu soğuk savaşın gelişmelerini ele almadan önce, bir başka mühim noktaya da temas etmek istiyoruz. Bu da, II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyamızın almış olduğu yeni şekil veya dünyamızı şekillendiren yeni faktörlerdir. Bu faktörler, bundan sonraki milletlerarası münasebetlerin zeminini oluşturacaktır. Nasıl ki, I. Dünya Savaşı’ndan sonraki dünya, 19. yüzyılın dünyasından çok farklı olmuş ise 1945’ten sonraki dünyada 1918’in dünyasından çok farklı bir yapıda olmuştur.

Bu farklılıkları ve yeni dünyamızı şekillendiren faktörleri şu noktalarda toplamak mümkündür.

1. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve bugüne kadar devam eden milletlerarası politikanın yapısı çok değişmiştir. Savaştan sonra dünya politikasına iki yeni kuvvet, Süper Devlet (Super Power) adı verilen, Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya hakim olmuştur ve bu iki kuvvetin üstünlüğü günümüzde de devam etmektedir. Dikkat edilirse, bu iki büyük kuvvetin her ikisi de daha önce dünya politikasında mühim roller oynamış değildir. Birleşik Amerika, savaştan sonra Monroe Doktrini’ni terkederek bir dünya devleti olmuş ve milletlerarası politikada birinci plana geçmiştir.

1917 Bolşevik İhtilali’nden II. Dünya Savaşı’nın çıkışına kadar çekingen bir politika takip eden ve büyük devletler topluluğunun dışında kalan Sovyet Rusya da, 1945’ten itibaren takip ettiği aktif, yayılmacı ve emperyalist politikasının dışında, gerçekleştirdiği teknolojik gelişme ile milletlerarası politikanın birinci planına geçmiştir. Daha önce milletlerarası münasebetlerin başlıca ağırlık noktaları olan, galip gelmiş İngiltere ve Fransa ile yenilmiş devletler olan Almanya, Japonya ve italya’nın kendilerini toparlamaları daha uzun bir zaman alacaktır. Toparlandıkları zaman da, ancak ikinci planda kalacaklardır. Kısacası, II. Dünya Savaşı’ndan sonra milletlerarası politikanın yapısı değişmiş ve ikili bir yapı ortaya çıkmıştır.

2. Sovyet Rusya’nın sivrilmesinin önemli bir sonucu da ilk defa milletlerarası münasebetlere doktrin ve ideoloji unsurunun girmesidir. Sovyet sistemi, dünya proleter ihtilali gibi komünizmi bütün dünyada hakim kılmak isteyen bir doktrine dayandığından, savaştan sonra Sovyet dış politikası tamamen bu hedefe yönelmiş ve bu da milletlerarası politikaya doktrin ve ideoloji unsurunun girmesine sebep olmuştur. Komünist düzenin karşısında olan ülkeler, Sovyet Rusya’nın komünizmi bütün dünyaya yayma çabalarına karşı koyunca, milletlerarası mücadelenin konusu, farklı dünya görüşlerinin çatışması ve hürriyet düzeni ile totaliter komünist düzenin mücadelesi haline gelmiştir. Milletlerarası münasebetler tarihinde böyle bir durum ilk defa ortaya çıkmaktaydı.


3. Günümüz dünyasının en mühim gelişmelerinden biri de, sömürgeciliğin tasfiyesidir. Bir – iki yer istisna edilirse, Asya ve Afrika’daki sömürgelerin hepsi bugün bağımsız olmuşlardır. 1956 yılında Afrika’da bağımsız devlet sayısı 6 iken, bugün bu devletlerin sayısı 50’yi aşmaktadır.

Alan Genişlemesi

4. II. Dünya Savaşı’nın en mühim sonuçlarından biri de, milletlerarası politikanın “alan genişlemesi”dir. 1945’e gelinceye kadar, milletlerarası münasebetlerin yoğunlaştığı başlıca alan Avrupa idi. Avrupa politikası demek, dünya politikası demekti. Asya, Afrika ve Latin Amerika, 20. yüzyılın ortalarına kadar, milletlerarası politikanın bağımsız alanları değildi. Bu kıtalar ancak Avrupa politikasının çerçevesi içinde yer alırlardı. Halbuki bugün artık böyle değildir. Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi geniş ülkeli ve kalabalık nüfuslu iki ülkenin ortaya çıkışı ve Japonya’nın Asya’da büyük bir ekonomik kuvvet olarak tekrar sivrilmesi ile Asya gayet mühim bir milletlerarası politika alanı haline gelmiştir. Elliyi aşan bağımsız devleti ile Afrika, artık sömürgeciliğin KaraAfrikası olmayıp milletlerarası münasebetlerin yeni bir ağırlık alanıdır.

5. Milletlerarası münasebetlerin alan genişlemesi, sadece dünyanın düzeyi üzerinde olmayıp, günümüzde bu münasebetler yukarıya doğru da bir alan genişlemesi yaparak uzaya intikal etmiştir. I. Dünya Savaşı karada ve denizlerde yapıldı. II. Dünya Savaşı’nda ise zaferi havalarda güçlü olanlar kazandı. Bu savaşta kara ve deniz muharebelerinin kaderini daima “hava” tayin etti. Yani, II. Dünya Savaşı, milletlerarası mücadeleyi dünyanın yüzeyinden atmosfere çıkardı.






Bir Yorum Yazmak İster misiniz?