Türklerin Kökeni Nereye Dayanır? Türk Adının Anlamı ve Kökeni Nedir?

2
Advertisement

Türk ne demek? Türklerin kökeni ve ilk Türklerin yaşamı nasıldır, kökenleri nereye dayanır? Türk adının anlamı ve kökeni nedir, hakkında bilgi.

Türkler

Türkler yeryüzünde yaşayan milletlerin en eskilerinden, en kalabalıklarından biridir. Çok geniş bir alana yayılmışlardır. Dünyadaki bütün milletler toplu olarak gözden geçirilirse, Türkler’in çokluk bakımından dördüncü, beşinci sırayı aldıkları görülür.

türkler

Türk Kelimesi

Türk kelimesi güçlü, kuvvetli anlamına gelir. Bu kelime, Ortaçağ İran edebiyatında “güzel” anlamında da kulanılmıştır. “Türk gibi kuvvetli!” sözü ise Batı dillerinde sık sık kullanılan bir deyimdir.

Türk kelimesine zaman zaman çeşitli anlamlar verilmiştir. Tu-kue (Türk) Çin kaynaklarında geçmektedir. Trk (Türk) Terk edilmiş(İslam kaynaklarında), Türük (Türk) doğan, türeyen, türeli, kanun ve düzen sahibi gibi.

Advertisement

Yapılan araştırmalar sonucunda Türk kelimesinin anlamının “GÜÇ, KUVVET’ (Sıfat hali ile güçlü, kuvvetli) anlamına geldiğini ortaya çıkarmıştır.

Türk adı ilk defa GÖK-TÜRK DEVLETİ tarafından devlet adı olarak kullanılmıştır. Daha sonra Türk adı, aynı dili konuşan, aynı kültüre sahip olan toplulukların ortak adı olmuştur. Türk adının geçtiği ilk Türkçe metne, ORHUN ABİDELERİ’NDE (GÖKTÜRK KİTABELERİ) rastlanmaktadır.

TÜRKLER’İN ANAYURDU

Türkler, tarihten önceki çağlarda Orta Asya’da oturuyorlardı. Türkler’in bu anayurdu Ural ile Altay dağları arasında uzanan bozkırın kuzey kesimindeydi. Türkler burada çevrelerine birçok etkiler yapmış, zaman zaman yeni boy düzenleri kurmuş, göçler yaparak öbür bozkır bölgelerine uzanmış, kültürlerini buralara da yaymışlardır.

Bugün Orta Asya bozkırlarla, yaylalarla dolu bir ülkedir. Eski çağlarda ise bu bölge dünyanın en güzel yerlerinden biriydi. Büyük iç denizlerle, ırmaklarla kaplıydı. Bugün bu iç denizlerin, ırmakların yerinde bozkırlar, bataklıklar vardır. îşte atalarımız, bu eski akarsuların vadilerinde, bu iç denizlerin kıyılarında ilk Türk uygarlığını kurdular. O zamanlar, Orta Asya’nın iklimi her türlü gelişmeye elverişliydi. Bu sayede de, Türkler, başka ülkelerde yaşayan insanlardan çok daha önce Yontma Taş Çağı uygarlığını aşmış, Cilâlı Taş Çağı’na, daha sonra da Maden Çağı’na ulaşmışlardı. Son yıllarda Orta Asya’da birçok kazılar yapıldı. Bu kazılar, eski Türk uygarlığının çok geniş bir alana yayılmış olduğunu meydana koydu.

Advertisement

türkler

ORTA ASYA’DA TÜRKLERİN YAŞAYIŞI

Türkler Orta Asya’yı dünyanın ilk uygarlık merkezi haline getirdiler. Buradaki uygarlığın tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzar. Türkler, bu tarihlerde Orta Asya’nın birçok yerlerinde köyler, kasabalar kurmuşlardı. Ekin yetiştirirler, hayvancılıkla, avcılıkla uğraşırlardı. Çoğu, taşınması kolay olduğu için, büyük, rahat çadırlarda yaşarlardı. Bu çadırlara otağ denir. Sanat anlayışları da ileriydi. Süslemede daha çok hayvan motifleri kullanırlardı.

Atalarımız daha o günlerde Bakır Çağı’na ulaşmışlardı. Çiftçilik, hayvancılık, çanak-çömlekçilik dünyanın hiçbir yerinde gelişmemişken, Orta Asya Türkleri tarım yapıyor, hayvan besliyor, çanak-çömlek yapmayı biliyorlardı.

M.Ö. 4000 yıllarına doğru, Asya’da çeşitli uygarlıklar gelişti. Bunların kimi birbirine yakın, kimisi de uzak bölgelerdeydi.

Advertisement

orta asya

Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki bölgede yaşayanlar, kendilerine, odunlardan çatılıp sazla kaplanmış kulübeler yapmışlardı. Avcılıkla, balıkçılıkla geçiniyorlardı. Kaba toprak kaplar kullanıyorlar, taştan, kemikten el araçları yapıyorlardı. Buna karşılık, daha doğuda, Yenisey kıyılarına yakın bölgelerde, tarımla, avla, hayvancılıkla uğraştıkları halde, kap yapmada Hazar kıyısında oturanlardan daha ileri gitmiş insanlar yaşıyordu. Bunlar, çanak-çömlek üzerine ilkel süslemeler de yapıyorlardı.

TUNÇ ÇAĞINI TÜRKLER AÇTI

M.Ö. 2000 yıllarında, Orta Asya’da hayli ileri bir uygarlık gelişti. Altay Dağları’nda yaşayan Türkler, topraktan maden çıkarıp eritmeyi, bunları birbirine katmayı biliyorlardı. Bu arada, bakırla kalayı karıştırarak tunç elde etmeyi, bundan çeşitli kaplar yapmayı da başarmışlardı. Böylece, insanlık tarihinde Tunç Çağı başlamış oldu.

Baykal Gölü çevresinde yaşayanlar da çeşitli alanlarda ilerlemeler gösterdiler. Avcılığı, balıkçılığı, tarımı komşularından ileri götürdükleri gibi, sanatta da büyük gelişmeler göstermeyi başardılar: Taşlan, kemikleri, tahtaları yontup oyarak, üzerlerine türlü şekiller işliyorlar, yeşim taşından süsler, heykelcikler yapıyorlardı.

Advertisement

2 yorum

  1. süleyman şah on

    evet,türkler islamiyet öncesi zaten kendi ülkesinde göçebe yaşıyorlar demek hatalı olur,çünkü kendi topraklarında bir yerden bir yere gitmesi oralarda kısa süren yerleşik düzene geçmesi türklerin dağlı,bişey bilmeyen anlamında değildir…hayvanı eğitip kullanan,demir,bakır…vb madenleri eritip tarım aleti,avcılık ve silah aleti yapan türklerdir…çinliler türklerden korktukları için türklere saldırmışlardır,fakat türkler savaşçı bir millet oldukları için saldırdıklarına pişman olmuşlardır…islamiyet sonrası ise türklerin dünya siyasi tarihinde yep yeni bir misyonu olmuştur,savaşçı kimlikleriyle ilay-ı kelimetullah ile özdeşleşmiş siyasi islam ve fetih işlerine girişmişlerdir,yeryüzünde onlarca irili ufaklı devletler kurup bugüne kadar gelmeyi başarabilen üç millet varsa birisi de türklerdir…21 yy ortalarından sonra türkler sazı eline alıp,kendilerini rahatsız eden kim olursa olsun sınırlarına yakın veya kendi hinterlandındaki müslüman olmayan tüm unsunları uzaklıştıracak güce ulaşacaklardır…

  2. Türkler, dünya tarihinin en kadim uluslarından biridir. Miladî 1000’li yıllara gelene dek töresini sürdüren fakat ne yazık ki bu yıllarda boy(budun)-devlet olma eğilimi gösteren, küçük topluluklar; vahşi, acımasız arap akımlarına fazla direnememiştir. Bu dönemden sonra kendini Türk devleti olarak tanımlayan bazı devletler zaman zaman parlak devirler yaşasa da zorla dayatılan inanç sistemi Türk töresinin kimyasını bozmuş, yaşayış tarzı ile ana karakteristik özellikler yerini karmaşık, grift hayat tarzına terk etmiştir.
    Diğer kadim millet olan Çinliler, asırlardır kendi coğrafyalarında farklı inançlardan mümkün olduğunca izole yaşayarak ayakta kalmışlar; başka milletlerden idarecilere tenezzül etmemişler, hemen her şeyi geleneksel hayat tarzı ile bağdaştırmışlardır.
    katil kuteybe, önce atalarımızı zamanla da geleneğimizi mahvetmiştir. Oysa ki Türkler Batının yansıttığı gibi barbar bir kavim değil; madenle, icatlarla uğraşan belki de yaptıklarıyla dünyayı etkileyen, konuştuğu dilin tüm insanlığın ana dili olduğu bir ulustur.
    Keşke o aziz ulus, kendini tanıyabilse.

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?