Veba Salgınının Ortaçağ’da Başlaması Gelişmesi Yaşananlar Sonuçları

1

Ortaçağ’da yaşanan Veba salgını Kara Ölüm nasıl ortaya çıkmıştır? Veba salgınının başlaması, gelişmesi sürecinde yaşananlar hakkında bilgi.

veba

Veba Salgını

14 . yüzyılda Akdeniz ve Karadeniz limanlarından hareket ederek Çin’e giden tüccarlar, kürk ve ipekli getirirlerdi. 1343 yılında böyle bir seyahatten dönen Cenovalı tüccarlar, Kırım’da Caffaşehrinde Tatar hücumuna uğradılar ve Caffa kalesine kapanarak savunmaya geçtiler. Tatarlar kaleyi muhasara ettiler. Üç yıl ne içeridekiler dışarıya çıkabildi, ne de dışarıdakiler içeriye girebildiler. Üç yıl sonunda Tatarlar, kaleye mancınıkla taş atmaktan vazgeçtiler ve vebadan ölmüş askerlerinin cesetlerini atmaya başladılar . . .

Bu, belki de mikrop harbinin ilk denemesiydi .Tatarlar dünyanın en büyük salgınını böylece başlatmış oldular. Vebalı cesetler Caffa şehrinin duvarlarını aşınca, şehirde de veba başladı. Bir süre sonra Tatar muhasaracılar, belki de vebanın yaygın hale gelmesi sebebiyle, savaşı terk edip gittiler. Cenovalı tüccarlar da gemilerine binerek hemen şehri terkettiler. Birçokları gemide öldü, fakat diğerleri İstanbul (o zamanki ismi Constantinople),Cenova Venedik ve diğer limanlara ulaştılar. Bu suretle ailelerine ve yakınlarına vebayı bulaştırdılar.

kara ölüm

Kara ölüm

“Kara ölüm” Avrupa’ya böylece gelmiş oldu. Asya’dan Kırımdaki limana varışı gibi, İtalya, Yunanistan, Fransa, İspanya ve İngiltere’de de limanlardan içerilere, Batıya ve Kuzeye doğru yayılmaya başladı. Dokunmadık köy bırakmadan gittikçe azgınlığını artırdı ve Avrupa nüfusunun üçte ikisi vebaya tutuldu. 8 yıl süren salgında hastaların hemen yarısı öldü: 25 milyon insan. .. Gizlenecek bir yer yoktu. Denize açılanlar bile gemilerde vebaya yakalandılar.

İrlandalı bir katolik papazı olan John Clyn notlarında bu perişanlığı şöyle anlatmaktadır: “Salgın köylerde, şehirlerde, kalelerde ve kasabalarda insan bırakmamıştı. Nadiren birkaç kişiye rastlanabiliyordu. Hasta veya ölüye dokunan hemen mikrobu alıyor ve ölüyordu. Tövbekârla papaz aynı çukura gömülüyorlardı.Birçokları abseler, çıbanlar içinde , diğerleri müthiş başağrıları çekerek veya kan tükürerek öldüler. Ben de ölümü bekliyordum. Ölene kadar yazacağım.. “Bu satırların sonunda Clyn’in de öldüğü yazılmıştı. .

İlk çağlardan zamanımıza kadar, salgın hali insanlığı tehdit eden en önemli şey mikroplu hastalıklar olmuştur. Veba ve sonradan gelen kolera, çiçek, sarı humma ve grip salgınları, evvelce bu hastalıkları geçirmemiş insan topluluklarını silip süpürmüştür.

Veba çok eski zamanlardan beri bilinen bir hastalıktır. İlk büyük salgın (pandemi) 6. yüzyılın Jüstinyen salgınıdır ve ticaret yolları aracılığıyla yayılmıştır.Roma medeniyetinin orta çağa girişine tesir ediyordu.

Veba,14. yüzyılda Avrupa’yı silip süpürdükten sonra, 300 yıl için için yanmaya devam etti. Ufak topluluklarda görüldü.Daha ziyade liman ve ticaret şehirlerinde rastlanan bir hastalık halini aldı.

veba

1665’İN DEHŞETİ

Bu epidemiler (salgınlar) 1665 yılında Londra’da birdenbire parladı. O yılın Eylül ayında haftada 30.000 kişi ölmüştü.Bu rakam gerçek ölüm sayısından azdı. Zira, hasta sahipleri, enterne edilmek suretiyle evde hapis kalmamak için, hastalarını yetkililere bildirmiyorlardı. Şehirde sadece bir hastane vardı. Bu şartlarda, birinin hasta olduğu öğrenilince, memurlar hasta ile birlikte anasını, babasını, çocuklarını, hizmetçilerini ve ziyaretçilerini evlerine kapıyor ve kapıya kocaman bir kızılhaç resmi çiziyorlardı. Haçın üzerinde ” Allah bize acısın” yazılıydı. Kapıya nöbetçi dikiliyor, dört haftalık beklemeden sonra hastalık hali kalmazsa, dışarıya çıkmaya izin veriliyordu. Dışarı çıkışın tek çaresi, cenaze sedyesini taşımaktı.

Evlerinde hapis olmak istemeyen birçok Londralı, aile çevrelerinde bir vebalı duyulur duyulmaz şehri terkediyorlardı. Bir kısmı da kapıdaki bekçiden gizli olarak veya zor kullanarak kaçıyorlardı. Bu şekilde hastalığı önce yakın şehirlere, sonra da bütün İngiltere’ye yaydılar.

Londra’da bütün ticaret ve trafik durmuştu. İnsanlar birbirlerine yaklaşmaya korkuyorlardı. Zamanla , veba için nazarlık ve muska satanlar da caddelerden kayboldular. Sözde veba şurupları ve hapları satan şarlatan hekimler görülmez oldular. Ölüm, bunlarla birlikte, gerçekten salgını önleyebilecek şöhretli hekimleri de götürdü . Evvela , hastaların koltuk altlarında ve kasıklarında şişlikler başlıyordu. Hekimler, sıcak pansumanlar yapıyor, ilâçlar veya bıçakla bu şişleri açıyor ve ortadaki şişliği akıtabildikleri takdirde hastalığın iyi olacağına inanıyorlardı. Hastaların birçoğunda bu böyle olmadı. Bir süre sonra, hekimler de mikroplu evleri ziyaretten vazgeçtiler. Ya korkudan, ya ümitsizlikten ya da hastaların ölmesinden. Nihayet 1666 sonbaharında veba Londra’da gerilemeye başladı. 1720 yılından sonra, birkaç ufak mıntaka hariç, Batı Avrupa’da görülmez oldu.

Veba salgınının, Avrupa’nın sosyal yapısında derin tesirleri olmuştur. Feodal sistem parçalanmıştır. Hastalık hakkındaki eski fikirler değişmiştir. Vebanın, dindar ve günahkâr ayırmadan önüne geleni öldürmesiyle, hastalıkların Allah’ın insanlara verdiği bir ceza olduğu inancı da değerini kaybetmiştir. Bunun altında başka bir-şey olabileceği zihinleri kurcalamaya başlamıştır. Salgın başlayınca İbadet noksanlığı veya günah düşüncesinden sıyrılan insanlar,  zehirli buharlar, fena kokulu dumanlar, bozulmuş havanın hastalığa sebep olduğuna inanmaya başlamışlardı. İlk karantina çabaları başarılı olmamakla beraber, temel sağlık şartlarının ön kuralları bulunmuştu.

Farelerin Piresi

O zamandan beri görülen veba vakaları epidemi (salgın) yapmamakta, olsa bile pandemi (büyük salgın) önlenmektedir. Artık, vebanın farelerin piresinden geçtiği öğrenilmiştir. Hastalık bazan poömoni (zatürrie) şeklinde de görülür ve bu şekilde öksürükle insandan insana da geçebilir. İki şekilde hastalığın da amili Pasteurella Pestis’dir. Mikrobu 1894 yılında bulunmuştur. Bu mikrop, dünyanın vahşi, kemirici birçok hayvanlarında vardır. Özellikle Orta Asya’nın steplerindeki dağ fareleri ve sincaplarında bulunur. Tehlike bu hayvanların hastalığı ev farelerine geçirmeleriyle başlar.

Vebanın 1120 yılından sonra görülmemesi, siyah ev farelerinin temizlenmesi sayesindedir.Bu farelerin kayboluşu ise,ev şartlarının düzelmesi ve diğer bir fare cinsinin ortaya çıkmasıyla mümkün olmuştur. 1727 yılında Doğu Rusya’dan gelerek Volgayı geçen kahverengi fare, karadan ve denizden şehirlere yayılmıştı . Lağım faresi denilen bu hayvan Avrupa ve Amerika’da hâlâ vardır. İsminden de belli olduğu gibi lâğımlarda yaşar ve insanlardan kaçar. Pireleri, siyah fareye kıyasla vebayı hemen hemen hiç nakletmez.

MANÇUEYA DAĞ FARESİ

1910 yılında “”kadın modası değişikliği” büyük ölçüde Mançurya dağ faresi kürküne ihtiyaç göstermişti.Bu kürk, samur kürk yerine kullanılıyordu. Tecrübesiz binlerce Çinli avcı dağlara yayıldılar ve bir veba salgınına sebep oldular. Gördükleri her hayvanı kovalıyor ve hasta olanlar sağlamlardan daha kolay tutuldukları için, fare ile beraber vebayı da yakalıyorlardı. Hastalar dar salonlarda yatıyorlar ve akciğer tipi vebayı birbirlerine bulaştırıyorlardı. Bu olay, 1910-1911 yıllarında 60.000 kişinin hayatına mal oldu.

Bu, aynı zamanda sonuncu büyük veba salgım oldu. Hayretle karşılamak lâzımdır ki, Kaliforniya eyaletinin dikkatsizliği yüzünden, bugün Amerika’da oldukça kuvvetli bir veba membaı yine de vardır. 1900 yıllarında San Fransisko’nun Çin mahallelerinde birkaç veba vakasının görülmesiyle hükümet derhal tedbirler almıştır. Fakat, Kaliforniya’lılar,eyaletlerinde veba bulunduğunu söyleyen araştırıcılara karşı koymuşlardır. Federal hükümet, eyaletten geçen insan ve eşya üzerinde karantina tedbirine teşebbüs edince, fare mücadelesini yapmaya mecbur kalmışlardı.Ancak,bu arada farelerde mikropları sincaplara nakil etmişlerdi. Sincaplar aracılığıyla hastalık yayılmaya başladı. 1919 yılında Oakland’da 14 veba vakası görüldü.1924 yılında Los Angeles’te 30 kişi öldü. Sincaplar 15 batı eyaletine hastalığı yaymışlardı.

veba

VEBADAN ARINMAK

Bugün herhangi bir yerde görülecek veba vakası için dünyamız, her zamankinden daha hazırlıklıdır.Pireler temizlenebilmekte, aşılar korunmaya yardım etmektedir. Erken kullanmaya başlamak şartıyla, streptomycine vebanın her iki şeklini de tedavi edebilmektedir.

Amerika büyük veba salgınlarından uzakta kalmışsa da, diğer hastalıklar, özellikle sarıhumma 18.yüzyılda 35 ayrı salgın halinde görülmüştür. Batı Hint adalarından gemi ile taşınan sarıhumma yaz aylarında defaatle kendini göstermiş, 1793 yılında Filadelfiya’da büyük bir epidemi (salgın) yapmıştır.

Bir yüzyıl evvel Londra’daki veba salgını gibi Filadelfiya’daki sarıhumma (sarı Jâck adı verilmişti) da panik yaratmıştı. Binlerce insan şehri terketmiş, hastalık olan evlerin kapılarına kâğıtlar yapıştırılmıştı. Kaçamayanlar, bilhassa fakirler, ağız ve burunlarına sarımsak suyuna, sirkeye ve kâfura batırılmış maskeler takarak gezmişlerdi. Tabii bunların koruyucu değeri yoktu. Hastalığa yakalananların beşte biri sarılık, yüksek ateş ve hıçkırıkla kan kusarak ölmüştü. Salgın, 24. 000 hastadan 5.000’inin ölümüne sebep olmuştu.

Hastalığın mikroplu eşyadan geçtiğine inanıldığı için, şüpheli görülen her şey yakılıyordu. Yataklar, çarşaflar, elbiseler hastalığın yayılmasına bir sebep teşkil etmediği halde, korkudan küme küme ateşe veriliyordu. Zamanın şöhretli hekimi Dr. Benjamin Rush, Sarı Jack’ın insandan insana geçtiğine inanmıyordu. Dr. Rush “bütün ateşli hastalıkların, kana ait özel bir hastalıktan ileri geldiğini” iddia ediyordu. Hastalığa yakalanmak diye bir şey yoktu. Rıhtımlarda çürümüş kahve çuvallarından, fıçı sularından, ördekli su birikintilerinden, çürük lâhanalardan, eski kitap ve eşyadan çıkan zararlı kokular bu hastalığı yapıyordu. Tedavi için müshiller, kusturucular içiliyor, kan alınıyordu. Ateşi düşürmek için,hastaların başından aşağıya buzlu sular dökülüyordu. Tabii böylece hasta sayısı azalmaktaydı’… En güçlü olmaları gereken devrede, vücutlarının direnci eksiliyor, ölüme daha çok yaklaşıyorlardı Komşular ve dostları onun bu yorucu (fakat yanlış) tedavisi için adeta yalvarıyorlardı.. .Sonunda kendisi de aynı hastalıktan öldü. Bir yüzyıl sonra sarıhummanın sebebinin, Aedes Aegypti isimli sivrisinek tarafından taşınan bir virüs olduğu anlaşıldı.


1 Yorum

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?