Gılgamış Destanı Hakkında Bilgi

0
Advertisement

Gılgamış Destanı nedir? Gılgamış destanının özellikleri, konusu, tarihçesi, hakkında bilgi.

Gılgamış Destanı; çiviyazısı ile pişmiş topraktan belgelere yazılmış olan destan ve destanın kahramanıdır. Mezopotamya’da Sümer-Akkat-Babil bölgesinin eseridir. En eski Sâmi dili olan Akkatça ve Babilce yazılmış olan metinleri Asurbanipal (İÖ 688-626 arasında Asur kralı) Kütüphanesi’nde; şimdi British Museum’ da ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde ve Hititlerin başkenti Boğazköy’de ele geçirilmiştir. Kendinden öncesi dönemlerin bütün belgeleriyle edebiyat eserlerinin kopyalarını toplayan Asurbanipal’in Kütüphanesi (Ninova’da A. H. Layard buldu, 1850) ne kadar zengin olursa olsun, Gılgamış Destanı eksiktir; sağlam yerlerinde de dizelerin kimi bölümleri yoktur.

Babillilerin destanı olan Gılgamış, Sümer mitoslarına dayalı bir Mezopotamya şiiri, çeşitli yazıları çiviyazısıyla saptanmış en eski destan örneğidir. Destanın üç aşamada birbirinden ayrılan değişik yorumları vardır. İÖ 2000 yıllarına ait olduğu sanılan Sümerce metin; Güney Babil kentlerinden Uruk’un beyi olan Gılgamış’ın savaşlarını, kentinin surlarını yaptırışını, gökyüzünün boğasıyla kavgasını, dev Huvava’yı öldürüşünü, kölesi ve yoldaşı Engidu’nun yeraltı dünyasına yaptığı geziyi anlatan parça parça epik şiirler halindedir. İÖ 1800 yıllarında (Hammurabi dönemi) saptandığı sanılan eski Babil yazması, üç tablet halindeyse de tamamlanmamıştır. Burada şair, Sümer yazmasının halk dilinde yaşayan olaylarını konu edinmekle birlikte Gılgamış’ın sonsuz yaşamı (âb-ı hayat, ölmezlik) arayışına yönelerek insancıl bir sorunun ilk ve olgun eserini vermiş olur. Sonuçta bütün arayışlar ve zaferler boş, insan ömrü geçicidir; tanrıların düzeni değiştirilemeyeceği için insan yaşamı sonuçsuz ve ürünsüzdür; alınyazısı engellenemez; yapılacak şey yazgıya inanmaktır; kadın aşkının karşısında daha sağlam ve sürekli bir bağ vardır; dostluk (Gılgamış-Engidu). Recez bahriyle yazılmış basit bir şiir biçimindeki eserde, kahramanlar güçlerine güvenip insana özgü sınırı aştıkları zaman baht-dönüşüne (peripetie-Yunanca:penpeteia) uğrarlar; Engidu ölür, yalnız kalan Gılgamış boş yere ölümsüzlüğü aramaktadır. İÖ 1250’ye doğru Sin-Lekke-unnini adlı bir şairin çok ustaca yazdığı üçüncü biçimde tufan mitosu da yer almakta, sonsuz ömüre ulaşan Utnapiştim (Sümerce Zi-ud-sudra, Sâmi dillerde Nuh) ile Gılgamış’ın arayışı bağlanmaktadır. Gılgamış’e âşık olan Tanrıça İştar, Engidu’nun dostluğuna daha çok değer verdiği için ona düşman olmuştur. İnsanların yazgısını yöneten tanrılara -Yunan mitoslarında olduğu gibi insancıl karakter özellikleriyle ve zaaflarıyla belirtilmişlerdir-karşı sürüp giden düzeni değiştirmek isteyen, yeni değerler arayan iki üstün-insanın direnişi. Engidu, saf doğada hayvanlarla birlikte yaşayan, sonradan Gılgamış’e yoldaşlık eden dostluk simgesidir. Gılgamış’ın onun ölümünden sonra süren serüveni, 11. tablette biter. Utnapiştim’den sonsuz ömrü ve gençlik veren otun yerini öğrenen Gılgamış onu tam ele geçirdiği sırada bir yılana kaptırır, bütün çabası boşunadır; yenilgi içinde Uruk’a döner. 12. tablet, en eski biçimin Akkatça bir özetidir, yeni bulunmuştur. Görüldüğü gibi yazılı edebiyatın en eski eserinde, sanata konu olabilecek bütün sorun ve durumlar vardır: Yetenekli bir kişinin savaş ve zaferleri, doğa güçlerini yenen insan çabası, yazgıyla uğraşma, aşk, dostluk, ölümsüzlüğü arayış, çalışma, yeniliş, ölüm. Bütün üstünlüğüne, karşın Gılgamış da ölecek ve son yorumlarda yeraltı dünyasının en yüksek mevkiine ulaşacaktır. Bilgeliğe eren, her şeye gücü yeten Gılgamış, tanrısal düzen karşısında boyun eğmiş, ola ola ölürler mahkemesinin başyargıçlığına erişmiştir öbür dünyada; ama sonu vardır. Sonraki söylentilerde insan gücünün sınırları gittikçe genişletilecek (Hz. Süleyman, Herakles, Akhilleus) fakat hep aynı sonuca bağlanacaktır: Ölüm kesin olduğuna göre hangi değere sarılmalıdır? Bugünkü insanlığın yanıt aradığı bu soruyu, insanlığın ilk destanı konu edinmiştir.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?