Hz Muhammed’in (s.a.v) Doğduğu Ortam Hakkında Bilgi

0

Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğduğu ortam çevre ve dönem hakkında genel bilgilerin yer aldığı yazımız. Arabistan’da aile ve sosyal durum ve dini durum nasıldı?

İdari, Sosyal ve Dini Durum

Advertisement

İslamiyet’ten önce dünyanın hiçbir kıtasında huzur ve sükûn, güven ve emniyet asayişi kalmamıştı.

Avrupa Kıtası’nda İspanya, Güney Fransa, Anglo-Saksonlar, İskandinavyalılar, Norveçliler, Danimarkalılar bulundukları yerlerden çok uzak bölgelerdeki başka yerleri istila ve o milletleri esir etmek, sömürmek için insanlık dışı uygulamalara başvuruyorlardı.

Afrika’da Romalılar ve Yunanlılar, Mısırlıların canlarına kast ediyor, medeniyetini sömürüyordu. Asya’da Çin, Hint ve Tibet’te insanlık birbirilerini boğazlıyordu. Her toplumda insanlar arasında sınıf farkı söz konusuydu. Milletler sürekli göç etmek zorunda bırakılıyor, devletler iç ve dış etkenler yüzünden çöküyor ya da istila ediliyordu.

Arabistan’da Aile ve Sosyal Durum

Advertisement

Kadınlara yönelik ayırımcılık hemen hemen dünyanın her yerinde mevcuttu. Köleler, esirler, kadınlar acınacak durumdaydı, insan ticareti meşru görüldüğü için Afrika, İskandinav bölgesi, Kafkaslar ve Orta Asya Coğrafyasında elde edilen köleler kıtalar arasında yapılan ticaretin asıl sermayesini oluşturmaktaydı. Haklılığın ölçüsü, kişinin bir kabileye veya güçlü olan tarafın dinine mensup olması yeterli görülüyor ve ona arka çıkılıyordu.
Çok evliliğe dayalı aile hayatı, Arap Yarımadası’nda yaygın durumdaydı. Bazı kaynaklarda bu evlilik çeşitlerinin on üç kadar olduğu belirtilmiştir. O günün bazı kabilelerinde kız çocuğuna sahip olmak, horlanmaya ve aşağılanmaya sebep gösterilmiştir. Özellikle Teym ve Adiy gibi bazı kabileler, kendi kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adetlerini uyguluyorlardı.

Kabileler ve toplumlar arasında sürekli devam eden savaşlar vardı. Toplum içerisinde güçlü olan haklı sayıldığı için başkasının malına, canına, ırzına tecavüz edildiğinde o mağdur kimselere haklarını iade edebilecek bir merci bulunmuyor, mağdurlar acizlik ve çaresizlik içinde kalıyorlardı.

Mekke, Ticaret ve ziyaret merkezi olduğu gibi, tarihin çok eski devirlerinden itibaren âini bir merkez konumunda olmuştur. Hz. Adem’in Havva annemizle buluştukları yer Arafat dağı olmuştur. Hz. ibrahim eşi Hacer ve oğlu İsmail burada ikamet etmişler, Kâbe’yi inşa etmişlerdir. Ebrehe ordusuyla gelip Kabe’yi yıkmak istemiş, Allah tarafından gönderilen Ebâbil kuşlarının ağızlarında taşıdıkları taşlarla Ebrehe ordusunu helâk etmesi gibi nedenlerden dolayı, Mekke’de yaşayanlar daima buraya saygı gösteriyor, buranın dini kutsal bir şehir olduğuna inanıyorlardı. Nitekim Ebrehe ordusuyla Mekke’ye saldırıya geçtiği zaman, o sırada Mekke’nin başkanlığını yapan peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib halka, “…şehri terk edin! Kâbe’nin sahibi, Ebrehe’den bu mübarek mekanı koruyacaktır…” diye söylemiştir. Bu tarihi olay, Hz. Muhammed’in doğumundan 52 gün önce vuku bulmuştu. Peygamberimizin doğumu Fil Yılı’nda olduğu rivayet edilmiştir.

Cahiliye döneminde de kabileler arası savaşlar çok sık oluyordu. Bunlardan en şiddetli olanlardan birisi de Kays Kabilesi ile Kureyş Kabilesi arasında “Haram Aylar”‘da yani (Muharrem, Recep, Zilkade, Zilhicce) vuku bulduğu için bu savaş Ficâr Savaş’ı yani suç ve günah anlamına gelen kelime ile anılagelmiştir. Hz. Muhammed 12-14 yaşlarında iken amcalarının yanında bu savaşta bulunmuş fakat sadece onlara ok ve su vererek katkıda bulunmuştur.

Hz. Muhammed, Cahiliye döneminde Haşim, Zühre ve Teym kabileleri temsilcilerinin öncülük yaptıkları “…zülme, haksızlığa ve zarara her kim uğrarsa, bu kimselere yardımcı olunacaktır..!” andına bağlı olan Hılfu’l-Fudûl Cemiyeti’nin üyesi olmuştur.

Dinî sapıklıklar, eski tarihlerde olduğu gibi o zaman da çeşitli şekilleriyle her yerde varlığına rastlanmaktaydı. Bunlar;

Advertisement

Yıldızlara tapanlar (Ashab-ı Nücûm), Sabiîler, Müşrikler, Mecusîler, Zerdüştler, Arap yarımadasında farklı inanışları temsil ediyorlardı. Peygamberimizin dünyaya teşrif ettiği o çağda insanlık âlemi, sosyal ve birey olarak insanlığa yaraşmayan hayat şartlarını yaşadıkları için, tarihin bu devrine “Cahiliye Dönemi” denilmiştir.

Yeryüzünde ilahî din mensupları yani tek tanrı inancına sahip olan Hanifler(Hz. İbrahim’in dini üzere tevhîd inancına bağlı kalanlar) ise yok denecek kadar az sayıda idiler. Ayrıca kendilerine Ehli Kitap denilen Yahudi ve Hıristiyan inancına mensup topluluklar, Arabistan’ın muhtelif bölgelerinde yaşıyorlardı. Bunlar, Allah tarafından kendilerine gönderilen kutsal kitaplarını (Tevrat ve İncil) tahrif etmiş, bir kısmını değiştirerek, kendi arzu ve hevesleri doğrultusunda şeyler ilave etmişlerdir. Özet olarak islamiyet gelmeden önce aslı bozulmamış hak din bulunmuyordu.

idare şekli ise Şehir devletçikleri(Site) halinde olup, her şehir ayrı bir devletçik şeklinde, birbirilerinden bağımsız idare ediliyorlardı.

Mekke’nin idaresinden sorumlu on kadar vekil mevcuttu. Bu meclis üyelerine “Mele” deniliyordu. Her kabileden temsilcilerin bulunduğu bu kişilerin farklı görev ve sorumluluk alanları bulunuyordu. Hz Muhammed (sav.)’in doğumundan önce ve onun Mekke’de yaşadığı dönemde farklı Kureyş kabilelerinden birer kişi bu vazifeleri icra ediyorlardı.

İslam’dan Önce Mekke’de, Yapılan Resmî Görevler:

Sedanet ve Hicabet: Kabe’nin anahtarı ve örtüsü ile ilgili görev olup, Osman b. Talha’nın sorumluluğunda idi.

Ukâb veya Livâ:
Alemdarlık görevi olup “Karakuş” adlı sancağı Ebu Süfyan b. Harb’in sorumluluğundaydı.

Sikâye: Hacılara su dağıtma işi olup, Beni Haşim’den Hz. Abbas yürütüyordu.

Kıyâde: Kumandanlık görevi olup, Ebu Süfyan sorumlu idi.

Nedve “Şurâ Meclisi” : Esed Kabilesinden Yezid b. Rabi’ul-Esvedî’nin evi olan “Dârün-Nedve”, günümüzdeki hükümet konağı karşılığındaki işlerin görüldüğü idarî merkez olup, her türlü kararlar burada alınırdı ve kırk yaşından küçük olanlar burada alınacak kararlara katılamazdı. Yine buluğ çağına gelen kız çocuklarına bu merkezde gömlek giydirilir ve evlenme törenleri de burada yapılırdı.

Meşveret: Beni Esed kabilesine ait görev olup, onların izni alınmadan iş yapılmazdı. Sefâret ve Münaferet: Elçilik ve kabileler arasında barışı sağlama görevidir. Beni Adi kabilesinden Hz. Ömer sorumluydu. Hükümet: Davalarda hakemlik ve yargılama görevidir.

Nezaret: Vergi toplama görevi Beni Teym kabilesi sorumlu idi.

Advertisement

Kubbe: Silah ve Mühümmâtı büyük bir çadırda savaş için depolama görevi Hz. Halid b. Velid bakardı.

Ezlâm ve Eysâr: Hübel Put’unun boynunda asılı olan Fal oklarını çekme görevi Safvan b. Ümeyye bakıyordu. Ok “yap veya yapma” hangisine denk gelirse o işe karar veriliyordu.

Hazine-i Emvâl: Harb için hazırlanan mal ve aletleri koruma görevini Maris b. Kays yapıyordu.

Rifâde: Hacılara yiyecek dağıtmak görevini Beni Nevfel kabilesinden Haris b. Amir yüklenmiştir.

Diyetleri Belirleme: Kan davalarında diyet bedelini belirleme işini Temim kabilesinden Hz. Ebu Bekir yürütüyordu.

Ainne: Savaş vakti atlara nezaret etme görevi Beni Mahzum Kabilesinden Halid b. Velid sorumlu idi.

İmâre: Kabe’nin etrafında kötü söz ve fiili men etme görevi “Zabtiye teşkilâtı”.

Emvâl-ı Muhacere: Putlara sunulan hediye malları toplama ve koruma görevidir.


Leave A Reply