Madam Bovary Kitap Özeti – Gustave Flaubert

0

Gustave Flaubert Madam Bovary isimli kitabının konusu, karakterler, eleştirisi, kısaca özeti. Gustave Flaubert kitapları özetleri.

Madam Bovary


Madam Bovary Kitap Özeti – Gustave Flaubert

Romanın Başlıca Kişileri

Madam (Emma) Bovary: Romanın başkahramanıdır. Aşırı derecede hayalperest, güzel, ihtiraslı, lüks ve gösteriş düşkünü, duygularıyla hareket eden, bencil, sorumsuz bir kadındır.
Charles Bovary: Madam Bovary’nin doktor olan kocası-dır. Madam Bovary’nin aksine, ihtirassız, kendi hâlinde, üstün yetenekleri olmayan, basit, iyimser bir kişidir. Leon Dupuis, Rudolphe Boulanger, Homais, Heloi, Berthe Bovary, Rottault, Leheureux romanın diğer şahıslarıdır.
Berthe Bovary: Bovaryler’in tek çocukları.
Dubuc: Charles Bovary’nin ilk eşi. 45 yaşında, çirkin, kara kuru bir kadın.
Rouault: Emma’nın babası. Zengin, rahatına düşkün bir köylü.
Leon: Emma’nın sevgilisi, avukat kâtibi.
Rudolphe: Emma’nın öteki sevgilisi.

Kitap Kısa Özeti

Romanda olaylar 19. asrın ikinci yarısında geçer. Charles Bovary, Rouen’de eğitim görmektedir. Okulunu ailesinin sayesinde bitiren Charles, doktor olur. Tostes adlı küçük bir kasabada mesleğini sürdürmeye başlar. Charles, hırslı ve idealist bir insan değildir. Elindekiyle mutlu olan bir kişidir. Annesi, onun başarılı olması için çaba sarf eden, onu yöneten bir kadındır. Annesi, bu pek yetenekli olmayan oğlunu dul bir kadınla evlendirir. Dul eşi ile mutlu olamayan Charles bu hayata yine de katlanır.

Charles, doktor olduğu için kasabadan her kesimle ilişki kurmaktadır. Kasabanın ileri gelenlerinden Rouault’la dost olur, evlerine gidip gelmeye başlar. Bu arada, huysuz karısı ölür. Bir süre geçtikten sonra, Charles Rouault’un kızı Emma ile evlenir. Sakin, huzurlu bir hayat arzu etmektedir.

Emma ise, romantik bir genç kızdır. Evlilikten beklentileri Charles’mkinden çok farklıdır. Sürekli romantik aşk hikâyeleri ve romanları okuyan Emma, bunların teshirindedir. Hareketli, heyecanlı, derin bir duygusal ilişki hayal etmektedir. Fakat evlilikten beklentileri gerçekleşmez, zamanla hayatını monoton ve can sıkıcı bulmaya başlar. Bir gün evlerine gelen eski bir aristokrat olan Marquis d’Andervilliers onun bu isteklerini iyice kamçılar. Marquis d’Andervilliers, ona Paris’in lüks yaşantısındaki ihtişamından, eğlencelerinden bahseder.


Bu günden sonra, Emma Bovary iyice hayatından hoşnutsuzluk duyar. Hayalindeki yaşama erişecek maddi gücü olmadığı için çabalan başarısızlıkla sonuçlanır. Hamile olmasına rağmen, bu hoşnutsuzluk onu çok etkiler ve uzun süren bir hastalık geçirmesine neden olur. Onun isteklerini anlayamayan kocası Charles, Emma’nın sağlığı için başka bir yere, Yonville’l Abbaye’ye taşınır. Burada pek çok kişi ile tanışmak, Emma’ya biraz daha iyi gelir. Eczacı Homais ile Leon en sık görüştükleri kişiler olur. Emma ile Leon arasında duygusal bir yakınlık baş gösterir. Leon, Emma’ya Charles’tan daha anlayışlı davranır. Emma, zihnindeki aşk tasavvurunu bu ilişkiye yükler. Oysaki aralarında gerçek anlamda bir ilişki yaşanmaz. Leon, bir süre sonra Emma’nın aşırı hassasiyetlerinden ve hayallerinden bıkar, kasabayı terk eder.

Emma, hayal kırıklığına uğrar. Bocalar.

Fakat hâlâ hayalindeki yaşamı arzulamaktadır. Kasabanın önde gelen çiftçilerinden biri olan Rodolphe ile tanışır. Rodolphe aşkı duygusal anlamda algılayamayacak kadar basit ve zevkperest bir insandır. Zamanla Emma’yı kullanmaya başlar. Onu sevmez, sadece arzularına alet eder. Oysa, Emma hayalindeki duygusal ilişkiyi bulduğunu sanır. Eşini aldatır. Rodolphe ise sadece iyi vakit geçirdiği için mutludur.

Emma, her geçen gün müsrifleşir. Eşinden habersiz alışverişler yapar, borçlanır. Eşini de kendi ihtirasları için kullanır. Onun düztaban olan birini ameliyat etmesini ister. Yeteneklerini ispat ederse çok meşhur bir doktor olacak, Emma’ya istediği hayatı sunacaktır. Oysa ameliyat çok başarısız geçer. Adamın ayağının kesilmesi gerekir. Büyük bir başarısızlık yaşayan Charles, utancından dışarı çıkamaz. Emma, başarısız kocasından daha da nefret eder. Rodolphe’ya kaçmaya karar verir. Rodolphe ise ona bir mektup gönderir, ilişkilerinin bittiğini söyler. Bunun üzerine Emma hastalanır, aylarca yatar. İyileşince, huzurlu, sakin bir yaşam sürmek ister, kendini dine verir. Bu, çok uzun sürmez. Leon’a tekrar tesadüf edince, eski arzularına geri döner. Leon değişmiştir. İlişkileri maddi bir aşk olarak devam eder. Her hafta bir gün Leon’la birlikte yaşayan Emma, gittikçe borçlanır. Kocası her şeyden habersizdir. Leon, kariyerine ilişkinin zarar vereceğini düşünerek Emma’yi terk eder.

Emma, hem aşktan beklentisini alamamış hem de borçlanmış biri olarak çıkmaz içindedir. Bir gün içinde 320 frank ödemesi gerekmektedir. Sevgililerinden borç ister. Alamayınca âdeta bütün hayatı altüst olur. Homais’in eczanesine gider, arsenik alır ve yutar. Charles’in yanında çırpına çırpına can verir.


Charles, karısını çok sevmektedir. Onun ölümüne dayanamaz. Kederinden mahvolur. Kendine geldiğinde, evin düzenini sağlamaya çalışır. Bir gün, Emma’ya sevgililerinden gelen mektupları görür. Karısının onu yıllarca aldattığını anlar. Kısa bir zaman sonra da ölür. Çocukları Berthe akrabaları tarafından büyütülür. Kötü niyetli Homais ise emellerine kavuşmuş, şeref madalyası almıştır.


MADAM BOVARY (Kitabın konusu, eleştirisi)

Kitabın girişinde Paris Barosu Üyesi, Millet Meclisi Eski Başkanı ve Eski İçişleri Bakanı Marie-Antoine-Jules Senard’a, yazarın teşekkürü yer alır. Emekli bir subayın oğlu olan Charles Bovary, sağlam yapılı, çalışmakta istekli olmayan, kırsalda yetişmiş büyümüş bir çocuktur, okula gitmek üzere Rouen’e gelir. Büyük bir yeteneği pek yoksa da, annesinin baskısıyla tıp okur, doktor olur. Bu mesleğini yapabilmesi için annesi ona önce Tostes’de iş bulur. Şimdi sıra evlenmesindedir. Bunun için de yine annesi devreye girer. Evlenmesini istediği kadın, Dieppeli bir mübaşirden dul kalmış, zengin bir kadındır. Kırk beş yaşlarındadır ve yılda bin ikiyüz liralık bir geliri vardır. Charles’tan çok daha yaşlı, çirkin bir duldur; aslında böyle bile olsa isteyeni çoktur.

Hatta bunlardan biri papazların bile desteğini almış olan bir domuz kasabıdır. Onun entrikalarını bile boşa çıkarıp oğlu Charles’la Dubuc’u evlendirir. Charles, evlenince daha özgür olacağını istediği gibi hareket edeceğini, parasını istediği gibi kullanacağını düşünür ama evin hâkimi karısı olur. Dubuc Bovary, Charles’a toplum içinde nasıl ne konuşacağından başlayarak, onun kıyafetlerine varıncaya kadar her şeyi belirler. Mektuplarını açar. Eve gelen kadın hastalan muayene odasının arkasından dinler. Bir taraftan da hastadır, yataktan hiç çıkmaz.

Bir gece Bertaux çiftliğinden Mösyö Bovary’e bir mektup gelir.

Kırılmış bir bacağı sarmak üzere yardım istenmektedir. Madam Bovary, gecenin o saatinde izin vermez. Önce uşağın, sabahleyin de kocasının gitmesini ister. Ona uyulur. Ertesi sabah çiftliğe ulaşır. Hasta elli yaşlarında, beyaz tenli mavi gözlü, başının ön tarafi açık, kulağı küpeli, kısa boylu, şişman bir adamdır. Bu Mösyö Rouault ‘tur. Karısı iki yıl önce ölmüş, hizmetçiler ve kızı Matmazel Emma ile yaşıyordur.

Charles, sargı işini bitirdikten sonra Mösyö Rouault’nun önerisiyle bir şeyler yemek için alt kata inerler. Burada “Türkler’i gösteren bir alaca bezle örtülü, kubbeli bir karyolanın yanındaki küçük bir masanın üstüne iki sofra takımı konmuştur, su tasları gümüştendir.” Emma’yla birlikte yemek yer, sonra yukarı çıkıp Mösyö Rouault’ya veda eder. Böylece Charles’ın Rouault’larla dostluğu başlar. Haftada iki kez, bazen günleri şaşırdım diyerek daha da çok çiftliğe gidip gelmeye başlar. Bu günlerde dul Dubuc’ün parasını emanet ettiği Ingouville’li noter, paralarını alıp gider. Üstelik Dieppe’deki evi de ipoteklidir. Madam Bovary, bu duruma çok üzülür. Üstelik ana babasına karşı da suçludur. Charles’tan karısını savunmasını ister. Ama ana babası kızıp giderler. Ok yaydan çıkmıştır. Aradan bir hafta geçtikten sonra kadın, avluda çamaşır yıkarken, birden bire kan tükürmeye başlar ve “Aman Allahım der” göğüs geçirir, ölür.

Rouault Baba, bir sabah, tedavi edilmiş bacağının ücretini getirir Charles’a. “Böyle şeylere yabancı değilim” der omzuna vurur. Onun da karısı ölmüştür. Kendi karısı öldüğünde bir ağaç altına gidip ağladığını anlatır, bize gelin diye çiftliğe davet eder. Kızım da arabada, bizi unuttuğunuzu söylüyor, der. Bu içten sözler karşısında Charles kayıtsız kalmaz.


Charles, Mösyö Rouault’un öğüdünü tutar Bertaux’a gider. Matmazel Emma ile yarım kalan dostluk yeniden başlar ve alevlenir. Charles artık, bir süre bekledikten sonra Emma ile evlenebilecek durumdadır. Onun gözünde evlilik, bir aşk oyunudur ve Charles, sakin gösterişsiz tavırlarıyla tamamen mutlu biridir.

Emma, duygusal bir genç kızdır.

Beğenileri çağının romantik duyarlığını algılayacak yapıdadır. Bu duyarlığını duygusal roman ve şiirlerinden almıştır. Evlilikte, okuduğu kitaplardaki gibi, derin duygusal bir bağ bulacağını ummaktadır. Ne var ki düşündüğü gibi olmaz, halayından sonra, canı sıkılmaya başlar. Çünkü Charles, vurdumduymaz ve ihtirassızdır. Dekdüze bir yaşamı vardır. Oysa onun düşlediği evlilik bu değildir. Hele Markis d’Andervilliers’in yemek ve balosuna davet edildiği zaman, huzursuzluğu artar. Zengin ve lüks hayata şöylece bakışı bile, yaşadığı bu çevreden daha da fazla hoşnutsuzluk duyması için yeterlidir.

Emma bir yandan modayla ilgili dergiler okur, buyandan da Paris’te yaşamanın hayalini görür ve burjuva evini biraz güzelleştirmeye çalışır. Sonunda ne yapacağını bilemez, canı sıkılır. Charles, Emma’nın can sıkıntısını gidermek, hem de hamile olan eşinin sağlığını korumak adına Yonville-I’Abbaye adında küçük bir ticaret kasabasına taşınmaya karar verirler. Rouen’den sekiz fersah uzaklıktadır.

Yazara göre, Normandiya’nın, Pikardie’nin, Ile-de-France’ın sınırında, manzarasında hiçbir özellik olmayan, insanların dili de hiçbir özellik taşımayan piç bir bölgedir. Bovary’lere hoş geldiniz diyenler arasında, yeni doktor üzerinde iyi bir izlenim bırakmak ve onun desteğini sağlamak isteyen Mösyö Homais adındaki eczacıyla, Homais’in kiracısı Leon Dupuis adında bir avukat kâtibi de vardır. Leon, Emma’nın romantik hayallerini paylaşmak suretiyle onun üzerinde iyi bir izlenim bırakmak ister.

Bovary, her zamanki tekdüze yaşayışına başlarken Emma, kendisinin Leon’a âşık olduğunu sanır, bu hayallerle yaşar; bu, gerçekleştirilmemiş ve hatta belirtilmemiş bir aşktır. Bu hayata artık katlanamayan Leon ise, Paris’e gitmek üzere kasabadan ayrılır.

Bütün duygularını kaybeden Emma şimdi, çevrede yerleşen ve çağa ayak uyduran bir çiftçinin, Rodolphe Boulanger adlı bir bekârın ilgisini çeker. Emma onun metresi olur. Bu ilişki, Boulanger için hoşça vakit geçirmekten başka bir şey değildir; ama Emma uzun zamandır özlemini duyduğu gerçek bir aşkın umuduyla yaşar.

Emma’nın yaşamı her gün biraz daha savruklaşır.

Kocasından habersiz kasaba esnafından Mösyö Lheeureux’a borçlanır, bu da yıkımı olur. Bu arada eczacı Homais, Charles’ı, bir handa seyis yardımcısı olan Hippolyte adındaki bir çocuğun düz taban ayaklarını ameliyata razı eder. Bunu Emma da destekler. Çünkü, kocasının, kendi mesleğinde başarılı olması için eline fırsat geçtiğini düşünür, o da Charles’a ameliyatı yapması için baskı yapar. Charles kabul eder. Ne var ki, operasyon başansız geçer, çocuğunun bacağı kangren olur ve cerrah çağrılır. Çocuğun bacağı kesilirken çığlıkları duyan Mösyö Bovary, tüm umudunu yitirir, sokağa çıkamaz.


Emma, kocasından tiksinmeye başlar.

Sevgilisi Rodolphe’la kaçmaya karar verir. Ne var ki, Rodolphe de Emma’dan bıkmıştır. Sürekli bir ilişki istememektedir. Emma’ya bir mektup göndererek, aralarındaki ilişkiyi kopardığını söyler. Böyle bir tavır beklemeyen Emma, nöbet geçirir, sarsılır, çırpınır ve aylarca hasta yatar, iyileşen Emma’yı kocası onu Rouen operasına götürür. Orada, Leon’la karşılaşır. Emma, şimdi Leon’la ilişki kurar, müzik dersi bahanesiyle haftada bir defa Rouen’e giderek Leon ile buluşur. Onunla olan ilişkileri başını birtakım çıkmazlara sokar. Bunun altından kalkmak için, Lheureux’tan borç alır, Rodolphe’a yalvarır, Homais’in dükkânına girer; arsenik yutar ve ölmek için evine gider. Honfleur’dan çağrılan tanınmış doktor da iş işten geçtikten sonra gelir.

Cenazeden sonra Charles, Rodolphe ve Leon’un mektuplarını da bularak, Emma’nın kendisini sevmediğini anlar. Kısa bir süre sonra o da ölür ve kızı Berthe, büyütülmesi için büyük annesinin yanına gönderilir.

Gustave Flaubert

GUSTAVE FLAUBERT

1821-1880 yılları arasında yaşamış, Fransız bir yazardır. Dünya edebiyatında Romantizm akımından Realizm akımına geçiş sürecindeki önemli eserleri dolayısıyla çok önemli bir yere sahiptir. Hukuk tahsilini yarıda bırakan yazar, hayatının büyük kısmını Croisset kasabasında, yazı yazarak yalnız bir şekilde geçirmiştir. Küçük yaşlardan itibaren sinirsel bir hastalığa sahip olduğu için evlenmemiş, yalnız yaşamayı tercih etmiştir. Fransa-Prusya arasındaki savaş, onun ruhsal durumunu iyice bozmuş, 1880’de yakalandığı felç sonunda ölmüştür.

Başlıca eserleri: Salambo, Hissi Eğitim, Üç Hikâye, Namzet, Cehennem’de Yolculuk, Cehennem Dönüşü’dür. Flaubert‘in şaheseridir. Batı edebiyatının klasiklerindendir. Roman, romantik, hayalperest, mantıktan çok duyguları ile hareket eden bir kadının başından geçen olayları anlatır. Bu bakımdan, Romantizm akımına bir tepki niteliği de taşımaktadır. Psikolojik derinliği, tasvir ve realist gözlemleri, kurgusu ile Dünya edebiyatının en mükemmel romanlarından biridir.





Yorum yapılmamış

  1. bende okudum süper bi roman okurken sıkılmıyosun. ayrıca fatma sen ne diyon türkçemiz varken ingilizce yazmışsın. :/

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?