Turing Testi Nedir? Makineler Düşünebilir Mi? Turing Testini Geçen Var Mı?

0
Advertisement

Turing testi nedir? Alan Turing’in Truring testinin amacı nedir? Makineler düşünebilir mi, yapay zeka turing testini geçebilir mi?

Turing Testi

Parry: Polisler yanlış insanları tutuklar.
Görüşmeci: Bazen doğru kişileri tutuklarlar.
Parry:Kanun adamları şu İtalyan suçluları yakalamalı.
Görüşmeci: Sen İtalyan mısın?
Parry:İngiliz eğitimi aldım ama bu ülkede doğdum.
Görüşmeci: Hiç İtalyan suçlu tanıyor musun?
Parry:Yeraltı dünyasından uzak durmaya çalışırım.
Görüşmeci: Yeraltı dünyasından korkuyor musun?
Parry:En kötü gangsterler mafyadadır.
Görüşmeci: Mafyayla bağlantın var mı?
Parry:Biliyorsun, beni tanıyorlar.
Görüşmeci: Nereden tanıyorlar seni?
Parry:Beni gizlice gözetliyorlar.
Görüşmeci: Neden?
Parry:Bana komplo kurmak için sahte kanıt elde etmek istiyorlar. Seninle ne alıp veremedikleri var? Beni yakalamak için fırsat kolluyorlar.

Turing Testi

Görünüşe bakılırsa Parry’nin başı dertte. Ama onun asıl derdi mafya değil, bir bilgisayar programı olması. Stanford Üniversitesi’nden psikiyatrist Kenneth Colby tarafından 1971’de yaratılan Parry, sorulara mafyanın hedefi olduğu yolunda paranoid saplantısı bulunan bir şizofren gibi yanıt verecek şekilde programlanmıştı. Colby, sahici birtakım paranoid hastalarla birlikte Parry’nin de görüşmeye tabi tutulduğu bir test hazırladı. Kuruldaki hiç kimse Parry’nin gerçek bir hasta olmadığını tahmin edemedi.

Parry düşünebiliyor mu?

1950’de, Parry’nin doğumundan yirmi bir yıl önce, bilgisayar çağının öncülerinden ingiliz matematikçi Alan Turing, yazdığı köşetaşı bir makalede bir makinenin düşünebiliyor olduğunu belirlemek için bir test önerdi. Taklit oyunu denen bir parti oyununa dayalı testte, soru soran kişi görmediği bir insan ve bir makineyle elektronik bağlantı aracılığıyla iletişime geçiyordu. Soru soran kişi, makineyle insanı birbirinden ayırt etmek için her istediğini sorabilirdi. Eğer bir süre sonra soru soramaz hale gelirse makinenin testi geçtiği kabul ediliyordu.

Advertisement

yapay zeka

Parry testi geçti mi?

Pek sayılmaz. Bunun tam anlamıyla bir Turing testi sayılması için psikiyatristlerden oluşan kurula (soru soran kimsenin rolünü üstlenmişti bu kurul) hastalardan birinin aslında bir bilgisayar olduğu ve amaçlarının bunu saptamak olduğu söylenmiş olmalıydı. Her halükarda Parry daha etraflıca sorgulansaydı kendini çabucak ele verecekti. Turing’e göre, 20. yüzyıl bitmeden bilgisayar programcılığında kaydedilecek ilerlemeler öyle bir noktaya varacaktı ki beş dakikalık bir sorgulamanın ardından soru soran kimsenin doğru tanımlama yapma olasılığı en fazla % 70 olacaktı. Gerçekteyse gelişmeler Turing’in umduğundan çok daha yavaş oldu. Şimdiye dek hiçbir bilgisayar programı Turing testini geçmeye yaklaşamadı.

Turing, testinde “Makineler düşünebilir mi?” sorusundan kaçınılmasını önermişti. Bu sorunun çok muğlak olduğu kanısındaydı. Günümüzde Turing testi bir bilgisayar programının düşünüp düşünemediğini (ya da “bir zihni olup olmadığı”nı, “zekâ sergileyip sergilemediğini) değerlendirmek için standart ölçüt kabul edilir. Bilgisayarların da günün birinde insanlar gibi veya daha üstün zihinleri olabileceğine inanan “güçlü yapay zekâ” savunucuları için bu test kilit eşik niteliğindedir.

çin odası deneyi

Advertisement

Çince odası

Turing testine karşı en güçlü itiraz, 1980’de ABD’li filozof John Searle’den geldi. Searle kendini bir odünm içinde hayal eti. Odaya üzerinde Çince soruların yazılı olduğu kağıtlar bırakılıyordu. Tek bir sözcük dahi Çince bilmeyen filozofumuzun elinin altında öyle bir İngilizce kitap vardı ki, hangi Çince simgeye karşılık olarak hangi Çince simgenin yazılması gerektiği kurallarla bir bir anlatılmıştı. Zamanla işinde ustalaşacak ve dışarıdan soruları gönderen Çinliler, odanın içinde Çinceyi anlayan biri olduğuna kanaat getirecekti. Oysa içeridekinin bütün yaptığı, ne anlama geldiğini bilmediği simgeleri elinin altındaki kitabın kurallarına uygun şekilde tasniflemekti.

Dijital bilgisayarların yaptığı da tam olarak budur: Programın belirttiği kurallara bağlı olarak (Searle’ün İngilizce kural kitabı gibi) girdilere karşılık gelen uygun çıktıları üretirler. Searle’ün iddiasına göre, bir bilgisayar programı ne kadar gelişkin olursa olsun, Çince odasındaki görevli gibi bilinçsiz bir simge işlemcisinden daha fazlası olamaz. Bilgisayar programı her satırda harf harf ne yazdığına bakar ve ona göre hareket eder; okuduğu satırların anlamlarını kavrayamaz. Nasıl Çince odasının içinde anlamak diye bir şey söz konusu değilse bilgisayar devrelerinde de değildir: ne anlayış, ne zekâ, ne zihin. Bunların benzetimi (simülasyonu) vardır olsa olsa.

Turing testini geçmek, temelde, verili girdilere uygun çıktılar sağlama meselesidir; dolayısıyla Çince odası Turing testinin düşünen makineler için bir ölçüt olduğu iddiasını baltalar. Ve Turing testi güme giderse güçlü Yapay Zekâ’nın ana savı da gider. Ama zayiat bu kadarla kalmaz. Eğer Çince odasının belirtmek istediği nokta doğru kabul edilirse zihin felsefesine yönelik iki önemli yaklaşımın da altı çürük demektir.

Davranışçılık ve işlevselcilik meseleleri

Davranışçılığın arkasındaki ana fikir, zihinsel olguların içerik kaybı olmaksızın çeşitli davranışlara ya da davranış yatkınlıklarına tercüme edilebileceğidir. Örneğin birisinin acı çektiğini söylemek, o kişinin bir yerinin kanadığını, yüzünü ekşittiğini vb. söylemenin bir tür kısa yoludur. Davranışçılığa göre insanların zihinleriyle ilgili öznel yorumlar yerine bunların gözlemlenebilen dışavurumlarına bakmak gerekir. Fakat bunun yeterli olmadığını Çince odası açıkça ortaya koymuştu. Gilbert Ryle tarafından klasik tanımı yapılan davranışçılık, Searle ortaya çıkmadan önce birçok sert itiraz karşısında büyük ölçüde yenik düşmüştü. Bugün davranışçılığın önemi, muhtemelen en yaygın kabul gören zihin kuramı olan işlevselciliği doğurmuş olmasıdır.

Advertisement

Davranışçılığın pek çok kusurunu elden geçiren işlevselcilik, zihinsel durumların işlevsel durumlar olduğunu iddia eder: Belli bir zihinsel durum, çeşitli girdilerle (o durumun meydana çıkmasına yol açan nedenler), başka zihinsel durumlar üzerindeki etkileriyle ve çeşitli çıktılarla (genelde davranış üzerindeki etkileriyle) bağlantılı olarak taşıdığı rol ya da işleve göre tanımlanır. Bilgisayar dünyasıyla benzerlik kuracak olursak, işlevselcilik (tıpkı davranışçılık gibi) zihin kuramına yönelik bir “yazılım çözümü’dür: Zihinsel olguları girdiler ve çıktılar aracılığıyla tanımlar, yazılımın işletildiği donanım platformunu (çifteci, fizikselci ya da her neyse) göz önüne almaz. Elbette mesele girdilere ve çıktılara odaklanmanın bizi dosdoğru geriye, Çince odasına götürmesi tehlikesidir.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?