Yasin Suresi Hakkında Bilgi

0

Yasin Suresi nedir? Yasin Suresi ne zaman ve nerede indirilmiştir, kaç ayetten oluşur? Yasin suresinin konusu ve anlamı hakkında bilgi

Yasin Suresi

Yasin Suresi Hakkında Bilgi

Yasin Suresi; Kuran-ı Kerim’in 36. sûresidir. 83 ayetten oluşur. Mekke’de inmiştir. Sûrenin ilk ayeti ya sin harfleriyle başladığından bu adla bilinir. Sûre şu ayetlerle başlar: “Ey insan. Doğruyu bildiren Kuran hakkı için, işte sen besbelli ki, Allah’ın gönderdiği elçilerden birisin, insanlara doğru yolu göstermek için erkli ve esirgeyici olan Allah’ın bildirdiği doğru yolu, ataları uyarılmadığından gaflet içinde kalmış olan bir ulusu uyarmak için”. Sûrenin öteki ayetlerinde, İslâmlık öncesindeki başka dinlere inananların yaptıkları kötülükler nedeniyle uğradıkları azaplardan söz edilir. Allah’ın gücüne ilişkin örnekler verilir. Sure, Hz. Muhammed tarafından Kuran’ın kalbi olarak nitelendirilmiş, hadislerinde Yasin Sûresi’nin ölüler için okunmasını öğütlemiştir. Son ayetlerde ise Allah’ın ölümünden sonra insanları nasıl dirilteceğinden söz edilir.


Yasin Suresi Anlamı

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

Yasîn.

Andolsun hikmetli Kur’an’a,

Gerçekten sen, gönderilenlerdensin.

Dosdoğru bir yol üzerinde.


Güçlü ve üstün olan, esirgeyenin indirmesidir.

Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için.

Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.

Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.

Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.

Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.


Sen ancak, zikre uyan ve gayb ile Rahman olana içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.

Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.

Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti.

Hani onlara iki göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: “Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz.”

Dediler ki: “Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz.”

Dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir.”

“Bizim üzerimizde de apaçık bir tebliğden başkası yoktur.”


Dediler ki: “Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır.”

Dediler ki: “Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz.”

Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: “Ey kavmim, elçilere uyun” dedi.

“Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir.”

“Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O’na döndürüleceksiniz.”

“Ben, O’ndan başka İlahlar edinir miyim ki, Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler.”

“O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum.”


“Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin.”

Ona: “Cennete gir” denildi. O da: “Keşke benim kavmim de bir bilseydi” dedi.

“Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını.”

Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.

Yalnızca bir tek çığlık; anında sönüverdiler.

Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.

Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler.

Ancak onların hepsi, toplanmış olarak Huzurumuz’a getirilmişlerdir.


Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.

Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık:

Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı?

Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan yücedir.

Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.

Güneş de, kendisi için olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilenin takdiridir.

Ay’a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü.

Ne Güneş’in Ay’a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.

Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir.

Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri şeyleri yaratmamız da.

Eğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler.

Ancak Bizden bir rahmet olması ve belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka.

Onlara: “Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz” denildiğinde.

Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler.

Ve onlara: “Size Allah’ın rızık olarak verdiklerinden infak edin” denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: “Allah’ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.”


Ve derler ki: “Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ne zamanmış?”

Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir.

Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.

Sur’a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden Rablerine doğru süzülüp-giderler.

Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahmanın va’dettiğidir, gönderilenler doğru söylemiş”.

O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz’a getirilmişlerdir.

İşte bugün hiç kimseye bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz.

Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ‘sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler.

Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.

Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır.

Çok esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü “Selam”.

“Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin.”

“Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;”

“Bana kulluk edin, doğru yol budur.”

Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?


İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir.

İnkar etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin.

Bugün Biz onların ağızlarını mühürleriz; kazandıklarını, elleri Bize söylemekte, ayakları şahitlik etmektedir.

Eğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki?

Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.

Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı?

Biz ona şiir öğretmedik; ona yakışmaz da. O, yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için.

Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar.

Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını yiyorlar.

Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?

Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka İlahlar edindiler.

Onların kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.

Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.


Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: “Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?”

De ki: “Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir.”

Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.

Bu âyette, Arapların “marh” ve “afar” adını verdikleri iki cins ağacı yaş hâlde iken birbirine sürterek ateş yakmalarına işaret edilmektedir.

Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette; O, yaratandır, bilendir.

Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri yalnızca: “Ol” demesidir; o da hemen oluverir.

Herşeyin melekutu elinde bulunan ne Yücedir. Siz O’na döndürüleceksiniz.



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?