Denizlerin Ekonomik Önemi

0

Denizlerin Ekonomik Önemi nedir? Denizlerin ekonomiye katkıları, balıkçılık, hammaddeler, enerji vb. katkıları hakkında bilgi.

Denizlerin Ekonomik Önemi

Deniz, ilkçağlarda kıyı kesimlerinde yaşayanlar için,yalnız balık kaynağıydı. Zamanla balıkçılığın ilerlemesiyle de, deniz ticari önem kazanmaya başladı. Romalılar döneminde denizden çıkarılan tuz önemli ticaret mallardan biriydi. Malların ve insanların taşınmasında denizden yararlanılmaya Hıristiyanlık öncesi dönemlerde başlanmıştır. İÖ 3000’de Mısırlılar, Giritliler ile deniz yolu bağlantısı kurmuşlardır. İÖ 1100’den sonra da Fenikeliler kalay almak için küçük gemilerle İngiltere’ye kadar geliyorlardı. Denizler ve okyanuslar, eski çağlardan günümüze dek sürekli ülkelerin ekonomileri üzerinde etkin bir rol oynamıştır. Denizlerin sağladığı yararlara son yıllarda yenileri de eklenmiştir. Bugün denizlerden petrol, gaz ve çeşitli mineraller gibi değerli madenler çıkartılmaktadır.

Advertisement


Balıkçılık

Son birkaç yüzyıl içinde balıkçılıkta varılan aşama bu uğraşı, günümüzde bir endüstri kolu durumuna dönüşmüştür. Geçen yüzyıllarda buharlı gemilerin kullanıma girmesi, araştırma araçlarının geliştirilmesi, daha ileri ağ ve av tekniklerinin bulunması ve balık ürünlerinin işlenmesi gibi öğeler, bu sektördeki gelişmeleri hızlandırmıştır. 1938’de kabuklu deniz ürünleri de içinde olmak üzere,dünya balık üretimi yaklaşık 20 milyon tonken, 1970’de bu rakam 60 milyonun üstüne çıkmıştır. Yüzyılımızın ikinci yarısında balıkçılık endüstrisinde önemli gelişmeler olmuştur. 1960 ların sonlarına doğru balıkçı filolarının avladıkları balık oranının okyanuslarda üreyen balık oranından çok yüksek olduğu anlaşılmıştır. O güne dek okyanuslardaki balık üremesinin sonsuz olduğu düşünülmekteydi. Bunun sonucunda Kuzey Denizindeki ringa balığı, hamsi ve Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde ton balığı avında büyük düşüşler olmuş, bu türlerin yok olma tehlikesi ortaya çıkmıştır.

Balıkçılık endüstrileri gelişmiş ülkeler arasında,aşırı avlanmayı önlemek amacıyla antlaşmalar yapılmış ve türlerin üremelerine olanak sağlamak için belirli dönemlerde balık avlanma yasakları konulmuştur. Balina avcılığı açısından düşünülecek olursa, böyle kesin ve yeterli antlaşmaların uygulanması çok güçtür. Yıllardır pek çok balina türünün yok olma olasılığı süregelmektedir. Bu konudaki balık avcılığını sınırlayarak, başgösteren tehlikeyi önleme çalışmaları 1931’de başlamıştır. Bu uygulamalara ve çok yakın gelecekte balina türünün yok olma tehlikesinin varlığına karşın birçok ülkede (SSCB ve Japonya) balinalar ekonomik öneminden ötürü yine avlanmaktadır. Petrol fiyatlarının ve uluslararası sınırlayıcı ölçülerin artmasıyla gelecek yıllarda balıkçılığın yalnız kıyılara yakın yerlerde yapılabileceği sanılmaktadır.

Ayrıca balıkların ve kabuklu deniz ürünlerinin üremelerini çoğaltacak bazı tekniklerin kullanımı da artacaktır. Bu teknikler arasında, açık denizde kafesler, karada tuzlu su tankları ve elverişli kıyılarda uygun koşullu üreme alanları kurmak gibi yöntemler sayılabilir. Balık çiftliklerinden ve akvaryum balıkçılığından elde edilen 1975’teki ortalama ürün 6 milyon tonu aşmıştır. Uzmanların yürüttükleri tahminlere göre,gelecek 30 yılda dünya balık üretiminin yarısı bu yoldan sağlanabilecektir. Böylece deniz daha çok uzun yıllar insanlık içi önemli bir besin kaynağı olarak kalacaktır.

Hammaddeler

Denizden çıkarılan en basit ürün olan tuz (sodyum klorür, NaCl) deniz suyundaki erimiş maddelerin % 85’ini içerir. Klasik yöntemde tuz, özel tablalarda deniz suyunun buharlaştırılmasıyla elde edilir. Günümüzde dünya tuz üretiminin % 30’u denizden sağlanmaktadır. Denizden çıkartılan öteki iki önemli mineral de magnezyum ve bromürdür. Ekonomik açıdan çıkartılmaları kazançlı olmayan birçok madde de deniz suyunu tatlı suya dönüştüren tesislerde yan ürün olarak üretilir. Bunların içinde bakır, kobalt, altın ve lityum vardır. Uzak adalarda ve çok kurak kıyılarda içme suyu deniz suyunu arıtma tesislerinde elde edilir.

Advertisement

Deniz suyunda çok düşük oranlarda bulunmasına karşın, deniz tabanlarında çok büyük oranlarda mineral vardır. Bu madenlerin değeri ölçülemeyecek kadar yüksektir. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başından bu yana Tayland ve Malaya kıyılarında 60 m derinlikten kalay filizi; 1961’den bu yana da Arikawa kıyılarında (Japonya) demir ve Güney Kaliforniya kıyılarında (ABD) fosfor çıkartılmaktadır. Bazı bölgelerde kumda önemli oranlarda mineraller bulunur. Örneğin ABD’nin platin gereksiniminin % 90’ı Goodnews Koyundaki kumlardan karşılanır. Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Afrika kumsallarında altın, Florida, Sri Lanka ve Avustralya kumsallarında da titanyum çıkartılır. 1962-1972 arasında Güney Afrika kıyılarındaki çakıl yataklarında çok büyük oranlarda elmas bulunmuştur. Yıllardan beri kum ve çakıl hammadde olarak da değerlendirilmektedir. Deniz yataklarından kum ve çakıl çıkartma işlemleri için büyük sondaj tesisleri kurulmuştur.

Enerji

Son yıllardaki yeni enerji kaynakları arama ve çıkarma işlemlerinde denizler önem kazanmıştır. 1530 gibi çok eski bir tarihte, deniz dibinde kazılan bir tünelle İskoçya yakınlarındaki yapay bir adada kömür ocakları çalıştırılmaktaydı. Günümüzde Çin, Japonya, Türkiye, Büyük Britanya, Kanada ve Şili gibi ülkelerde denizaltında 100 kadar maden yatağı vardır, bu yataklara karadan ya da adalardan ulaşılır. Yataklardan bazıları kıyıdan 8 km kadar uzakta olup, 2.400 m derine iner. Denizlerde petrol arama çalışmaları ilk kez 19. yy’ın sonunda Kaliforniya’da (ABD) başlamıştır. 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra da Meksika Körfezi’nde petrol aramalarına girişilmiştir. 1973 petrol bunalımına bağlı olarak kıta sularında fosil yakıt arama çalışmaları yoğunluk kazanmıştır.

1974’te denizlerden elde edilen petrol ve gazın değeri 40 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Bu değer denizin içinden ya da üzerinden sağlanan bütün gelirlerin toplamından (gemicilik dahil) çok daha fazladır. Gelecekte enerjinin yetersiz kalacağı korkusu değişik enerji kaynaklarının aranmasını gerektirmiştir. Denizden sağlanabilecek çeşitli enerji kaynakları içinde dalgalar, akıntılar ve deniz suyundaki ısı farkları vardır. Günümüzde gelgit olaylarından
enerji sağlanmaktadır.

Taşımacılık ve stratejik önem

İS 200 lerde, Romalıların dünyanın bilinen değişik yörelerinden (Tunus, İspanya, İngiltere, Fransa vb.) aldığı çeşitli malları gemilerle taşıması, denizcilikte büyük gelişmelere yol açmıştır. Güçsüz yelkenli ve kürekli tekneler;yerlerini 30 m uzunluğunda ve 9 m genişliğindeki sağlam gemilere bırakmıştır; yaklaşık 120 ton olan bu gemiler büyük miktarlardaki yükleri taşıyabilirler. Gemi yapımındaki teknik sürekli gelişmektedir. 16. yy’daki yaygın ticaret gemilerinden günümüzdeki 350.000 ton yük kapasiteli gemilerin’ yapımına geçilmiştir. 1965-1975 döneminde toplam dünya gemi tonajının 147 milyondan 337 milyon gros tona yükselmesi deniz taşımacılığındaki gelişmeyi göstermektedir. Eski çağlarda ticaret gemilerinin korsan gemilerine karşı korunması gerekiyordu. Malların yerine ulaştırılabilmesi için bu gemilerde de savunma silahları bulunurdu. Bu gibi tehlikeler yüzünden ticaret gemilerini korumak üzere özel savaş gemileri geliştirildi.

Bu savaş gemileri, ticari rotalar üzerinde seyreden ticaret gemilerini korurlardı. Uzun gemi yolları boyunca, stratejik noktaları elde tutmak o ülkeler için büyük önem taşıyordu. Stratejik bölgeyi ele geçiren ülkeler kendi gemilerini daha kolay koruyabiliyor ve düşmanlarını çevrelerine yaklaştırmıyorlardı. Stratejik önemi olan bölgelerin başında Cebelitarık Boğazı, Dover Boğazı ve Malakka Boğazı geliyordu. Günümüzde, Tayland Körfezi ile Güney Çin Denizi’nde Vietnamlı mültecilerin gemilerine saldıran Tayland ve Malayalıların dışında, korsanlık olayları kalmamıştır. Stratejik önemi olan boğazlar ve denizler bugün de vardır. Ancak bunların önemi daha çok gerekli hammaddelerin taşınması ve savaş sırasında ülke ekonomisine gerekli olan mal akışının durmasını önlemek açısındandır. Basra Körfezi de stratejik açıdan çok duyarlı bir bölgedir. Çünkü komşu Arap ülkelerinin petrol ürünleri buradan yüklenmektedir .

Kızıl Deniz ile Akdeniz de aynı durumdadır. Tarih boyunca birçok deniz savaşı yapılmış, bu savaşlar sırasında okyanuslar büyük stratejik önem kazanmışlardır. Bugün süper güçlerin elinde bulundurduğu nükleer denizaltılar, gerektiğinde denizaltında bir yıl sürekli olarak kalabilirler. Bu denizaltıların herbirinde 4.000-7.000 km menzilli, nükleer başlıklı 16-24 füze vardır. Günümüzde hedefler yalnız denizlerdeki düşman filolarını değil anakaraları da kapsamaktadır. Karalardaki durağan uzun menzilli füze üsleri düşman füzelerine kolaylıkla hedef olabileceği için sözkonusu denizaltıların önemi daha da artmıştır. Tüm gelişmiş yöntemlere karşın bu denizaltıların bulunması ve izlenmesi çok güçtür. Zarara uğrama olasılığı çok zayıf olan bu savaş denizaltıları ansızın saldırıya geçebilirler.

Advertisement


Leave A Reply