Dini-Tasavvufi Halk Şiirinin Özellikleri

0

Dini-Tasavvufi Halk Şiirinin özellikleri nelerdir? Dini-Tasavvufi Halk Şiiri maddeler halinde özellikleri.

Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinin Özellikleri

Advertisement

1. Bu gelenekte şiir, sanatsal bir uğraştan çok tasavvufî düşünceyi yaymada, benimsetmede ve geliştirmede bir araç olarak düşünülmüştür. Dinî-tasavvufî halk şiiri, tasavvufun ve dinsel değerlerin propagandasının yapıldığı bir şiir geleneğidir. Dolayısıyla bu tür şiirlerde didaktik öğeler ağır basar.

2. Bu şiir geleneği, divan edebiyatı ve âşık edebiyatına göre daha çok kişiye hitap etmiştir. Çünkü İslâm ve tasavvuf, Osmanlı toplumunun en önemli ortak paydasıdır. Padişahından köylüsüne kadar herkesi ilgilendiren bu ortak değerler etrafında oluşturulan temalar, dinî-tasavvufî halk şiirinin temelini oluşturur. Tasavvuf öğretisiyle ilgili olarak daha önceki konularımızda yeterli açıklamayı yaptığımızdan burada bu konuya değinmeyeceğiz.

3. Bu şiir geleneği toplumsal bir işlev de görmüş, özellikle Orta Asya’dan Anadolu’ya göçlerin devam ettiği ve Moğol İstilasının her tarafı kavurduğu yüzyıllarda toplumda dirlik ve düzenin oluşmasını sağlayarak Anadolu coğrafyasının vatanlaştırmasına katkıda bulunmuştur. Mutasavvıf şairlerin ve diğer tekke erbabının toplumsal hayattaki belirleyici rolü sonraki zamanlarda da devam etmiştir. Bu kişiler birer örnek ve bir anlamda da öğretmen olarak toplumun manevî açıdan kalkınmasını, toplumdaki moral değerlerin yüksek tutulmasını sağlayarak ahlâkî, toplumsal ve psikolojik yıpranmaların önüne geçmişlerdir.

4. Şiirler, hitap edilen kitlenin sınıfsal çeşitliliği dikkate alınarak söylenmiş, bu şiirlerde halkın genelinin anlayabileceği bir Türkçenin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Halkın anlayabileceği Türkçe, öz Türkçe demek değildir. Zaten böyle bir dille de bir edebiyat geleneği hele hele dinî ve tasavvufî bir edebiyat geleneği oluşturmak mümkün değildir. Çünkü islâm dini ve tasavvufuyla ilgili kavramların birçoğu Arap kültüründe oluşturulduğu, İran kültüründe zenginleştirildiği, Türklere daha sonra geçtiği için bu kavramları karşılayacak sözcüklerin önemli bir kısmı, Arapça ya da Farsçadır.

Advertisement

5. Bu şiir geleneği Türkler Anadolu’ya gelmeden önce başlamıştır. Dinî-tasavvufî halk şiirinin kurucusu Hoca Ahmet Yesevî, bu şiir geleneğinin ilk ürünleri de Hoca Ahmet Yesevi‘nin “hikmetleridir.

6. Tekke edebiyatı şairlerinden bazıları sadece hece ölçüsünü bazıları sadece aruz ölçüsünü bazıları da hem aruz hem hece ölçüsünü kullanmışlardır. Sanıldığının aksine bu edebiyatta aruz ölçüsü hiç de az kullanılmış değildir.

7. Tekke şairleri divan edebiyatı nazım şekillerinden en çok gazel ve mesneviyi; âşık edebiyatı nazım şekillerinden de en çok koşmayı kullanmışlardır.

8. Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rûmî, Seyyid Nesîmî, “Vesiletü’n Necât” isimli meşhur mevlidin şairi Süleyman Çelebi gibi şahsiyetler, kimi şiirlerinde aruz ölçüsünü ve divan edebiyatı nazım biçimlerini kullanmalarına karşın divan edebiyatı içinde değerlendirilmezler. Çünkü bu şairlerin şiirleri dinî ve tasavvûfî propaganda amacı güden, dolayısıyla halkın rahatlıkla anlayabileceği ya da divan edebiyatına nazaran daha yalın sayılabilecek bir dille oluşturulmuştur. Bunların şiirleri dinî-tasavvufî halk şiirinin en güzel örneklerindendir. Mevlâna da bir tekke şairi ve mutasavvıftır. Ama onun şiirlerini dinî-tasavvufî halk şiiri içinde değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü Mevlâna her şeyden önce şiirlerini Türkçe söyleyen bir şair değildir.

9- Dinî-tasavvufî halk şiirinde daha çok tam ve cinaslı uyak kullanılmıştır.

10. Dinî-tasavvufî halk şiiri geleneğin en önemli nazım türü “ilahi”dir. “İlahi”nin yanında nefes, devriye, nutuk, şathiye gibi nazım türleri de bu şiir geleneği içinde değerlendirilir. Bu şiirler çoğunlukla tekkelerde zikir esnasında belli bir ezgiyle okunmuşlardır.

Advertisement

a. İlahi*, Tanrı’yı övmek, onun birliğini, yüceliğini, kudretini dile getirmek için söylenen, belli bir ezgisi olan şiirlerin genel adıdır, ilahilerde belli bir tarikatın değil, dinin ve tasavvufun genel özellikleri anlatılır.

Bu temalar belli bir tarikatın özelliğini yansıttığında şu adlarla anılır: Mevlevîlik’te âyin, Gülşenîlik’te tapuğ, Halvetilik’te durak, öteki tarikatlarda cumhur ya da ilahi. İlahiler hece ölçüsüyle söylendiği gibi aruzla da söylenmiştir.

b. Bektâşî-Alevi tekkelerinde okunan tasavvuf temalı şiirlere “nefes” denir. Nefeslerde genellikle vahdet-i vücut görüşü dile getirilmekle birlikte Hz. Muhammed ve Hz. Ali’yi övmek için yazılan nefesler de bulunmaktadır.

c. Tarikata yeni girenlere tarikatın ilkelerini, kurallarını ve davranış tarzlarını anlatan şiirlere “nutuk” denir.

d. Devriyeler, yaratılışın başlangıcı ve sonunun, varlığın nereden gelip nereye gittiğinin ve bu ikisi arasındaki aşamaların neler olduğunun tasavvûfî açıdan anlatıldığı şiirlerdir.

e. Şathiye, tasavvûfî coşku anlarında tasavvufla ilgili sırların ve hissedişlerin mizahi, alaycı bir dille anlatıldığı şiir türüdür. Şathiyelerde amaç, mizah yaparak insanları güldürmek değildir. Mutasavvıflar bu tür şiirleri Tanrı aşkıyla kendilerinden geçtikleri, bir anlamda Tanrı’yı tüm benliklerinde hissettikleri zaman söylemişlerdir. İslam hukukçuları bu tür şiirlerin söylenmesini hoş karşılamamışlar, hatta bu tür şiir söyleyenlerin dinden çıktıklarını iddia etmişlerdir.


Leave A Reply