Enteriyör (İç Mekan Resmi) Nedir? Hakkında Bilgi

0
Advertisement

Enteriyör, iç mekan resmi ne demektir? Enteriyör özellikleri, tarihçesi, tarih boyunca gelişimi ve iç mekan ressamları hakkında bilgi.

Enteriyör (İç Mekan Resmi)

Enteriyör (İç Mekan Resmi); iç mekânları ve bu mekânlardaki yaşam biçimlerini konu alan resim türüdür. Bağımsız bir konu olarak ilk kez 17. yüzyıl Felemenk sanatında görülür. Daha önce iç mekânlar çoğunlukla dinsel ya da tarihsel konulu resimlere fon oluştururdu.

Hristiyanlığın ilk dönemlerinde Romalı sanatçılar perspektif kurallarını bilmekle birlikte, gerçek iç mekân betimlemelerinde bu kuralları kullanmıyorlardı. Bu dönemde yapılan duvar resimlerinde çoğu kez iç mekânlar kapı, pencere ya da sedir gibi öğelerle belirtiliyor, duvar, döşeme, tavan gibi perspektif kurallarının kullanılmasını gerektiren mimari öğelerden kaçınılıyordu. Bu eğilim Bizans döneminde ve ortaçağda da sürdü. Gotik sanatta bazı denemeler görüldüyse de, perspektifin kullanılması hâlâ son derece ilkeldi.

Rönesans’ta perspektif kurallarının yaygın biçimde uygulanmaya başlamasıyla birlikte iç mekân betimlemeleri de gerçekçi bir görünüm kazandı. Çeşitli sanatçılar iç mekâna kompozisyon içinde farklı anlam ve işlevler yüklediler.

Advertisement

İç mekânı tanımlayıcı bir öğe olarak kullanmayı yeğleyen sanatçılar çoğu kez tipik eşya ve aksesuvarları bir araya toplayarak konularına uygun meyhane, demirci atölyesi ya da ev içi gibi mekânlar oluşturuyorlardı. 17. yüzyıl Felemenk ressamları bu tür iç mekânlarda uzmanlaşmıştı. İç mekânın kemer, kapı, pencere gibi mimari öğelerle oluşturulması ise, işlenen konuya dramatik bir özellik katıyordu. Raffaello ve Leonardo da Vinci gibi İtalyan Rönesans ressamları bu yöntemi çok kullandılar. Başta Rembrandt olmak üzere bazı 17. yüzyıl Felemenk ressamlarıyla 18. yüzyılda J.-B.-S. Chardin, 19. yüzyılda da bazı Alman romantikleri iç mekândan, belli bir duyguyu ya da atmosferi yansıtmak amacıyla yararlandılar. Bu yaklaşımda kompozisyonun bazı yerleri aydınlık, bazı yerleri ise gölgeli veriliyor, böylelikle hüzünlü, gizemli ve ağırbaşlı bir hava yaratan bir renk bütünlüğü elde ediliyordu. İç mekânı bir ölüdoğa gibi düzenleme eğilimi ise, özellikle 17. yüzyıl Felemenk ressamlarının (örn. Vermeer) ve bazen de Fransız izlenimcilerinin kullandığı bir yoldu. Bunlar iç mekânı oluşturan bütün öğeleri, büyük boyutlu bir ölüdoğa gibi özenle düzenliyor, eğer kompozisyon içine figür yerleştireceklerse, bunu ikinci planda, ölü-doğanın bir parçası olarak düşünüyorlardı. İç mekânda betimlenen dinsel konular içinde en yaygın olanı Meryem’in Doğumu’ydu. Meryem’e Müjde,. İsa’nın Doğumu, Çarmıha Geriliş ya da İsa’nın Dirilişi gibi mucizevi ya da doğaüstü anlamlar taşımayan bu konu, sıradan bir iç mekân içinde verilmeye en uygun dinsel sahneydi. Bunun dışında Eski ve Yeni Ahit’ten birçok öykü de sıradan iç mekânlar içinde verilebiliyordu.

Atölyesinde çalışan bir ressamın canlandırıldığı iç mekân resimleri de yaygın olarak işlenen bir başka konuydu. Önceleri ressam kendini, çoğu kez sanatçıların koruyucusu Aziz Luka olarak Meryem Ana’nın resmini yaparken betimliyordu. Ama Reform hareketinden sonra sanatçı kendi resmini artık çekinmeden yapabilir hale geldi. Pencere önünde oturan kız resimlerinde de ayrıntılı iç mekân betimlemelerine rastlanıyordu. Bu resimlerin ilginç bir yönü, iç mekânla dış mekânın (pencereden görülen manzara) bütünleşmesiydi. Pencere önceleri yalnızca odayı aydınlatan ve belki de bir bölümünden dış dünyanın birazcık izlenebildiği bir öğeyken, giderek bir çerçeveye dönüştü ve resim içinde resim haline gelerek iç ve dış dünyaların karşıtlığını vurgular oldu. İlk örnekleri 17. yüzyıl Felemenk sanatında görülen bu tür resimler, Fransız J.-L. David’in “Charlotte du val D’Ognes” (1799-1800, Metropolitan Sanat Müzesi, New York), Alman Moritz von Schwind’in “Sabah” (1858, Schack Galerisi, Münih) ve H. Matisse’in “Yeşilli Kız” (1921, Bay ve Bayan F. Colin Koleksiyonu, New York) gibi yapıtlarıyla 20. yüzyıla ulaştı. 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Fransa’da gelişen entimizm anlayışı içinde P. Bonnard ve E. Vuillard da rahat ve sıcak duygular yaratan iç mekân resimleri yaptılar.

Türk resminde iç mekân resimleri Batılılaşma süreci içinde ortaya çıkmıştır. Saray, cami ve köşklerle tipik Türk evindeki iç mekânların betimlendiği bu resimler, dönemin yaşam biçimlerini de yansıtır. Halife Abdülmecid’in “Haremde Beethoven” (İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi), Osman Hamdi‘nin “Enteriyör” (İş Bankası Koleksiyonu) ve Halil Paşa’nın “Oturma Odası” (özel koleksiyon) gibi resimlerinde figürle iç mekân birlikte kullanılmıştır. Osman Hamdi, Türk resmine figürü getiren ilk sanatçı olmakla birlikte, iç mekân resimlerinde figürden çok mekânın yarattığı hava üzerinde durmuştur. Hüseyin Zekâi Paşa’ nın “Ayasofya Camisi Hünkâr Mahfili” (İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi) çoğunlukla camilerin ele alındığı, figürsüz iç mekân resimlerine bir örnektir. Bu eğilimi doruk noktasına ulaştıran Şevket Dağ olmuştur. 1914 Kuşağı’ndan Feyhaman Duran, İbrahim Çallı, Namık İsmail ve Hikmet Onat‘tan başka Şeref Akdik ve Eşref Üren de iç mekân resimleri yapmışlardır.

Advertisement

Leave A Reply