Üçüncü Ahmet Dönemi ve Islahatları

0

Osmanlı padişahlarından lale devrinin de padişahı olan Üçüncü Ahmet dönemi ile ilgi, Üçüncü Ahmet’in hayatı ve ıslahatları hakkında bilgiler.

Üçüncü Ahmet, Osmanlı padişahı (30 Aralık 1673 Hacıoğlupazarı/Bulgaristan, Lehistan Seferi sırasında-1 Haziran 1736 İstanbul). Padişahlık dönemi: 1703-1730.

Babası IV. Mehmet, annesi Gülnuş Emetullah Sultan’dır. Annesinin de babasının yanında çıktığı sefer sırasında ordugahta doğdu, doğumu nedeniyle ordugahta İstanbul, Edirne ve Bursa’da büyük şenlikler yapıldı. İlköğrenimine Beylerbeyi İstavroz Bahçesi’nde Feyzullah Efendi’nin gözetiminde başladı. Amcası II. Ahmet ve kardeşi II. Mustafa’nın padişahlıkları döneminde Topkapı Sarayı’na kapatıldı, eğitimi kafes ardında sürdü. Cebecilerin ayaklanmasıyla doğan kanlı olaylar sonucu II. Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Edirne’de tahta çıktı (27 Ağustos 1703). Kendini tahta çıkaran zorbaların (Çalık Ahmet Ağa, Sadrazam Kavonaz Mehmet Paşa, Karakaş Mustafa Paşa, Şeyhülislam Mehmet Efendi vb) istediklerini yerine getirerek saltanata başladı; 60 kadar devlet adamını zorbalara teslim etti, bunların türlü aşağılamalarla öldürülmesine tanık oldu. İstanbul’a da zorbaların baskısıyla getirildi.

Taht Yılları

Topkapı Sarayı‘n da ilk işi kendisini tahta çıkaran zorbalardan kurtulmak oldu. Cebecileri örnek alarak başkaldıran Bostancıları, sadrazamlığa atadığı Moralı Enişte Hasan Paşa’nın çabasıyla saraydan uzaklaştırdı, öteki zorba başlarını da yok ettirdi, devlet gücünü eline aldı. III. Ahmet döneminin başlıca dış sorunu Avrupa devletleri ve Rus Çarlığı ile olan ilişkilerdi. İçerde de Arabistan’da ayaklanan ve Basra’yı yakıp yıkan Şeyh Megâmiz başlıca sorundu. III. Ahmet birbiriyle savaşan Avrupa devletlerine karşı yansızlık politikasını yeğledi.

Fakat Sadrazam Çorlulu Ali Paşa, padişahın bilgisi dışında İsveç Kralı Demirbaş Şarl ile ilişki kurdu. Poltava yenilgisinden sonra Demirbaş Şarl Osmanlı topraklarına sığındı. Rus askerlerinin İsveç kralını izleyerek Osmanlı topraklarına girmesi üzerine III. Ahmet Çar Petro’ya savaş açtı. Savaşta yeni sadrazam Baltacı Mehmet Paşa‘yı Serdar (başkomutan) atadı. Osmanlı Ordusu Prut Irmağı boyunda Falçı Köyü’nde Rus Ordusu’nu sardı (19 Temmuz 1711). Savaşı sürdürse çok daha büyük kazançlar elde edeceği kesin olan Baltacı Mehmet Paşa’nın salt Azak Kalesi’ni geri almakla yetinmesi (23 Temmuz 1711), görevinden alınmasına neden oldu.

Üçüncü Ahmet

Üçüncü Ahmet

Sadrazam Ağa Yusuf Paşa döneminde Rus yanlısı Eflak Voyvodası Demetrius Cantemir ve Boğdan Beyi Constantine Brancovano’ nun görevlerine son verilerek bundan böyle yerlerine Fenerli Rum beylerin atanması kararlaştırıldı. Sadrazam Damat Ali Paşa döneminde Ruslarla İstanbul’da imzalanan yeni bir antlaşmayla (24 Nisan 1713) Prut Antlaşmasının yürürlüğü sağlandı. Demirbaş Şarl İsveç’e döndü. Ali Paşa, III. Ahmet’i Mora’yı Venedik Cumhuriyeti’nin baskılarından ve Karadağlılardan kurtarmak için savaş açmaya inandırdı. Osmanlı Ordusu ve Donanması Mora ile birlikte Nodon, Kovon, Gerdos kalelerini; Girit’te de Suda ve Spinalonga limanlarını aldı. Buna karşı çıkan Avusturya ile savaşta Petervaradin’de Sadrazam Damat Ali şehit oldu, Osmanlı Ordusu bozuldu. Prens Eugene, Tamışvar, Banat ve Belgrat’ı ele geçirdi. Ali Paşa’nın yerine sadrazam olan Nişancı Mehmet Paşa da olumlu bir iş göremeyince Sadrazamlığa Nevşehirli Damat İbrahim Paşa getirildi (1717).


Nevşehirli Damat İbrahim Paşa

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa da III. Ahmet gibi barış ve yenilik yanlısı bir sadrazamdı, bu tarihten saltanatının sonuna kadar III. Ahmet döneminde gerçekleştirilen her eylem de onun katkısı vardır. Başlayan yeni döneminde ilk iş olarak Avusturya ve Venedik ile savaşa son veren Pasarofça Antlaşması imzalandı (1717). İstanbul’a gelen Rus elçisiyle yapılan görüşmeler sonunda ilişkiler düzeltildi (1719). Macarları Avusturyalılara karşı kışkırtan Rakoçzi Tekirdağ’a yerleştirilip gözetim altına alındı.

Böylece batıda özlenen barış sağlandı. Fakat doğuda İran ve Irak nedeniyle Rusya sorunlar yaratmayı sürdürdü. Bu dönemde Afganlılar ayaklanmış, Dağıstan ve Şirvanlılar III. Ahmet’ten korunma istemişlerdi. Rusların da Kafkasya ve İran’a inme niyetlerini öne sürerek Damat İbrahim Paşa aleyhinde kışkırtmalara başlayanların etkisi ve İran’ın önceki antlaşmalara uymadığı savı gerekçesiyle İran’a savaş açıldı.

Osmanlı Ordusu Hoy ve Tiflis’i ele geçirdi (1724), Bakü ve Derbent’i alan Rus Ordusu ile karşı karşıya geldi. Fakat iki ordunun işgal ettiği İran topraklarının iki devlet arasında paylaştırılması üzerinde anlaşmaya varılarak yeni bir savaş önlendi (23 Haziran 1724). Bu antlaşmaya dayanarak Bağdat, Van ve Erzurum valileri İran topraklarına girip Gence, Nahçivan, Kirmanşah, Revan, Tebriz, Hemedan vb kentleri aldılar. İran Şahı II. Tahmasb durumu olduğu gibi kabul ettiyse de doğudan gelip İran’a yayılan Mir Üveysoğulları, İsfahan’dan başlayarak bütün doğu kesimlere egemen oldular. Eşref Şah, III. Ahmet’ten Osmanlıların aldığı yerleri geri istedi. Bu yüzden çıkan savaşta Eyyubi Hasan Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Eşref Şah güçlerine yenildi. Bununla birlikte yapılan antlaşmada (4 Ekim 1727) Osmanlıların aldığı yerler ellerinde kaldı.

Lale Devri

Pasarofça Antlaşması ile (1717) açılan barış döneminde, İran olaylarının sürmesine karşın, ülkede ve özellikle başkent İstanbul’da çok yönlü bir yenilikler ve düzenlemeler dönemi de başladı. Osmanlı tarihinde Lale Devri diye anılan bu dönemde, önceki dönemlerin cami, medrese, türbe gibi sivil dinsel mimarlık örnekleri yerine köşk, kasır, bahçe, çeşme gibi sivil mimarlık örnekleri yapıldı. Şiir ve musiki en ince ürünleriyle günlük yaşamın bir parçası oldu. Şair Nedim başkanlığında bir kurul Arapçadan bilimsel eserler çevirisiyle görevlendirildi. İbrahim Müteferrika İstanbul’da ilk Osmanlı matbaasını kurdu, din dışı konularda kitap basımına başladı (1727).


Rochfort adlı bir Fransız mühendisi ilk tulumbacı ocağını kurdu. Kütahya ve İzmit’te çini, Yalova’da kâğıt, İstanbul/Tekfur Sarayı’nda çini atölyeleri kuruldu. Askerlik alanında ve toplumsal konularda yenilikler yapıldı. Özellikle eğlence yaşamına görülmemiş bir canlılık ve renk geldi. Saray, köşk ve kasırların bahçelerinde döneme adını veren lalelerden bin bir türü yetiştiriliyor, bahçeler binbir çeşit çeşme, kanal ve köprülerle süsleniyordu. Saray ve çevresi zenginlerin bu tür köşk, kasır ve bahçeleri özellikle Sadabat’a (Kâğıthane Deresi kıyıları) yoğunlaşmıştı. Buralarda şiir, musiki, raks ve kayık safaları ile zenginleştirilmiş özgür bir eğlence yaşamı sürdürülüyordu.

Bir yandan İran Savaşları’ndan sonuç alınamaması ve Osmanlı-Rus ilişkilerinin doğurduğu kuşkular, öte yandan dönemin getirdiği yenilikler ve eğlence yaşamı, geleneğe bağlı çevreleri tedirgin ediyordu. Yönetimin halktan kopması, savaşlar nedeniyle vergilerin artırılması, Anadolu halkının çift bozup İstanbul’a göçmesi, esnaf örgütlerinin bozulması, işsizliğin artması gibi nedenler de halkın padişaha ve çevresine güvenini sarstı. Yanı sıra İran’da Hodir Ali’nin birçok Sünni Müslümanı öldürtmesi, buna yeterli tepkinin gösterilmemesi, sadrazam ve padişahın yumuşaklığı ve özellikle III. Ahmet’in İran Savaşı’nın başına geçmemesi halk-yönetici çelişkisini keskinleştiriyordu.

Patrona Halil Ayaklanması ve Tahttan İndirilmesi

Bu ortamdan Bayezit Hamamı’ nda tellaklık yapan Patrona Halil adlı bir başıbozuk yararlandı. Devlet büyüklerinin yaşayışını beğenmeyen halktan adamlarla eğlence ve yeniliklere karşı din adamlarını başına topladı, yeni bir ocak kurulacağından korkan yeniçerileri de yanına çekmeyi başardı. Böylece Patrona Ayaklanması adı verilen ayaklanma patlak verdi (28 Eylül 1730).

III. Ahmet sadrazam ve devlet adamlarını zorbalara vermemek için direndiyse de sonunda zora boyun eğerek Damat İbrahim Paşa ile Kaptanıderya Kaymakam Mustafa Paşa ve kethüdası Mehmet Paşa’yı boğdurup cesetlerini isyancılara verdi. Ama bu isyancıları durdurmaya yetmedi. Başıboş kalabalıklar bütün İstanbul’u yaktılar, yıktılar, öldürdüler, özellikle Sadabat’ta taş üstünde taş bırakmadılar. Sonunda İstanbul kadılarından Zülali Hasan Efendi ile Ayasofya Camisi vaizi İspirizade’nin dolaplarıyla Sultan III. Ahmet de tahtından indirildi. Yerine yeğeni I. Mahmut geçti. Yaşamının geriye kalan 6 yılını Topkapı Sarayı’nda kendisine ayrılan bir odada geçirdi.

Üçüncü Ahmet Çeşmesi

Üçüncü Ahmet Çeşmesi

Saltanatı Dönemi Özelliği

Barış içinde geçen saltanatı sırasında bayındırlık etkinliklerinde de bulundu. Topkapı Sarayı’nın içindeki kendi adını taşıyan kitaplık, aynı sarayın giriş kapısı önündeki görkemli çeşme, annesi Rabia Gülnuş Sultan adına Üsküdar Meydanı’nda yaptırdığı Yeni Valide Camisi, yine aynı meydanda bulunan ve kendi adını taşıyan çeşme bu eserlerden birkaçıdır. Necip mahlasıyla şiirler de yazdı.





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?