Felsefe Nedir? Felsefe Tarihi

0

Felsefe nedir? Felsefenin tarihçesi, ilkçağ felsefesi, rönesans dönemi felsefe, aydınlanma dönemi, felsefenin özellikleri, önemli filozoflar.

Felsefe Nedir? Felsefe Tarihi

felsefe

Advertisement

Felsefe; evreni bütünlükle açıklama, olayları tümel olarak anlatma yolunda insan aklının gösterdiği çabaların tümüdür. Yunanca sevgi anlamındaki philia ile bilgi ve akla uygun anlamlarını içeren sophia sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Evrendeki olayları açıklama konusunda bilimler de uzmanca çalışmalar sürdürür, belli yasalara ulaşır, yeni sorun yumaklarıyla karşılaşarak yeni araştırmalara girişirler. Felsefe ise bilimlerdeki gibi sınırlı bir anlamda değil, tüm bilimsel çaba ve çalışmaların üstünde tümel bir açıklama denemesidir.

Evrene ilişkin Sistemli sorular, ilk kez İÖ 6. yüzyılda Batı Anadolu’daki İonia kentlerinde başladı. Buradaki ilk denemelerden sonra felsefi düşünce gittikçe gelişti. Yunan düşüncesi dışardan aldığı ve daha çok pratiğe ilişkin düşünceleri yeni bir potada kuram (theoria) düzeyinde işlerken, felsefe de aynı düzeyde ele alındı. Bu yüzden ortaya çıkan felsefeci (filozof) tipine bilgi işlerini din adamlarının çekip çevirdikleri Mısır, Babil’de ve Doğu’da rastlanmaz. Filozof; varlıkların özü, özvarlığı üstünde düşünen, doğruyu, gerçeği araştıran, aynı zamanda gerçek ve doğru olana göre yaşayan tam bir bilge kişidir.

İlkçağ felsefesinin temel sorunu, tüm evrenin yapısını değişimleriyle kuran Arkhe’dir (ana madde). İonia felsefesi doğanın temel öğesini araştıran bir doğa felsefesidir. Her şeyin kendisinden türediği ve sonra yine ona döndüğü ana maddeye su diyordu İonialı Thales (İÖ 625-545). Thales’in öğrencisi, Miletoslu Anaksimandros (İÖ 615-547) ise ana maddenin “apeiron” (sonsuz olan) olduğunu savundu, Anaksi-mandros’un öğrencisi Miletoslu Anaksimenes (İÖ 550-480) ise bunu hava olarak belirledi. Felsefe, İonia Okulu’ndan sonra Efesli Harekleitos (İÖ 535-475) ile büyük bir atılım kazandı. Filozof adını ilk kez kulanan Herakleitos’a göre ateş, evrenin hem ana maddesi, hem de olşuşunu sağlayan güçtür; evrende her şey değişim içindedir; her şey akar ve her şey evrensel bir hareket içindedir. Bu süreç bir düzen içinde olur. İnsanın da bu düzen içinde bulunması en iyi yaşamdır. Böylece Herakleitos ile insan da ele alınmaya başlandı. Elealı Parmenides (İÖ 540-?) yalnız “bir varlığın” bulunduğunu, değişmenin duyulardan kaynaklanan yanılsama olduğunu savunurken, öğrencisi Zenon (İÖ 490-430) ise hareketi tümüyle yadsır. Kendisinden sonraki dönemleri en çok etkileyen Pythagoras (İÖ 580-500) ve felsefesi oldu. Ana madde olarak sayıyı alan Pythagorascılar, matematikten müziğe ve astronomiye kadar ele aldıkları konular üstüne ikirci (düalist) bir tutumla düşündüler. Ana madde ve oluş sorununa yanıt arayan Empedokles ve Anaksagoras, gibi felsefecilerde giderek bilime ilişkin çalışmalar yaptılar, insan sorunu daha ağırlıklı olarak kendini göstermeye başladı. Yurttaşların iyi birer insan olarak eğitilmeleri gereğini savunan Sofistler için insan her şeyin merkezidir. Yararlı olan iyidir anlayışından yola çıkan Sofisteler arasında Protagoras, Gorgias, Hippias gibileri en ünlüleriydi. Sofistler düşünmenin insana dönmesini sağlayarak işlevlerini tamamladılar; Sokrates (İÖ 470-339) Sofistler karşısında genel geçer olan bir tümel doğruyu savunarak insanın yaşamında gerçek bilgilerle eylemde olmasının gerekliliğini ileri sürerek insanlar arasında ortak olan doğrunun varlığını ve bunun akılla bulunabileceğini savundu. Öğrencisi Platon (İÖ 427-347) ile onun öğrencisi, Aristoteles (İÖ 384-322) ilkçağ felsefesinin en önemli temsilcileri oldu. İskender İmparatorluğu ilebirlikte Hellenistik felsefe doğdu. Hellenizm, Yunan felsefesi gibi özgün değildir. İskender’in fetih hareketleriyle Akdeniz havzasına yayılan Yunan felsefesi, Doğu kültürleriyle karşılaşıp kaynaştı. Kısa süreli olan Makedonya İmparatorluğu’nun ardından kurulup gelişen Roma İmparatorluğu dönemindede felsefede büyük ve özgün atılımlar olmadı; kuramsal çalışmalar yerine günlük yaşam pratiğine dönük çalışmalar arttı. Bu dönemin başlıca okul ve düşünürleri; bilgi sorununa yönelen Kuşkucu (Septik) Okul’dan Pyrrhon ve Timon oldu. Akademia kuşkuculuğunu Roma’ da Marcus Tullius Cicero (İÖ 106-43) yaşattı. Daha sonra İskenderiye’de Yeni Pyrrhonculuk olarak ortaya çıktı ve Ainesidemos, Agrippa, Menodotos ve Sextos Epmeirikos tarafından sürdürüldü. Roma’da yaşam felsefesi bağlamında Epikuros ve Epikurosçuluk doğdu. Bu dönemin en büyük okulu Stoa felsefesi ile Plotinos’un kurduğu Yeni Platonculuk oldu. İÖ 3. yüzyılda Kıbrıslı Zenon’un kurduğu ve değişik zamanlarda güncellik kazanarak Roma’ya dek sürüp gelen stoa felsefesi Seneca, Epiktetos, Marcus Aurelius Antoninus ile Roma stoasında önemli temsilcilerini buldu. Yeni Platoncu Okul ise Platon felsefesini temel almasına karşın Aristoteles stoa ve Hint düşüncesinden de etkilendi. Okulun, kurucusu Plotinos’tan sonra Porphyrios, İambiklos gibi temsilcileri oldu.

Hiristiyan dinini Antik Çağ’ın felsefe birikimiyle temellendirme çabasından doğan ve yaklaşık 1000 yıl süren ortaçağ felsefesi, kendi içinde birbirine bağlı olarak gelişen aşamalar gösterir. 2. ve 6. yüzyıllar arasındaki dönemde daha çok Hıristiyanlığın dinsel öğretisinin kurulma çabalarıyla karşılaşılır. Bu görevi “Kilise Babaları” üstlenmiş olduklarından, bu dönem felsefesi Patristik Felsefe adını alır. Patristik felsefedeki bu gelişmeler Augustinus’ta (354-430) doruğa ulaşır. Augustinus Hıristiyan inancının kavramsal biçimini kurdu. Hıristiyan Kilisesi onun temellerini attığı Hıristiyan Felsefesi doğrultusunda gelişerek skolastik felsefe adı altında Batı Ortaçağ Felsefesi’ nin yeni bir aşamasını oluşturdu. İS 800-1500 arasında egemen olan skolastik felsefe, din adamı yetiştiren okullarda doğup geliştiği için bu adı alır. Skolastik felsefenin ilk döneminde Johannes Scottus, Anselmus, Roscelinus, Petrus Abelardus gibi düşünürler yer alır. Skolastik felsefedeki bu ilk dönemin gelişmeleri Arap felsefe ve biliminden de etkilenmelerle gelişerek “yükseliş dönemi”ne girdi. Bu dönemde Albertus Magnus, Aquinolu Thomas gibi düşünürler ortaçağda Batı felsefesinin büyük adları oldular. Skolastik felsefenin Duns Scotus, Ockhamlı William, Roger Bacon gibi düşünürlerle karşılaştığımız son dönemde ise artık yeni bir dünya görüşü ve yaşam anlayışı ortaya çıktı. Rönesans felsefesiyle deneye ve olgulara yönelen, doğaya açılan, gözleme önem veren bi anlayış gelişti. Yeni Doğa Bilimi Anlayışı’nın ilk adımları da bu dönemde atıldı: Aristoteles fiziği, Ptolemaios astronomisi ve Kutsal Kitap’tan alınan tasarımlara dayanan ortaçağın evren tablosu değişti. Yeryüzü evrenin merkezi olmaktan çıkarken tüm evrenin insan için yaratıldığı anlayışı da değişti. Böylece durağan, olmuş bitmiş bir evren yerine, dinamik, gerçek olan bir evren koyuldu. Rönesans’a geçişte karşılaşılan ilk düşünür Nicolaus Cusatius’tur (1401-1464). Bernardius Telesius (1508-1588), evren anlayışında bugüne kadar süregelen pek çok temeli belirleyen Nikolay Kopernik (1473-1543) ve onun görüşünün tutarlı savunucusu Giordano Bruno (1548-1600), matematiksel doğabilimi ya da fiziğin kuruluşunda en keskin adımları atan Johannes Kepler (1571-1630) önemli araştırmacı vedüşünürlerdir. Dönemin doğa anlayışını en iyi dile getiren Ga-lileo Galilei’dir (1564-1642). İnsancılık (hümanizm) akımı doğdu. Doğa ve evren anlayışı yanında insan anlayışı da (hümanizm) Francesco Petrarca, Giovanni Boccaccio, Michel de Mon-taigne tarafından işlendi. 1.000 yıllık süreçte pek çok yönden yozlaşmış olan kiliseye karşı tepkiler arttı, dinde yenileşmeyle “Reformasyon Hareketi” başladı. Alman din adamı Martin Luther’in öncülüğünde başlayan eylemle Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında, yeni bir mezhep ortaya çıktı: Protestanlık. Dinden ve din adamlarının otoritesinden bağımsız, özerk bir devlet anlayışı gelişti. Güce dayalı “ulusal devlet” düşüncesinin ilk büyük temsilcisi Niccolo Macchiavelli (1469-1527) oldu. Macchiavelli’nin karşısında “doğa hukuku”nu savunan Jean Bodin (1530-1596) ve doğal hukuku devletin temeli yapan Hollandalı Hugo Grotius (1583-1645) yer aldı. İngiliz Thomas Morus ve Francis Bacon ile İtalyan Tommaso Campanella ütopya (düşülküsel) ile ideal devleti anlattılar.

Advertisement

Rönesans’ın atılımları 17. yüzyıl felsefesinde durularak birlikli bir bütünlüğe ulaştı, genel çizgileriyle aklın egemen olduğu usçu (akılcı/rasyonalist) bir çağ oldu. Kepler, Kopernik, Galilei, Giordano Bruno doğanın matematik kavramlarla açıklanabileceğini, doğayla matematik arasındaki uygunluğu gösterip kanıtlamışlardı. Matematik ve fizik bu çağda da bilginin ülküsü oldu. Felsefe çalışmalarının büyük bölümünü yöntem sorununa ayıran ve 17. yüzyıla damgasını vuran düşünür Rene Descartes (1596-1650) oldu. Descartes’i kalkış noktası alanlar Blaise Pascal, Arnold Geulincx, Nicola Malebranche, Baruch Spinoza’dır. 17. yüzyılın genel çizgisinde değişiklikler gösteren düşünür ise Thomas Hobbes oldu (1588-1679). 17. yüzyılın bir başka önemli filozofu da çok yönlü kişiliğini felsefesine de yansıtan Gottfried Wilhelm Leibniz’dir (1646-1716). Aydınlanma Çağı olarak da adlandırılan 18. yüzyılda aklın insan yaşamının her yönünde, kültür dünyasmda işbaşına getirilerek bu dünyada sonsuzca olabilecek bir gelişmenin sağlanması amaçlandı. Böylece insan kendi yaşamını kendisi kuracak, akım yönetimindeki dinle, eğitimle, devlet yönetimiyle tüm insanlar daha mutlu olacak, insanlar arası çatışmalar kaldırılacak, insanlık ülküsü altında tüm insanlar birleşecektir. Aydınlanma Çağı’nın başlıca düşünürleri arasında, bu çağın kurucusu sayılabilecek İngiliz düşünürü John Locke (1632-1704); onun açtığı yolda tinselci (spiritualist) çizgide geliştirdiği görüşlerini sonunda idealist dünya görüşüne vardıran George Berkeley (1685-1753); Kant’ın “Beni dogmatik uykularımdan uyandırdı” dediği, İngiltere’de ampirist anlayışı sonuna kadar götürmüş olan David Hume (1711-1776); Locke’un etkisiyle yola çıkan ve her şeyin deneyden türetilebileceği savının en köktenci temsilcisi olan Fransız düşünürü Etienne Bonnot de Condillac (1715-1780); İngiliz aydınlanmasının Fransa’da gelişmesi için çalışan François Marie Voltaire (1694-1778) ile birlikte Fransız aydınlanmasının ilginç başarısı olan ansiklopediyi ve ansiklopedici akımı yaratan Deniş Diderot (1713-1784); Jean Jacques Rousseau (1712-1778); Jean d’Alembert sayılabilir. Aydınlanma felsefesi Almanya’da Christian Thomasius (1655-1728) ile ilk kıvılcımlarını gösterir ve Christian Wolff (1679-1754) ile genişler. Bütün bu gelişmeler doruk noktasına felsefede ve bilimde yepyeni atılımların başlayacağı İmmanuel Kant’a (1724-1804) kadar uzandı. İmmanuel Kant, Aydınlanma içinde gelişen ve sonra onu aşan görüşüyle 20. yüzyıla kadar etkileri süren bir filozoftur. Ondan sonra, onun etkisiyle 19. yüzyıl Alman düşüncesine damgasını vuran bir felsefe gelişti: Alman idealist felsefesi ya da kısaca Alman idealizmi, Johann Gottlieb Fichte (1762-1814); Friedrich Wilhelm Schelling (1775-1854), Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831), Friedrich Schleiermacher (1768-1834) Alman idealist felsefesinin en büyük temsilcileridir.

19. yüzyılda Almanya’da Hegel’in etkilerinin sona ermesi yeni felsefe arayışlarına yol açtı. Din ve toplumla ilgili konularda görüş ayrılığına düşen Hegelciler, yanıtlarda ayrıldılar. Bunlardan, gelişen doğa bilimlerinin de etkisiyle Hegel’e karşı çıkanlar Maddecilik (Materyalizm) akımını oluşturdular. Ludwig Büchner (1824-1899) Alman maddeci felsefesinin ilk yönlendirilerindendir. O çizgide Ludwig Feuer-bach, David Friedrich Strauss ve Karl Marx görüldü. Aynı yıllarda Fransa’da, İngiliz felsefesinin etkisinde gelişen E.B. Condillac ile önemli temsilcisini bulan deneycilik 19. yüzyılda olguculuk (Pozitivizm) olarak canlandı. İnsanın tüm yaşammda dayanması gereken pozitif bilimlerin doğruladığı, kanıtladığı tasarımlar olmalıdır. Fransa’da 19. yüzyılda olguculuğun iki önemli temsilcisi Saint Simon (1760-1825) ile toplumbilimin kurucusu Auguste Comte oldu (1798-1857). İngiltere’de ise J. Locke (1632-1704) ile başlayan gelişme 19. yüzyılda John Stuart Mill (1806-1873) ile gelişti. Mill, bilgi anlayışında Locke’a, ahlak görüşündeyse bir başka İngiliz Jerey Bentham’ın görüşlerine dayandı. Böylece yararcı (utilitarist) ahlak anlayışı İngiltere’de iki önemli kurucu ve temsilci buldu. 20. yüzyıla girerken İngiltere’de bir başka anlayış kendini gösterdi: Evrim (evolution). Charles Darwin (1809-1882), Türlerin Kökeni adlı kitabını 1859’da yayımladıktan sonra başlayan tartışma sürüp giderken felsefede, özellikle gelişme kavramı yeni bir boyut kazanarak yeniden ele alındı. Darwin’in canlılar dünyasında gördüğü evrim, doğaya egemen en yüksek yasa olarak felsefenin en temel kavramlarından biri oldu. Başlangıçları önceki yüzyılda bulunan, gelişmesi ve etkileri asıl 20. yüzyılda olan “yaşam felsefesi”, ilginç felsefe anlayışlarından biridir. Bu görüşün maddeci çizgideki filozofu Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) tüm felsefesi temelde bir karşı çıkıştır. Nietzsche’nin olgucu-doğacı yaşam anlayışı, biyolojik yaşamı daha değerli sayışının karşısına Wilhelm Dilthey’de (1833-1911) çıkar; onun için en değerli ve en güçlü olan tinsel (manevi) yaşamdır. İdealist yaşam felsefesinin Dilthey’den başka iki önemli temsilcisi; Henri Bergson ve dirimselciliğin (vitalizm) kurucusu Hans Driesch’dir.

20. yüzyıl; bilimsel bulgular, teknoloji yenilikleri, düşüncelerin, görüşlerin çokluğu hızlı ve sürekli değişmelerle sarsılan bir yüzyıldır. İnsan ise değişimin ve çalkalanmanın içinde kendini bulmak zorundadır. İşte bu gereksinim, felsefede insan ve yaşamını odak noktası olarak alan bir akımın, varoluşçu felsefenin doğmasına neden oldu. Bu çağ felsefelerinin bir özelliği de bilimsel gelişmelerden kaynaklanmak oldu. Bilimdeki ilerlemeler metafiziğe karşı Bilimsel Felsefe Anlayışının doğmasına yol açtı, metafizik ile bilimsel savlı felsefenin çatışması başladı. 20. yüzyılda belirli merkezlerde odaklanmış olan felsefe anlayışları giderek kendilerini dışa kapamadılar. Bunun sonucunda da birbirini yadsıyan, birbiriyle bağlantısız değişik felsefeler oluştu. 20. yüzyılın başlıca felsefe akımlarından görüngübilim (Fenomenoloji). Almanya’da yayıldı. Bu akımın önde gelenleri: Edmund Husserl, Husserl’in de hocası olan Franz Brentano ve Max Scheler’dir. Almanya’da 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan bir felsefe akımı da oldu. Görüngübilim (Fenomenoloji) gibi etkileri yurdumuza kadar gelmiş olan Yeni Ontoloji’nin kurucusu Nicolai Hartman’dır (1882-1950). En önemli sorun insanın varoluşunun anlamıdır diye varoluşçu felsefe 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra büyük bir hızla yayıldı, moda felsefe haline geldi. Varoluşçu felsefenin ustaları arasında önceki yüzyıldan Sören-Kirkegaard ve çağımızdan Karl Jaspers, Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, Albert Camus, Merleua-Ponty vb anılabilir.

Bilimsel felsefe, köklerini Ernst Mach’ ın olguculuğunda bulur. Sorun alanını bilimlere ilişkin sorunsallıkta bulan bilimsel felsefenin en önemli dayanağı matematik ve modern mantıktır. Bu felsefenin başlangıcı Viyana Yöresi Okulu’dur. Moritz Schlick, Rudolf Carnap, Ludwig Wittgenstein’ın kurucusu ve başlıca temsilcileri olduğu Viyana Yöresi Okulu’nun düşünceleri kısa zamada yaygınlaştı ve özellikle İngiltere’de, sonra da ABD’de yankılar buldu. Bu gelişme çizgisinde yer alanlar; Karl Poper, B. Russell ve felsefedeki ilk evresiyle Alfred North Weitehead’dir.


Leave A Reply