Padişah Ne Demek? Padişah Kelimesinin Kullanımı ve Anlamı Nedir?

0
Advertisement

Padişah ne demek? Anlamı nedir? Anadolu’da Osmanlı öncesinde hangi anlamlar için kullanılırdı? Padişah kelimesinin kökeni ve anlamı.

Duraklama dönemi padişahları

Padişah (Farsça pad-şah : “koruyucu hükümdar“), İslam devletlerinde ve Osmanlılarda hükümdarlık unvanı. Padişah, 13. yüzyılda Anadolu’da halk arasında hükümdar anlamında kullanılıyordu (örn. Germiyan padişahı, Rum padişahı). 14. yüzyıl belgelerinde ilk Osmanlı hükümdarlarından Orhan (1324/26-60) ve I. Murad (1360-89) için “beğ” (bey), “hünkâr” unvanları ile birlikte padişah da kullanılmıştır.

Bu unvan aynı dönemde Karamanlılar, Candaroğulları ve Germiyanoğulları beyleri için de kullanılmıştır. 15. yüzyılda ise Osmanlı hükümdarlarının, Arapça olan “sultan“ın yanı sıra, padişahı da resmi unvanları arasına aldıkları görülür. Ama padişah sözcüğüne yazışmalarda ve sikkelerde yer verilmemiş, yalnız bir hitap unvanı sayılmıştır. Osmanlı hükümdarının huzuruna çıkanların ona genellikle “padişah-ı âlem-penah efendimiz“, “devletlü padişahım” biçiminde hitap ettikleri bilinmektedir.

Osmanlı hükümdarlarının padişah unvanıyla anlatılan örfi yetkilerinin Oğuz törelerine dayandığı, ayrıca hanedanın da Oğuzların Kayı boyundan geldiği varsayımına bağlı olduğu sanılır. Han, hakan, şah unvanlarını da kullanan Osmanlı hükümdarları, birçok İslam ülkesini buyruklarına almalarından sonra “hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” unvanını da benimsediler. 18. yüzyıl sonlarına doğru imamü’l-Müslimin sanını da alarak “padişah-ı âl-i Osman sultani’l-Müslimin imamı’l-müminin ve halife-i âzam-ı mu-vahhidin” bileşik unvanını kullandılar. 1876 Kanun-ı Esasi’sinin 4. maddesine “zat-ı hazret-i padişahi, hasbe’l-hilâfe din-i mübin-i İslamın hâmisi ve bi’l-cümle te-baa-yı Osmaniyenin hükümdar ve padişahıdır” tanımına yer verildi.

Advertisement

Genel anlamda padişahlık için öngörülen mutlak egemenlik ilkesi en tutarlı uygulama biçimini Osmanlı padişahlarında bulmuştur. Bu egemenliğin Fatih Kanunnamesi ile yasalaştırıldığı bilinmektedir. Buna göre padişahın mutlak yetkileri şer’i konularda “fetva” kurumunca sınırlanırdı. Padişah, yürütme işlerini vekili konumundaki “kul” lanna (örn. vezir, beylerbeyi, komutan) verir ya da doğrudan kendisi kullanırdı. Ferman, menşur, irade, hatt-ı hümayun vb padişahın mutlak egemenliğini simgeleyen belgelerdi. Bu belgelerde yinelenen “buyurdum ki” sözcüğü kesin yaptırım ifade ederdi. Padişah fermanları aynı zamanda birer yasaydı. Padişahlığın mutlak hükmetme yetkileri, ilk kez 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu (Tanzimat Fermanı), ikinci olarak da Kanun-i Esasi ile sınırlanmıştır. Sözcük Doğu edebiyatında da padişah-ı Çin, padişah-ı Huten vb biçimlerde kullanılmıştır. Uğur getiren yolculara, Hz. Âdem’e, Sistan hükümdarlarına da padişah-ı nimrûz denmiştir.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?