Doğa Felsefesi Nedir? Konusu Özellikleri ve Önemli Filozofları Hakkında

0

Doğa felsefesi nedir, özellikleri nelerdir? Doğa felsefesinin öncüleri, filozoflar, özellikleri, hayatları hakkında bilgi.

Advertisement

Doğa Felsefesi:

Thales

THALES:

M.Ö. 6-5 yüzyılda Milet (Batı Anadolu)’te yaşamıştır. Doğayı açıklamada temele: “Hiçten, hiç bir şey meydana gelmez” sözünü alır. Öyleyse her şeyin kendisinden çıktığı bir ilk madde (arkhe) olmalıdır. Bu ilk madde, ona göre “SU “dur. Her şey sudan oluşur ve suya döner. Bu düşünceleriyle, nesneler arasında bir “çocuklukta birliğin” bulunduğunu, nesnelerin kaynağının tek olduğunu, nesnelerin»değişiminin dönüşümlü olduğunu, nesnelerin tümünün bir kaynağı ve sonu olduğunu vurgular.

ANAXİMANDROS:

Thales’in öğrencisiydi. Miletlidir. “Doğa üzerine” adlı bir yapıtı vardır. O da Thales gibi ana madde (arkhe) sorunu üzerinde durmuştur. Ona göre, ana madde su ya da hava gibi belirli bir şey olamaz. İlk şey, belirsiz ve sınırsız (apeyron) dır. Apeyrondan, önce sıcak ve soğuk oluşmuştur. Sıcak, soğuk ve karanlık olanı bir alev küre gibi sarmıştır. Soğuktan iki karşıt; katı ve sıvı doğmuştur. Sıvı sıcaklık nedeniyle buharlaşmış ve gökyüzü meydana gelmiştir. Yeryüzü önce denizlerle kaplı olduğu için, ilk canlılar suda oluşmuştur. İnsan bu balığa benzeyen ilk canlılardan türemiştir.

ANAKSİMENES:

İ.Ö. 585-525. Ona göre, arke havadır. Varlıklar havanın sıkışma ve gevşemesiyle oluşur. Herşey canlıdır. Hava canlıdır (Hilozoizm).

Advertisement

HERAKLEİTOS:

Efes’te yaşamıştır. (İ.Ö. 540-480). O da diğer doğa filozofları gibi varlık sorununa yönelmiştir. Ona göre, evrenin ana maddesi “ateş”tir. Ancak, diğer doğa filozofları ana maddeyi değişmeyen öz olarak ele aldıkları halde, Herakleitos ateşi sürekli değişmeyi anlatabilmek için ele alır. Örneğin, bir tahtayı yakıp kemiren alevin, yakından bakıldığında boyuna ilerleyen bir süreç olduğu görülür, işte bunun gibi tüm evren de canlı bir ateştir, sürekli bir yanma sürecidir. Bu değişme sürecini bir başka biçimde “Bir ırmakta ancak bir kez yıkanılabilir.” sözüyle de örneklendirir. Evrendeki değişmenin zembereği zıtların (sıcak-soğuk, iyi-kötü…) savaşıdır. Bu süreç savaş-uyum-savaş-uyum… biçiminde bir genel değişme yasasına göre oluştuğundan evrende bir karmaşa değil bir uyum vardır.

PARMENİDES:

İ.Ö. 540 – … . Yunan mantık ve diyalektiğinin babasıdır. Ona göre bilginin amacı ve ödevi; var olanı düşünmektir. Var olmayanı düşünmek yanılgıdır. Var olan, birdir, kendi içine kapalıdır, doğmamıştır, değişmez, bölünmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez. Çünkü, var olan meydana gelmiş bir şey olsaydı, var olmayan bir şeyden doğmuş olması gerekirdi, böylece var olmayan gerçekten var olmuş olacaktır. Ancak var olmayan derken, boş uzayı kastetmektedir, var olanla da diğer doğa filozofları gibi “cisimsel” bir varlık anlamakta ve bunu “kendi içine kapalı, birliği olan bir küre” biçiminde düşünmektedir.

Deneyin bir yana bırakılması, var olanın bilgisinin sadece akıldan çıkarılmak istenmesi, deney ile bir çelişmeye vardırmıştır. Çünkü, deney,; doğada birliği değil, çokluğu, değişmemeyi değil, değişmenin olduğunu göstermektedir.

ELEA’LI ZENON:

Çokluğun ve hareketin gerçek olmadığına ait örnekle getirerek Parmenides’i desteklemiştir. Ona göre, çokluğu, hareketi ve bölünmeyi çelişkiye düşmeden düşünemeyiz. Sonsuz bölünebilen uzay ve zaman anlayışı bizi kendi içinde çelişik önermelere (antinomia) götürür. Örneğin: “Uçan ok durmaktadır” çünkü, uçan ok her an belli bir noktada durmaktadır. Hareketinin her bir anında duruyorsa, ok, yolunun bütününde de durmaktadır. Çokluğun olmayacağına ait kanıtına göre; nesneler bir çokluk iseler, hem sonsuz küçük, hem de sonsuz büyüktür. Çünkü, var olanı sürekli bölersek, ya hiç bir şey kalmaz, ya da küçük de olsa bi şey kalır. Hiçleri bir araya getirmekle bir büyüklük elde edilmez, ancak küçüklerin sonsuz kere toplamı ise sonsuz büyüklüğü verir. Öyle ise var olan, birdir, bölünemez ve hareketsizdir.

Advertisement

PYTHAGORAS:

M.Ö. 6. yüzyılda Sisam’da doğmuş, sonra güney İtalyada Kroton kentinde gizli bir tarikat kurmuş. O ve onu izleyenler, matematikte yakından ilgilenmişler ve sayıları, varlığın ana ilkesi (arkhe) yapmışlardır. Örneğin, dört sayısı adaleti gösterir. Çünkü, adalette hem eşitlik, hem de karşıtlık vardır. İkiyle ikinin toplamı dört ettiği gibi, ikiyle ikinin çarpımı da dört eder. Ancak, Pitagorcu’lar sayıları soyut simgeler olarak değil, cisimsel olaak düşünürler ve bu nedenle sayıları üçgen, dörtgen sayılar gibi geometrik olarak ifade ederler. Bu anlayış onları, dik kenarları birer birim olan üçgenin hipotenüsünü ifadede çıkmaza sokmuştur.

EMPEDOKLES:

M.Ö. 5. yüzyılda Sicilya adasında yaşamıştır. Ona göre, insanların meydana gelme, yok olma dedikleri şey, varlıkların temelinde bulunan değişmez dört elemanın (su, hava, ateş ve toprak) birbirine karışması veya ayrılmasıdır. Buna göre, element kavramını ortaya atanın Empedokles olduğu söylenebilir. Ona göre, bu dört eleman evren yapısının sadece gereçleridir. Bunları hareket ettirici güç sevgi ve nefrettir.

DEMOKRİTOS:

M.Ö. 5. yüzyılda Teos (bugünkü İzmir-Urla’nın yakınlarındaki Sığacık) ta yaşamıştır. Ona göre, var olan, meydana gelmemiştir ve yok olmayacaktır. Ancak var olanın dışında bir de var olmayan yanı ‘boşluk’ vardır. Var olanın en küçük parçacıkları, daha küçük parçalara ayrılmayan “atom”lardır. Atomlar cisimseldir. Ve yapıca birdir. Birbirinden yalnız biçimleri, boşluk içindeki yerleri, düzenlenişleri, büyüklükleri ve ağırlıkları farklıdır. Atomlarda olabilen biricik değişiklik, hareket yani yer değişmedir. Bu hareket nedeniyle atomlar, belli yerlere yığılmış ve varlıklar oluşmuştur. Ona göre, bu asıl bilgiyi bize duyularımız değil, aklımız sağlamaktadır.


Leave A Reply